Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

'Grip aşısı olalım mı, olmayalım mı?'

23 Eylül 2014 Salı

hastalik
Sonbaharla birlikte grip aşısıyla ilgili görüş ayrılıkları yine gündeme geldi. Aşının ilaç firmalarının pazarlama harikası olduğunu ileri süren de var, doktora başvuruları ve ölümleri önlediğinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyen de. İnsanların kafasındaki soru ise aynı: 'Grip aşısı olalım mı, olmayalım mı?'

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sıradan bir mevsimsel grip döneminde hastalık dünya genelinde 3 ile 5 milyon şiddetli vakaya, 250 bin ile 500 bin civarında ölüme neden oluyor. Grip mevsimleri, her yıl grip aşısının koruyuculuğu ve gerekliliği ile ilgili görüş ayrılıklarını da beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlar aşının gripten korunmada yeterli etkiyi göstermediğini belirtirken, bazıları tersini savunuyor ve özelikle risk grubundakilerin mutlaka aşılanması gerektiğini söylüyor.

Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, grip aşısının işe yaramadığı görüşünde. Grip virüslerinin sürekli mutasyona uğradığını, dolayısıyla grip aşısının da aynı şekilde mutasyon geçirdiğini belirten Aktaş, “Yani, önümüzdeki günlerde grip hastalığına yol açacak virüsün hangisi olduğunu bugünden bilmemiz mümkün değil. Her sene yenilenen grip aşıları, bir önceki senenin grip virüsü suşlarına (ailesine, alt grubuna) göre hazırlanır. Sadece geçmiş dönemde hastalık yaptığı tespit edilmiş virüslerden korur, gelecek dönemde hastalık yapacak olan yeni grip virüslerinden korumaz” dedi.

Gribin, özellikle çocuklar ve yaşlılarda bulaşıcı hastalıklara zemin hazırlayarak, orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi tehlikeli sonuçlara neden olabildiğini aktaran İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur ise aşının etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyledi.

'HİÇ BİR AŞI % 100 KORUYUCU DEĞİL'
Badur, “Grip aşısının ne oranda doktora başvuruları, hastaneye yatışları ve ölümleri önlediği çok sayıda bilimsel çalışma ile kanıtlanmış ve yayınlanmıştır. Ancak hiç bir aşı %100 koruyucu özelliğe sahip değildir. Ayrıca grip aşısının hedeflerinden olan gruplarda, örneğin yaşlılarda bağışıklık sistemi genç-sağlıklı bir erişkinden daha zayıftır ve aşıya istenilen oranda yanıt veremez. Buna rağmen yine de grip aşılarının bu tip immün sistemleri zayıflamış gruplarda ne denli kazanım sağladığı hesaplanmıştır. Bağışıklık sistemi güçsüzleşmiş kişiler için de istenen düzeyde koruma sağlayacak aşıların hazırlanması için çalışmalar devam etmektedir” şeklinde konuştu.

Grip aşısının koruyuculuğuna, doktorların bile inanmadığını belirterek Akdeniz Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya atıfta bulunan ve “Çalışma sonucunda hekimlerin sadece %14’ünün grip aşısı yaptırdığı ortaya çıktı. Yani firmaların bunca pazarlama çalışması hekimleri inandıramamış, %86’sı grip aşısını yaptırmamış” diyen Dr. Aktaş, grip aşılarıyla ilgili araştırmalardan örnekler verdi: “Grip salgınından ölenlerin %90’ından fazlası 65 yaş üstü hastalar. Dolayısıyla, grip aşısından beklenen en büyük fayda, bu yaş grubunu korumasıdır. Peki, 65 yaş üstünde grip aşısının koruyuculuğu ne kadar? Sadece %9. Bu rakamı kim veriyor? Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC – Center’s for Disease Control and Prevention). (1) Yani %9 koruyan bir aşı, yeterince koruyor denilebilir mi?

'BİR AŞININ % 85-95 KORUYUCU OLMASI GEREKİR'
Yine Minnesota Üniversitesi’nin 2011’de yaptığı bir araştırmada, grip aşısı hakkındaki 5.707 makale taranmış ve bunların arasından bilimsel olarak yeterli görülen 31 makalenin analizi yapılmış. Analizde, 18-65 yaş aralığındaki koruyuculuğa da bakılmış ve sadece %59 koruduğu bulunmuş. Oysa bir aşının etkin kabul edilebilmesi için, en az % 85-95 arası koruyuculuğunun olması gerekir. (2)”

‘GRİP AŞILARI MASUM DEĞİL’
Avrupa’da yapılan 2 çalışmada, grip aşısının yapıldıktan 3 ay sonraki koruyuculuğuna bakıldığını anlatan ve “Koruyuculuk, bir çalışmada sıfır, diğerinde eksi bir olarak bulundu. (3)” diye konuşan Dr. Aktaş’a göre grip aşılarının bazı yan etkileri de var: “Bunlar sanıldığı gibi masum aşılar değil. Çalışmalarda, grip aşısının felçlere neden olan Guillain-Barre sendromuna yakalanma riskini arttırdığı gösterildi. (4) Avrupa’da pek çok ülke, geçtiğimiz yıllarda grip aşılarını piyasadan toplattı. İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya Sağlık Bakanlıkları, toplatılan aşılarda, insan sağlığını tehdit edebilecek kalite hataları olduğunu açıkladı.”

Dr. Aktaş’ın verdiği araştırma örneklerini değerlendiren Prof. Badur’un yorumu; “Doktor beyin söylediği yayınları biliyorum ancak bu yayınların her birine metodoloji açısından bazı eleştiriler yöneltildi. Gelişmiş ülkelerde milyonlarca kişi grip aşısı kullanırken ve ülkemizde 15-20 milyon doz aşı kullanılması gerekirken, sadece 2,5 milyon doz kullanılmakta; buna rağmen hala öne sürülen bu tip yaklaşımları çok sağlıksız ve bilimsellikten uzak bulmaktayım. Yaşlılar asıl korunması ve aşılanması gereken gruptur ancak yaşlanma ile aşılara yanıt zayıfladığından sağlıklı bir erişkinde %80’ler civarında olan grip aşısı etkinliği, yaşlılarda % 50’lere düşüyor. Bu durumun düzeltilmesi için yeni arayışlar sürmekte; 3'lü aşılar yerine bu yıl kullanıma ülkemizde de girecek olan 4'lü aşılar gibi. Ancak şu an için elimizdeki olanak %50’lik koruma sağlayan aşıyı kullanmak” şeklinde oldu.

DR. AKTAŞ: GRİP AŞISINI KİMSEYE ÖNERMİYORUM
“Ben bir hekim olarak, grip aşısını hiç kimseye önermiyorum” ifadesini kullanan Dr. Ümit Aktaş, grip aşısının, hiç bir ülkenin zorunlu aşılama programında bulunmadığını dile getirirken, Prof. Selim Badur, grip aşısı yapılması gereken grupların listesinin Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlandığını ve birçok ülkenin sağlık yetkilileri tarafından kabul edilerek bu gruplara ücretsiz aşılama yapıldığını söyledi.

PROF. BADUR: RİSK GRUBUNDAKİLER MUTLAKA AŞILANMALI
2012’ye kadar yaşlılar, çocuklar, sağlık çalışanları ve kronik hastalığı olanların risk grubu listesinde yer aldığını kaydeden Prof. Badur, “Ancak 2009 pandemisinin öğrettiklerinden sonra aşılanması gerekenler listesinin ilk sırasına gebeler konmuştur; hem kendilerini hem de dünyaya gelecek çocuklarını korumak için inaktif grip aşısının gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanması DSÖ tarafından önerilmektedir” dedi.

Aşıda görüş ayrılıkları var ancak uzmanlar gripten korunmada önemli rol oynayan hijyen ve beslenme konusunda ortak noktalara değiniyor. Prof. Dr. Selim Badur’un görüşleri: “Elbette kişisel hijyen kuralları, bağışıklık sistemimizi güçlendirecek doğru beslenme alışkanlıkları ve nihayet koruyucu aşılardan yararlanmak suretiyle hem bireysel hem de toplumsal anlamda gripten korunmaya çalışmak uygun bir yaklaşımdır. Doğru beslenme, immün sistemin sağlıklı çalışması için önemlidir. Ancak genel anlamda, doğru beslenme alışkanlıkları dışında, spesifik olarak influenza virüslerine direkt etki eden bir besin maddesi yoktur. Bitki çaylarının, C vitamininin ve diğer gıdaların doğrudan grip etkeni üzerine bir etkisi henüz saptanmamıştır.”

‘GRİP OLAN ÇALIŞANLARA NAZLANMADAN İZİN VERİN’
Kişinin daha önce geçirdiği grip enfeksiyonlarına karşı vücudunda gelişen bağışıklığın, korunmada en önemli faktör olduğunu dile getiren Dr. Ümit Aktaş’a göre de sadece el yıkama alışkanlığı ve kapalı ortamları düzenli olarak havalandırmak bile grip salgınlarından korunmakta bir hayli etkili.

“İşverenlere önerim, grip olan çalışanlarına hiç nazlanmadan ve cömert bir şekilde sağlık izni versinler. Böylece hem hastanın daha kolay iyileşmesini sağlamış hem de diğer çalışanlarına bulaşmasını engellemiş olurlar. Toplum sağlığı açısından ve en az işgücü kaybı için en doğru yöntem budur” önerisinde bulunan Aktaş’ın bağışıklığı güçlendirmede, dolayısıyla gripten korunmada etkili olan beslenme önerileri ise şöyle: “Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılacak ilk iş, beslenmeyi düzenlemektir. Öğün atlamanın ve uzun süre aç kalmanın bağışıklık sistemini baskıladığı bilimsel yayınlarla gösterilmiştir. Düzenli yemek yenmeli, öğün atlanmamalı.

EV TURŞUSU VE EV YOĞURDU YİYİN
Probiyotikler (faydalı bakteriler), enfeksiyon yapan ajanları engelleyebilme yeteneğine sahiptir. Bol miktarda probiyotik içeren fermente besinler, yani tarhana çorbası, ev turşusu ve ev yoğurdu yemek enfeksiyonlardan korunmakta önemlidir. Özellikle son bir yıl içinde eğer antibiyotik tedavisi alınmışsa, probiyotikler kaybedilmiş olacağından, mutlaka probiyotik takviyesi alınmalıdır. Bir kür antibiyotik almak, vücuttaki probiyotiklerin %95’inin kaybına yol açar.

PAÇA VE İŞKEMBE ÇORBASI İÇİN
• Paça, işkembe ve tarhana gibi çorbalar, hem yüksek oranda kollajen hem de kök hücre içerir, bağışıklığı desteklerler, düzenli tüketmekte fayda vardır.
• Kolesterol vücudun yapı taşıdır. Vücudumuzda meydana gelen hasarlarda tamir eden faktör kolesteroldür. Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için kolesterole ihtiyaç vardır. Bu nedenle, enfeksiyonlardan korunmak için özellikle çocuklarda yağ kısıtlaması yapılmamalıdır.

ŞEKERDEN UZAK DURUN
• Şeker, bağışıklık sistemi için zehirdir. Beslenmeden tamamen çıkarılmalıdır.
• Tüm taze sebze ve meyveler mevsiminde tüketilmelidir. Mevsim dışı üretilen taze sebze ve meyveler yüksek oranda tarım ilacı ve hormon barındırırlar. Bu kimyasal maddeler bağışıklık sistemi için gerçek bir zehirdir.
• Hayatın özü dengedir. İnsan organizması bir denge organizmasıdır. Dengeyi bozmamak, huzurlu ve mutlu yaşamaya gayret göstermek, sağlıklı yaşamın anahtarıdır.

Kış Enfeksiyonlarından Korunun!

12 Kasım 2012 Pazartesi

Soğukların iyice bastırmasıyla birlikte özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında önemli bir artış gözlemleniyor. Havaların soğuması, hava kirliliğinin artması, okul, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri vb. gibi havasız ve aşırı ısıtılmış ortamlarda uzun süre kalınması, çocukların maruz kaldığı soğuk algınlığının sürekli bulaşması sonucu hastalıkların görülme oranı artmakta. Bunlardan en sık görülenleri ise soğuk algınlığı, grip, zatüre, tonsilit, bronşit, farenjit ve sinüzit olarak sıralayabiliriz. Özellikle halk arasında” Beta” olarak bilinen A grubu Beta hemolitik streptokok bakterileri şiddetli boğaz enfeksiyonlarına sebep olabiliyor.

Kış aylarında burun ve ağız içi mukoza dokularının kuruması, hareketsizliğin artması, soğuk havada fiziksel stresin daha fazla olması, beslenmede daha ağır ve sağlıksız gıdalara yönelim enfeksiyonlara yakalanma eğilimini arttırabiliyor.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ NASIL GÜÇLENDİREBİLİRİZ?

Güçlü bir bağışıklık hastalıklara yakalanmayı büyük ölçüde önler. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için her şeyden önce dengeli beslenmeli, yeterli uyku uyumalı, hastalanmamaya gayret etmeliyiz. Vitamin yönünden zengin, protein ve karbonhidrattın ihmal edilmediği bir beslenme düzeni çok önemli. Stresi kontrol altına alabilmek, sigara içmemek, alkol tüketiminde aşırıya kaçmamak yapılması gerekenler arasında. Günlük yaşamın hızlı temposu altında pek çoğumuz bunları uygulayamamadan şikayetçi olabiliyoruz. Böyle durumlarda vitamin, mineral ve besin desteklerinden yararlanabiliriz. C vitamini, Çinko, Echinacea, Umcabloba (Afrika Sardunyası), Beta glukan, colostrum (annenin ilk sütü) içeren bitkisel destekler size yardımcı olabilir. Risk grubundaki kişilerin ise grip ve zatüre aşısı olmayı ihmal etmemesi gerekiyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hastalandığımızda doktora başvurmak, bitkisel destekleri alırken ve kullanırken eczacınızın tavsiyelerine kulak vermektir. Arkadaş, komşu tavsiyesiyle, internet yoluyla, bitkisel ilaç sattığını iddia eden çeşitli yerlerden ürün almak sağlığınıza zarar verebilir.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger