Zona hastalığı belirtileri nelerdir?

11 Temmuz 2017 Salı

sağlık blogu
Zona hastalığı halk arasında gece yanığı olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalık çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Zona oluşmaya başladığında nasıl belirtiler verir, zona hastalığı belirtileri nelerdir, diyorsanız açıklayalım…

Zona hastalığı belirtileri

Zona hastalığında iltihap sinir köklerine yerleşir. Bu durumun sonucunda kıl köklerinde çeşitli yumurtalar birikir. Yumurtaların birikmesi sonucunda, kıl köklerinde yumurtlama meydana geldiği andan itibaren Ağrılı ve sancılı süreç başlar.  Bu durumun sonucunda deri köklerinde küçük kabarcıklar meydana gelir.

Zona hastalığı deride kızarıklık ve kabarıklık haricinde şu şekilde belirtiler verir;
 
  • Halsizlik
  • Ateşlenme
  • Sürekli yorgunluk
  • Deri üzerinde yanma veya ağrı

Bulunduğu bölgede oluşmaya çalışan zona yarası mide, safra kesesi,  kalp ve böbrek ağrılarıyla karıştırılabilir.

Zona hemen hemen her yaş gurubunda çıkabilen bir hastalıktır.  Fakat 50 ve ve üzeri kişilerde zona hatalığının görülme sıklığı daha fazladır.  Aynı zamanda zonanın ortaya çıkmasının da çeşitli nedenleri vardır.

İşte zona hastalığının nedenleri
  • Depresyon
  • Stres
  • Yoğun iş temposu
  • Üzüntü
  • Kanser ilaçları kullanımı
  • Radyasyon tedavisi
  • Dengesiz ve yetersiz beslenme
  • Besin zehirlenmesi  ve yaşanan bir takım kazalar sonucu ortaya çıkabilir.

Zona hastalığının günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Hastalığın genellikle tekrarlama olasılığı çok fazladır. zona hastalığı ortaya çıkmaya başladığı an ve belirtilerini hissetmeye başladığınız andan itibaren muhakkak doktor kontrolünde tedavisi yapılması gerekir.  Doktorun verdiği ilaçlar çok fazla yan etki gösteriyor ve ilaca karşı hassasiyetiniz olduğu doktor tarafından söylendiyse alternatif tıp yöntemlerine yine doktor kontrolünde başlayabilirsiniz.

Zona hastalığı doğal tedavi yöntemleri 
 
  • 6 adet lahana yaprağını robottan geçirin. Daha sonra lahana yapraklarını temiz bir tülbent içerisine koyun ve yara olan bölgeye uygulayın.
  • 4 Çorba kaşığı ezilmiş kuşburnu 4 su bardağı suyun içine atılarak yarım saat kaynatılır. Karışım nöbet şekeri ile tatlandırılarak günde 3 defa tüketilir.
  • 1 Çay kaşığı kurutulmuş oğul otu 2 su bardağı kaynamış suyun içine atılarak 10-15 dakika bekletilir. Elde edilen karışım lezyonların üzerine sürülür.

Zona tedavisi nasıl yapılmalıdır? 
 
Zona tedavisi muhakkak tıbbi bir yöntemle yapılmalıdır. Çünkü zona sinir uçlarını etkileyen bir hastalıktır. Doktorun vermiş olduğu ilaçlar ağrıları kısa sürede azaltır ve zonanın geçmesine yardımcı olur. Zonanın erken tedavisi oldukça önemlidir. Kabarcıklar ve kızarıklıklar ortaya çıkmadan önce hastalığın anlaşılıp tedavisinin yapılması ağrılı süreci bir nebze de olsa iyi geçirmenizi sağlayacaktır.  

Yanma ve ağrı hissinin duyulmaya başlamasıyla en geç 3 gün içerisinde ilaçlara başlanması gerekir. Ciltte oluşan kızarıklıklar meydana gelmeden zonanın tedavi edilmesi en iyisidir.

Zonanın tekrarlaması ve bir daha ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirler alınması gerekir. vücut yorgun düştüğünden ve bağışıklık sisteminin zayıflamasından zona hastalığı meydana gelmektedir. bu nedenle hastalık süresince dinlenmek oldukça önemlidir.  Aynı zamanda yaraların iyileşmesi için doktorun önerdiği şekilde pansumanları ihmal etmemek gerekir.

Kıl dönmesinin nedenleri ve tedavisi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

sağlık blogu
Kıl dönmesinin genellikle 30’lu yaşlardaki genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda görülmesi nedeniyle, bu sorunun fazla ve sert kıllardan kaynaklanabileceği görüşü ağır basıyor. Oysa kuyruk sokumunun yapısından fazla kiloya kadar pek çok etkenin rahatsızlığa zemin hazırlayabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Ancak günümüzde minimal invaziv yöntemler sayesinde kişi, daha kısa sürede bu rahatsızlıktan kurtulabiliyor ve günlük hayata hızlıca dönebiliyor” diyor.

Küçük bir sorun gibi görünmesine rağmen, kişinin yaşam kalitesini düşüren kıl dönmesi, kuyruk sokumunda Ağrılara, akıntı, şişlik, koku, kanama, iltihaplanma ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açıyor. Kimilerinde uzun süre hiçbir belirti vermezken, çoğunlukla kuyruk sokumunda apse gelişimiyle kendini ele veriyor. Genellikle gençlerde ve erkek popülasyonda görülen kıl dönmesi sanıldığı gibi, sadece vücut kılları fazla ve sert olanlarda görülen bir sağlık sorunu değil.

Aynı sorunun bölgede tüy yoğunluğu olmayan genç kızlarda da görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Aşırı terleme, kuyruk sokumu oluğunun dar ve derin olması, bölgede biriken tüylerin uzun süre kalması gibi nedenler de kıl dönmesine yol açabiliyor” diyor. Ayrıca, uzun süre oturarak çalışmak, şişmanlık ve bölge hijyeninin kötü olması da rahatsızlığa zemin hazırlıyor.

Köstebek yuvası gibi yayılıyor!

Kıl dönmesi tedavi edilmediğinde sorun daha da büyüyor. Uzun dönem devam eden ve tedavi edilmeyen vakalarda, kist boşluğunun iltihaplanması sonucunda cilt altında kronik enfeksiyon meydana gelebiliyor. Enfeksiyonun şiddetli olduğu dönemlerde ateş ve iltihabi akıntı birbirine eşlik ediyor. Dr. Hakan Yardımcı, rahatsızlığın farklı noktalara yayılabileceğine de işaret ediyor:

“Rahatsızlık, orta hattın yukarı aşağısına veya sağına soluna doğru fistüller oluşturarak, yeni sinüs ağızları oluşturabilir ve cilt altında köstebek yuvası gibi geniş alanlara yayılabilir.” Kıl dönmesinde, uzun süre (15-35 yıl) tedavi olmayan kişilerde çok nadir olarak epidermoid (deride) kanser gelişimi de var ancak bu durum, kronik enfeksiyon, kronik irritasyon sonucunda gelişiyor.

En kötü yanı nüks etmesi

Kıl dönmesinde oluşan kist cerrahi olarak çıkartılsa bile nüks etme ihtimali var. Ancak tekrar etmemesi için alınabilecek bazı önlemler de bulunuyor. Ameliyat öncesi iyi bir hazırlık yapılması, enfeksiyonun giderilmesi, hijyenik bakımın iyi olması, uygun ameliyat modeli ve ameliyatın titizlikle yapılması olası tekrarların önüne geçiyor. Ameliyat sonrası erken dönemde yaranın korunması ve doktorun önerilerine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Hakan Yardımcı, “İlerleyen zamanlarda ise, ameliyat bölgesinin tüylerden temizlenmesi ve bölge hijyeninin sağlanması çok önemli.

Kuyruk sokumunda ameliyat sonrasında tüylerin temizlenmesi, tek başına bile nüksleri engelleyebilir.” diyor. Tüylerin temizlenmesinde lazer epilasyon yöntemini öneren Dr. Hakan Yardımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ameliyat sonrası erken dönemde cilt hassas olabileceğinden ilk aylarda önermiyoruz. Yerine jilet ile dikkatlice temizlemek daha uygun. Ayrıca lazer epilasyon, özellikle kuyruk sokumunda çok yoğun ve sert tüyleri olan kişiler veya ailesel olarak hastalığa yatkın olan kişiler için önleyici olması açısından faydalı.”

En etkin tedavi, cerrahi

Kıl dönmesinin etkin tedavisi, cerrahi yolla yapılıyor. Hastalığın cerrahi tedavisinde yıllar boyu kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte, günümüzde minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığından bahseden Dr. Hakan Yardımcı, bu yöntemlerden biri olarak son yıllarda öne çıkan diode lazeri örnek veriyor: “İnsanlar artık kıl dönmesinin cerrahi tedavisinde; ameliyatın kısa sürmesini, ameliyat sonrasında günlük aktivitelere ve işe erken dönebilmeyi istiyor.

Bunları mümkün kılan diode lazer yönteminde işlemin genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor olması, geniş yara olmaması ve dikişe gerek duyulmaması yeni yöntemin diğer avantajları... Kişi ameliyat sonrası daha az ağrı hissediyor ve kolayca poposunun üzerine oturup banyo yapabiliyor.”

Fistül lazerle kapatılıyor

Bir lazer teknolojisi olan diode lazer yönteminden, kıl dönmesinin yol açtığı fistülün (tünel) kapatılmasında faydalanılıyor. Diode lazer, verdiği enerji sayesinde dokunun kendi üzerine çökerek fistülün kapanmasını sağlıyor.

Ameliyat öncesinde bir kür oral antibiyotik tedavisi başlanarak, kist boşluğunun küçültülmesi amaçlanıyor. Ameliyat sırasında, diode lazer işlemine geçilmeden önce, küçük ve ince uçlu bir küret kullanılarak, kist boşluğu iyice temizleniyor. Ardından kıl dönmesinin olduğu sinüs ağzından girilerek lazer uygulanıyor. Yöntem sayesinde tüm boşluk kapatılıyor ve işlemin bu kısmı 10-15 dakika sürüyor.

Hangi belirti hangi hastalığın işareti?

29 Kasım 2013 Cuma

Görmede bulanıklık katarakta, baş ağrısı tansiyona işaret edebilir Görmede bulanıklık katarakta, baş ağrısı tansiyona işaret edebilir.

Ateş, ağrı, kilo değişimi, yorgunluk, baş dönmesi, öksürük, kaşıntı... Bütün bu belirtilerin bir ya da birkaç anlamı olabiliyor. Bu belirtilerin farkında olmak hastalıkların erken teşhisinde ve tedavisinde çok önemli rol oynuyor. Bakın hangi belirtiler hangi sağlık sorunlarına işaret ediyor...

Ağrı, ateş, kilo değişimi, çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, baş dönmesi, bulantı, kusma, bilinç değişikliği, kuvvetsizlik, duyu bozuklukları, iştahsızlık, öksürük, ciltte ve vücut sıvılarında renk değişiklikleri, kaşıntı, yumruların belirmesi gibi belirtilerin hepsinin bir veya birkaç anlamı olabiliyor. Yeditepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, “Bireyin, vücudundaki belirtilerin farkında olması, önemsemesi ve zamanında doktora giderek muayene olması hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Küçükardalı en çok ciddiye alınması gereken belirtileri şöyle sıralıyor:

BU BELİRTİLERİ CİDDİYE ALIN!
İsteğe bağlı olmaksızın ayda 3 kilo ve ya 3 ayda 5 kilo üzerinde olan kilo kaybı veya kilo alımı.

Vücuttan atılan katı/sıvı atıklarda (dışkı, idrar, tükürük, balgam, vb) kan görülmesi.

İstirahatte ve/veya az bir efor ile oluşan göğüs ağrıları.

İstirahatte ve/veya az bir efor ile oluşan nefes darlığı.

Şiddet, yerleşim, süre ve eşlik eden başka belirtilerin olması bakımından alışılmışın dışında baş ağrısının olması.

1 günden uzun süre idrar, 3 günden uzun süre dışkı yapamama.

Karın ağrısı ile birlikte; ateş, bulantı, kusma, iştahsızlık, halsizlik gibi belirtilerden bir veya daha fazlasının olması.

Ellerde ve/veya ayaklarda kuvvet ve duyu kaybı olması.

Baş dönmesi. (Tek başına veya çarpıntı, terleme ve bilinç değişikliği ile birlikte)

Tekrarlayan ateş ve beraberinde bulantı, kusma, karınağrısı, nefesdarlığı, çarpıntı gibi şikâyetlerin bir veya bir kaçı.

Ciltte sararma ya da morarma gibi renk değişiklikleri.

Vücudun herhangi bir yerinde gelişen ağrılı ya da ağrısız şişlikler.

Dinlenmeyle geçmeyen yo gunluk.

BAŞIN ÖN BÖLGESİNDE BASINÇ HİSSİ:
Genellikle sinüziti akla getirir. Ancak göz tansiyonu, kafa içinde ön kısımda yer işgal eden lezyon ile bazı migren çeşitlerinde de bu his olabilir.

Ensede ağrı ve basınç: Tansiyon yüksekliği, boyun omurlarında kireçlenme, sinir basıları, kas spazmları gibi patolojileri düşündürür.

Şakaklarda ağrı ve basınç duygusu: Gerilim tipi baş ağrıları, çene ekleminde kireçlenme, kulak önündeki tükürük bezinin hastalıkları, şakak bölgesindeki damarın mikropsuz iltihaplanması.

Başta basınç hissiyle beraber görmede bulanıklık: Göz tansiyonu, gözün arka tabakalarında kanama, yırtılma olması.

Görmede bulanıklık: Katarakt, gözün optik sisteminde bozukluk, şeker ve tansiyon hastalığına bağlı göz damarlarında hasarlanma, göz sinirinin hastalıkları, gözün saydam tabakasının hastalıkları, kafa içinde görme merkezinin hastalığı.

Göz kararması: Tansiyon düşmesi veya yükselmesi, kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi, tuz dengesinin bozulması.

Cisimleri bir perdenin ardında görüyormuş hissi: Katarakt.

Görüntüye odaklanamama: Mercek sisteminde olan bozukluklar, görme sinirinin hastalıkları.

Baş dönmesi: Tansiyon yükselmesi ve düşmesi, iç kulaktaki denge organının hastalıkları, sıvı noksanlığı, kansızlık, tuz dengesi bozukluğu, vitamin noksanlığı, kafa içinde basınç artışı, görme bozuklukları, beyin sapı hastalıkları.

Burun kanaması: Pıhtılaşma sistemi hastalıkları, kandaki pulcukların sayısının ve fonksiyonunun az olması, tansiyon yüksekliği, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi, burun içinde kılcal damar yumağının olması, ileri dönem karaciğer-böbrek hastalığı, burun içinde enfeksiyon.

Burun tıkanıklığı: Gribal enfeksiyonlar, burun alerjisi, burunda deviasyon, polip.

Baş dönmesiyle beraber görülen burun kanaması: İlk akla gelmesi gereken tansiyon yüksekliğidir.

Ani işitme kaybı: Kulak zarında travma ya da enfeksiyona bağlı delinme olması, işitme sinirine toksik etkisi olan ilaçlar, yüksek desibelde sese maruz kalma, multipl skleroz (MS) denilen hastalığın işitme sinirine zarar vermesi, işitme sinirinin tümör ya da başka nedenlere bağlı basıya maruz kalması.

Kulak çınlaması: İç kulakta bulunan kemikçiklerin kireçlenmesi, kalbin hızlı veya düzensiz çalışması, tansiyon yüksekliği, menier hastalığı. Bazen araştırmalara rağmen sorunun nedeni ortaya konamayabilir.

Ağız içinde aft: Ağız içi enfeksiyonlar, dişlerde bakteri plaklarının olması, vitamin noksanlığı, demir noksanlığı, mantar enfeksiyonları, lupus hastalığı gibi bağışıklık sistemi hastalıkları, göz, cilt damar iltihabı da eşlik ediyorsa Behçet hastalığı.

Bademciklerde ağrı: Tonsillit denilen bademcik iltihaplanması. Virüs ya da bakteri enfeksiyonları. Bademciğin lenf sisteminin hastalığına bağlı olarak büyümesi.

DİŞ ETİ KANAMASI
Ağız hijyeninin kötü olması, diş eti enfeksiyonları, diş taşları, vitamin noksanlıkları, pıhtılaşma sistemi hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, nadiren kan kanserine bağlı pıhtılaşma sisteminin bozulması.

Ses kısıklığı (Geçici ve sürekli): Larenjit denilen boğaz enfeksiyonuna veya alerjiye bağlı ses tellerinde ödem olması, ses tellerinde nodül, ses tellerini yöneten sinirin felci, guatra bağlı olarak ses telleri sinirinin basıya maruz kalması, ses tellerinin aşırı kullanımı, guatr ameliyatlarında ses telleri sinirinin zarar görmesi, fazla sigara içenlerde larenks organının kanseri.

Boyun ağrısı: Boynun ön tarafının ağrılarında lenf bezi hastalıkları, tiroit bezinin mikroplu ya da mikropsuz hastalıkları, boğaz enfeksiyonları, tükürük bezi hastalıkları. Boynun arka kısmının hastalıklarında kireçlenme, tansiyon yüksekliği, boyun fıtığı, gerilim tipi baş ağrıları, kemik erimesi.

Boynu sağa ve sola doğru çevirirken zorlanma duygusu: Boyun omurlarında kireçlenme, tortikolis denilen boyun kaslarında spazm, boyun kaslarını yöneten sinirlerin hastalıkları, doğuştan ya da sonradan olan boyun kası hastalıkları.

Yutkunma zorluğu: Farenjit, tonsillit gibi ağız içi en feksiyonları, dil hareketlerini sağlayan sinirin hastalıkları, ağzın arka kısmında tümör, bademciklerin büyük olması, ur, iç guatr, yemek borusunda cep-di vertikül olması.

Eklem ağrıları: Hareket etme ile artan eklem ağrıları genellikle kireçlenme, kıkırdak hasarı, eklem bağlarında hasar gibi mekanik nedenlere bağlıdır. İstirahat eklem ağrıları oluyorsa ve buna şişme, ısı artışı, kızarıklık eşlik ediyorsa mikroplu ya da mikrosuz iltihaba bağlı olan ağrılardır. Mikroplu olana ‘septik artrit’ denir. Mikropsuz olanlar; romatoid artrit, gut, lupus, Akdeniz ateşi artriti, enfeksiyon sonrasında olan reaktif artrit, sedef hastalığı artriti, iltihaplı bağırsak hastalığı artriti gibi hastalıklara bağlı gelişir.

Kaslarda meydana gelen ani çekilmeler: Bunlar çok küçük kas liflerini içeren hafif seyirmeler tarzında olabildiği gibi kasın tamamını ilgilendiren kasılmalar tarzında da olabilir ve kol ya da bacağın istem dışı hareketine yol açabilir. Beyinden kaynaklanan istem dışı uyarılara bağlı olabileceği gibi eletrolit bozukluklarına, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya bağlı da olabilir.

El ve bacaklarda hissizlik ve uyuşma: Sinir dokusunu ilgilendiren mekanik ya da metabolik nedenlere bağlı ortaya çıkan bir yakınmadır. Bir kol veya bacakta bu yakınma varsa ve genellikle ağrı, kuvvet azalması gibi yakınmalar eşlik ediyorsa öncelikle sinir dokusunun omurilikten çıktığı yerden itibaren geçtiği yerlerde basıya maruz kalmış olabileceği düşünülür. Ancak kollar ve bacaklarda yaygın olarak varsa akla şeker hastalığı, üre yüksekliği, vitamin noksanlığı, sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum gibi elektrolitlerin eksiklik ya da fazlalığı gelmelidir. Nadiren beyin içinde tümör ya da sinir dokusunu ilgilendiren bağışıklık sistemi hastalıkları olabilir.

Sabahları parmak eklemlerinin açılmasında zorlanma: İltihaplı romatizmanın en önemli belirtilerindendir. Dinlenme ağrısı olması ve birkaç saat sonra ellerin hareket etmesiyle birlikte hareket kısıtlılığı ve ağrının azalması önemli bir belirtidir. Bazı romatolojik hastalıklarda da benzer yakınmalar olabilir.

Dizlerde gıcırdama: Kireçlenmenin en önemli bulgularındandır. Genellikle 50’li yaşlarda olması beklenir. Dizlerin hareket etmesiyle birlikte hem ağrı oluşur hem de sanki kar üzerine bastığımızda çıkan sese benzeyen bir ses duyulur.

Baş Ağrısının Nedenleri

21 Ekim 2012 Pazar

“Başım çok ağrıyor”, “baş ağrısı beni delirtiyor”, “başım çatlıyor sanki” gibi cümleleri etrafımızdaki insanlardan sık sık duyarız. Baş ağrısı bazen bir anda bazen de kendini hissettire hissettire gelir. Baş ağrısının beslenme, stres ve hormonlarla yakından ilişkisi vardır.

Baş ağrısı sebebiyle doktora başvuranların sadece %5-7′sinin şikayetleri, baş ağrısına neden olabilecek yapısal bir bozukluktan kaynaklanır. Oysa ağrılar çoğu zaman kişinin iş yapabilmesini ya da fiziksel bir etkinliği yapmasını engelleyecek boyutlardadır.

Baş ağrısı rahatsızlığının onlarca nedeni vardır, bu durum zaman zaman ciddi boyutlara ulaşır ve yaşamı tehdit eden problemler haline gelir. Baş ağrısının ciddi olabileceğini gösteren bazı önemli ipuçları vardır;

-Hasta 50 yaş üzerindeyse,
-Eşlik eden ciddi bir sistemik hastalık veya kanser varsa,
-Hasta hayatında ilk defa bu kadar şiddetli bir ağrı tarif ediyorsa,
-Ağrı giderek sıklaşıyor veya basit ağrı kesicilere yanıt vermeyecek düzeyde şiddetli hale geliyorsa,
-Ağrıya başka nörolojik yakınmalar eşlik ediyorsa, hasta mutlaka hekim kontrolünde incelenmelidir.

Baş ağrısı türleri arasında ilk sırayı alan migren, her dört kadından birinin kabusu olur. Doktor desteği almak isteyenlerin büyük çoğunluğu ise teşhis sıkıntısı yaşar. Migreni tetikleyen unsurlar arasında ilk sırayı stres alır.

Baş aktör östrojen hormonu
Migren çoğunluklar kadınlarda görülür. Migren beyindeki kan damarlarındaki değişiklikten dolayı oluşur. Kadınlardaki hızlı hormonal değişimlerin sıklığından ötürü de kadınlarda daha yoğun görülür. Beslenme de migren tedavisinde önemli bir yer alır.

Çikolata, turunçgiller, kırmızı şarap, kahve ve peynir migreni tetikleyebilen besinlerdir. Bunların yanı sıra salam ve sosislerdeki koruyucu maddeler, sigara içmek, kansızlık veya tiroid bezinin yanlış çalışması gibi durumlar da migren ataklarını tetikleyebilir. Bazı migrenli hastaların atakları ise stres, uykusuzluk, açlık, üzüntü ve sıkıntı nedeniyle artabilir. Baş ağrısı tedavisi bir ekip işidir, ağrıya neden olabilecek bir ya da birden fazla sorun olabilir. Bu sebeple çok yönlü bir araştırmayla doğru sonuca ancak ulaşılabilir.

Migren doğru tanı, doğru tedavi ve düzenli doktor kontrolü ile kişinin günlük yaşamını rahatça sürdürebileceği bir hastalıktır. Migren tedavisinde ilk adım ağrıları tetikleyecek faktörlerden uzak durarak günlük hayatın düzenlenmesidir. Ayrıca ağrıyı önleyecek tedaviler ve ağrı başladığı zaman bunu dindirecek atak tedavileri vardır. Tüm bunların doğru bir yaklaşımla uygulanması tedavi başarısını oldukça arttırmaktadır.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger