Kuru meyvelerin faydaları

6 Haziran 2017 Salı

kuru meyvelerin faydaları
Bizi şeker rahatsızlığından, insülin direncinden, kabızlıktan, gripten ve böbrek rahatsızlıklarından koruyan kuru meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor. İşte yararları:

Kuru kayısı: A vitamini ve potasyum bakımından zengindir.

Kuru erik: Bol miktarda B vitamini, A vitamini ve E vitamini içerir. Bağırsakları çalıştırır, içerdiği zengin potasyum ve magnezyum sayesinde metabolizmayı hızlandırma özelliğine sahiptir.

Kuru elma: Nefes darlığı, astım ve kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. İçerdiği zengin lif sayesinde bağırsakları temizler.

Kuru üzüm: Demir açısından zengindir. Kan şekerini iyi dengeler, yaşlanmaya karşı korur.

Burun Ameliyatı Hakkında En Çok Merak Edilenler!

5 Mayıs 2017 Cuma

burun estetigi
Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.

Okan Üniversitesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü burun estetiği hakkında sık sorulan soruları cevapladı!

Burun yüz estetiğinin önemli bir bileşenidir. Estetik burun ameliyatı ya da rinoplasti, burnun, yüz yapısıyla uyumlu olarak yeniden şekillendirilmesidir. Burnun boyutları üç boyutlu olarak (uzunluk/kısalık, genişlik/darlık, yükseklik/düşüklük) değiştirilerek asimetri ve eğrilikler giderilebilir, kemer ya da girintiler düzeltilebilir, burun ucu ve delikleri şekillendirilebilir. Hastanın istekleri de göz önüne alınarak yüz hatları ile uyumlu, dengeli ve işlevsel sonuçlar elde edilir.

Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.
Burun estetiği sonrası ile yüze düşen ışığın değişimi/yayılımı ile yüzün kendi doğal güzelliği ön plana çıkmakta, bu durum tüm estetik ameliyatlar sonrasında olduğu gibi kişinin iç dünyasına ve dünyaya bakışına da yansımaktadır.

Kimlere yapılmalı?

Burun şekli kalıtsaldır, ancak geçirilmiş kaza ya da ameliyat/lar sonrası değişikliğe uğrayabilir. Bazı özel durumlar (dudak/damak yarığı vb) dışında 17 yaş beklenmelidir. Kişi ameliyata başkalarının etkisi altında kalmadan kendisi karar vermelidir. Gerçekçi olmayan beklentilerin yerine getirilemeyeceği unutulmamalıdır.

Ameliyat öncesinde yapmam gerekenler?

Görüşme sırasında, burnunuzla ilgili düşüncelerinizi, yapılmasını istediğiniz değişiklikleri ve varsa benzemek istediğiniz kişi ile ilgili resimleri doktorunuzla paylaşınız. Olası düzeltme ve değişiklikler konusunda doktorunuz sizi ayrıntılı olarak bilgilendirecektir. Size bilgisayar üzerinde gösterilen ameliyat sonrası görüntülerinizin yalnızca bilgilendirme amaçlı canlandırmalar olduğunu unutmamalısınız. Ameliyat sonrası değişiklikler, özellikle erken dönemde, birebir örtüşmeyebilir.

Solunum ile ilgili yakınmanız olup olmadığını, geçirmiş olduğunuz tedavi ve girişimleri, kullanmakta olduğunuz ilaç ve bitkisel ürünleri belirtiniz. Aspirin ve benzeri ilaçlar ile bitkisel ürünler, ameliyat sonrası kanamayı artırıcı etkileri nedeniyle en az 2 hafta öncesinden kesilmelidir. Sigaradan da ameliyat sırası ve sonrasındaki olumsuz etkileri nedeniyle kaçınmalısınız.

Ameliyatım nasıl yapılacak?

Ameliyatınız hastanede, genel anestezi altında estetik/plastik cerrahi uzmanı tarafından yapılacaktır. Öncesinde anestezi uzman hekimi tarafından muayene edilecek ve gerekli kan testleriniz yapılacaktır. Ameliyatınız ortalama 1-2 saat sürecektir. Burun deformitenizin durumuna göre açık ya da kapalı teknik kullanılabilir burun ucunuza yönelik bir girişim planlanıyorsa açık teknik tercih edilir. Açık ameliyat sonrası burun direkçiğinde ince birkaç dikiş bulunacaktır.

Ameliyat sonrası uymam gerekenler?

Ameliyat sonrası burnun yeni şekli silikon tabaka ve bantlar ile iki hafta süreyle korunur. İlk geceyi hastanede geçireceksiniz ve yüzünüze soğuk (buz) uygulaması yapılacaktır. Tampon kullanıldıysa 2 gün sonra alınır. 
Günümüzde bu amaçla delikli silikon stentler kullanıldığından nefes almayı sürdürürsünüz, ve çıkarma işlemi sanıldığının tersine ağrısızdır. Burun ateli 1 hafta sonra alınarak, ince bantlar uygulanır. Açık teknik ile ameliyat olanların burun direkçiğindeki dikişleri de bu sırada alınır. 1 ay süresince zorlayıcı hareketler ve ağır egzersizlerden kaçınmalısınız.

Ameliyat sonucunu ne zaman görebilirim?

Atel alındıktan sonra burnun yeni görüntüsü kabaca ortadadır, ancak şişliklerin çözülmesi zaman alır. Son şeklini alması 6 ay-1 yılı bulabilmektedir. Bu süre içinde travmadan korunma önem taşır.

İstenmeyen durumlar (komplikasyonlar) nelerdir?

Her ameliyat için sözkonusu olabilecek istenmeyen durumların yanı sıra solunum bozukluğu ya da küçük şekil bozukluklarına bağlı olarak ikincil girişimler nadir de olsa gerekebilir.

Yüz Estetiği İle Zamanın Yıkıcı Etkisi Sizi Teğet Geçsin

28 Nisan 2017 Cuma

yaşlı kadın
Geçip giden yıllar ile birlikte stres, yer çekimi, sigara kullanımı ve güneş ışınları gibi bir takım iç ve dış etkenler nedeniyle, cilt eski görünümünü kaybeder. Özellikle orta yaş sınırına gelinmesiyle birlikte, yaşlanma belirtilerinin en çok görüldüğü vücut bölgesi olan yüzde; izler, kırışıklıklar ve sarkmalar meydana gelir, yüzdeki kemikler ve yağ dokusu zayıflar, deri kırışır ve cilt yaşlı görünmeye başlar. Yaşlanma belirtileri olarak da tarif edilebilecek bu değişimler, kişiyi psikolojik olarak olumsuz yönde etkiler.

Cilde yeni bir görünüm kazandırmak üzere yapılan estetik operasyonların genel ismi olan yüz estetiği ile, yaşlanmaya bağlı bozulmaların azaltılması ve daha genç görünümlü bir cilt elde edilmesi amaçlanmaktadır. Zamanın yıkıcı etkisine yenik düşen cilt; yüz estetiği ile genç ve güzel bir görünüm kazanabilir. Kazandıkları yeni görünüm ile kişiler; bedenen yenilendikleri gibi psikolojik olarak da kendilerini çok daha iyi hissetmektedirler.

Yılların yüzde oluşturduğu etkileri silmek amacıyla kişilerin sıklıkla başvurduğu yüz estetiği ameliyatları, günümüzün yeni ameliyat teknikleri ve yardımcı tedavi seçenekleri ile birlikte çok doğal sonuçlar vermektedir. Alın germe ve kaş kaldırma estetiği, dudak estetiği, göz kapağı estetiği, kulak estetiği, yüz gençleştirme ve germe estetiği, gıdı estetiği, badem göz estetiği, çene ve elmacık kemiği estetiği gibi operasyonlar ile yaşlılık belirtileri giderilmektedir.

Eğer siz de yüzünüze dair estetik kaygılar taşıyorsanız bir estetik cerraha danışarak konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
https://www.estecenter.com/medikal-estetik

Diş Ağrısı için 6 Altın Öneri

6 Aralık 2016 Salı


doktor
Diş ağrılarının; 20 yaş diş ağrıları, diş sinirinden kaynaklanan ağrılar, diş ve diş eti iltihabı ağrıları, eklem ağrıları gibi pek çok nedenden kaynaklandığını söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Diş Hekimi Recep Eşkar, “Öncelikle diş ağrısının neden kaynaklandığı tespit edilmeli ve buna uygun bir tedavi uygulanmalıdır. Çoğu kişi diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmek adına kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor ve dişe aspirin, kolonya, alkol yerleştiriyor. Bunlar kesinlikle doğru değildir. Diş ağrısı tespiti ve tedavisinin sadece diş hekimi tarafından yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Ancak diş hekimine gidinceye kadar ağrıyı hafifletmek için bazı çözüm önerileri de bulunmaktadır.” diye konuştu.

Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Dt. Recep Eşkar, diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmede uygulanabilecek doğal çözümleri şöyle sıraladı.

1- Diş fırçalamak çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin diş ipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur.

2- Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler ve şişlikleri azaltır. Diş eti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır.

3- Diş hekiminizin önerisiyle ve kullanım şartlarına uyarak ağrı kesici almanız ağrınızı belirli bir süre için geçirecektir.

4- Dişe kesinlikle aspirin, kolonya, alkol konulmamalı bunların yerine karanfil yağı tercih edilmelidir. Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır.

Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder.

5- Buz uygulaması; ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması ya da soğuk su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir. Bu durumun tam tersi olarak ağrıyan diş bölgesine sıcak kompres uygulaması ya da sıcak su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir.

6- Gece diş ağrısı oluşmuşsa, yatar durumda olmak ağrıyı artıracağından yastık yükseltilebilir.

Bez Çantanın Çevreye Faydaları

15 Kasım 2016 Salı


Plastik poşetler

Plastik poşetler 1980li yılların ortalarına doğru hayatımıza girmiş ve alışverişlerde kullanılmaya başlamıştır. 1990lı yılların başlarında da hızlı bir şekilde yaygınlaşan bu ürünler alışveriş dünyasının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bu yaygınlaşma o kadar hızlı olmuştur ki fileler ve pazar çantalarının yerini kısa bir süre içerisinde plastik poşetler almıştır.

Plastik poşetlerin tüketiciye ücretsiz olarak ve sınırsız sayıda veriliyor olması doğaya ve insan hayatına ciddi zarar veren plastik poşetlerden meydana gelen dağların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 2000li yılların başından itibaren de pek çok ülkede yapılan araştırmalar ile plastik poşetlerin 400 ila 1000 yıl gibi son derece uzun bir süre içerisinde toprağa karışabildiği ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak da ciddi çevre kirlilikleri ve pek çok sağlık problemi baş göstermiştir.

Hatta ABD’de yapılan bir araştırma çerçevesinde dünya üzerinde her bir dakika içinde 1 milyon, her yıl da ortalama 500 milyar plastik poşetin çevreye atıldığı ortaya çıkmıştır. Bu noktada plastik poşetlerin doğaya ve insana zarar veren ürünler olduğunu göz önünde bulundurursak bu durum tüm dünyanın büyük bir tehlike altında olduğunu göstermektedir.

Günden güne bu araştırmaların gerçek hayatı yansıttığı ortaya çıkmış ve artık insanlar plastik poşetlere alternatif çözümler üretmek amacı ile harekete geçmiştir. İşte bu noktada bez çantaların keşfi gerçekleşmiştir. Bundan 25 – 30 yıl öncesinde bez çantalar farklı model ve tasarımlar ile hayatımıza girmeyi başarmıştır. Hatta bu ürünlerin hayatımızdaki yeri kalıcı hale gelmiştir.

Avustralya, İrlanda, Çin, Almanya, Kanada, İngiltere ve Güney Afrika gibi bazı ülkelerin plastik poşetler içni sınırlama getirmiş olması ya da kullanımı tamamen yasaklaması, ülkemizde de bu duruma karşı önlem alınması adına çalışmaları başlatmıştır. Bu çalışmalar sonrasında da son zamanların en gözde taşıma ürünleri olan bez çantalar ülkemizde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Peki, bez çantanın çevreye faydaları nelerdir?

Öncelikle bez çantaların çevreye ve insan sağlığına hiçbir zararı olmadığını belirtelim. % 100 ham pamuktan üretilen ve aynı zamanda ham bez çanta olarak da adlandırılan bu alışveriş torbalarının üzerine yapılan baskılar, çantanın doğa dostu özelliğine zarar vermemesi adına zararı en aza indirilmiş ekolojik boyalar ile yapılmaktadır. Yani bez çantalar hem doğaya kolay bir şekilde karışabilmekte hem de bunu çevreye ya da insanlara içbir zarar vermeden yapmaktadır.

Bez çantalar pek çok çanta modeline göre çok daha maliyetsiz şekilde üretilmektedir. Son derece dayanıklı olan bu ürünler aynı zamanda kullanışlıdır ve kişiler bu ürünleri uzunca bir süre keyifle kullanabilmektedir. 
Tüm bunların yanı sıra günümüzde bez çantalar mükemmel birer reklam aracı da olabilmektedir. Birçok firma ya da markanın ürünleri için tercihlerini bez çantalardan yana kullandığını görmek mümkündür.

Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

Ramazan'da Sağlıklı Beslenin

3 Haziran 2016 Cuma

sağlıklı beslenme
On bir ayın sultanı ramazan geliyor, bir ay boyunca oruç tutulacak. Peki oruç tutarken sağlıklı olabilmek için nelere dikkat etmek gerekiyor? Liv Hospital Ankara’dan Uzman Diyetisyen Müge Özturna sağlıklı oruç tutmanın püf noktalarını anlattı. Oruç tutacakların mutlaka sahura kalkması gerektiğini söyleyen Müge Özturna “Sahura kalkmadan oruç tutulması aç kalma süresini artırır. Bu da halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk, tansiyon ve düşük kan şekeri depresyon, konsantrasyon güçlüğü ve dikkatte azalmaya neden olur“diyor. İftarda boş mideye bir anda yüklenme yapılmaması gerektiğini de belirten Özturna mideye birdenbire yüklenmenin, çok hızlı yemenin, midede ağırlık, bulantı, gaz, yanma ve kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğini söylüyor.

Ramazan’da kilo bile verilebilir

Bir günde alınması gereken besinler; iftar, sahur ve gece öğünlerine eşit ve dengeli bir biçimde paylaştırılırsa Ramazan’da çok sağlıklı beslenilebilir, hatta kilo bile verilebilir. Özellikle yaz aylarında daha da fazla süren uzun açlık ve susuzluk sahura kalkılmadığı zaman daha da uzar. Açlık süresinin bu kadar uzaması ile metabolizma hızı yavaşlar ve normalden daha az enerji harcar. Metabolizma ile beraber beden hareketleri de yavaşlar. Bu, vücudun açlığa karşı bir savunma şeklidir. Enerji verilmediği zamanlarda vücut ve metabolizma, harcamalarını kısmazsa kısa süre içinde yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı sağlık sorunları oluşabilir. Aç kalınan sürede vücut bütün harcamalarını azaltır, enerjiyi ve besin öğelerini tam anlamıyla tasarruflu bir şekilde kullanmaya başlar.

Günde 10-12 bardak su tüketerek karaciğerdeki yükü azaltın

Oruç tutarken sağlıklı beslenme kurallarına dikkat edilirse bir ay boyunca sindirim sistemi kendini yeniler. Normalde çok fazla tüketilen alkol, sigara gibi maddelerin daha az alınması bunu hızlandırır ve bu sayede kanın da temizlenmesi sağlanır. Mide bağırsak ve karaciğere kendini yenileme fırsatı verir. Oruç tutanlarda gün boyu su içilememesi nedeniyle vücut suyunda azalma olur. Vücudun sıvı dengesini koruyabilmek için iftardan sahura kadar bol sıvı almak çok önemlidir. Günlük 10 -12 bardak su tüketilmesi bağırsak ve böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlayarak hem kabızlık problemini engeller hem de karaciğere binen yükü azaltır.

Sahura mutlaka kalkın

Sahurda kahvaltılık besin tüketimi sağlık açısından çok önemlidir. Genelde, midenin geç boşalmasını sağlayacak, bağırsakların çalışmasını hızlandıracak ve bağırsak düzenini bozmayacak, kan şekerinin ani yükselmesini engelleyecek kepekli, bol posalı ve proteinli besinler tüketilmelidir.

Sahurda neler tüketilmeli?

Kepekli ekmek, yumurta, süt, peynir kaliteli protein kaynağı olup, tok tutucu özellikleri vardır. Susuzluk hissini azaltması için şekersiz çay içilebilir.

İftara çorba ile başlamak metabolizmayı çalıştırır

İftar ve sahurda besinleri azar azar ama sık sık tüketerek beslenmek çok önemlidir. İftara çorba gibi sindirimi kolay ve mideyi rahatlatan bir besin ile başlanmalıdır. Çorba, kahvaltılık ürünler ve salata ile oruç açıldıktan yarım saat sonra ana öğün tüketmek hem metabolizmayı çalıştırır hem de boş mideye birden yemek yemenin yol açabileceği sağlık sorunlarını engeller.

İftarda neler tüketilmeli?

Lifli ve kana geçiş hızı düşük olan esmer tahıl ürünleri, sebzeler, kuru baklagiller, salata gibi besinleri tercih etmek, iftar sonrası yaşanabilecek sağlık sorunlarını engeller. İftardan birkaç saat sonra ana öğünde etli veya etsiz, az yağlı sebze yemeği ile az miktarda pilav, makarna veya börek yenebilir. Bunun yanında yoğurt, ayran veya süt tüketimine özen gösterilmelidir. Günde en az 2 porsiyon meyve veya şekersiz hoşaf tüketilebilir. Ramazan denilince akla tatlılar gelir. İftarın ardından tatlılar hemen tüketilmemelidir. Şerbetli hamur tatlıları ya da kızartılan tatlılar yerine sütlaç, güllaç gibi sütlü tatlılar veya meyve yenmelidir.

Sıcak günlerde sağlıklı oruç tutmanın püf noktaları

su ve hurma
Ramazan ayında normal beslenme düzeni bozuluyor, iftar ve sahur ile öğün sayısı sınırlanıyor. Sıcak ve uzun günlere denk gelen Ramazan ayında oruç tutanların sağlıklarına da dikkat etmesi gerekiyor. Bunaltan sıcaklarla beraber açlık ve susuzluk insan dengesini sarsıyor. Özellikle kırmızı et, ekmek, makarna, pilav, tatlı, hamur işleri tüketimlerinde artış olduğunu ve başta su olmak üzere, sebze ve meyve tüketiminin de azaldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Hâlbuki bu dönemde günlük alınması gereken enerji ve besin öğelerinin oranları değişiyor. O nedenle Ramazan ayında oruç tutacak bireyler, diğer zamanlarda olduğu gibi sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermeliler” dedi.


Ramazan’ın yaz aylarına denk gelmesi, oruç tutanlar için uzun süreli açlık dönemlerini de beraberinde getiriyor. Bu durumda vücutta metabolizma hızı yavaşlıyor ve enerji tasarruflu bir şeklide kullanılıyor. Kronik hastalıkları olan kişilerin oruç tutma konusunda mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, Ramazan’da Acil Servis’e müracaat eden hastalarda en sık ülser ve mide kanamalarına rastlandığını belirterek önemli uyarı ve açıklamalarda bulundu.


Sahur atlanmamalı

Oruç tutan kişinin sahur yemeğini yemeden oruç tutarsa, vücudu için gereken glukozun sağlanmasında rol alan depoların hızla tükendiğini ve organların fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde yerine getiremediğini anlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Orucun ilk saatlerinde kan şekeri (glukoz) önce düşüş eğilimi gösterir. Ardından vücutta koruyucu mekanizmalar devreye girer ve ilk önce “glikojen” adı verilen karaciğerde depolanmış olan şeker parçalanarak dolaşıma geçer. 5-6 saat süre ile kan glukoz düzeyini normal sınırlarda tutar. Orucun ilerleyen saatlerinde glikojen tükenir ve glukoz düzeyini normal sınırda tutmak için bu kez “glukoneojenezis” olarak tanımlanan glukoz dışı moleküllerden (aminoasid, laktik asid, piruvik asid gibi) glukoz üretimi başlar. Böylece başta beyin olmak üzere tüm organ ve dokuların sağlıklı çalışması için gereken glukoz temin edilmeye çalışılır” açıklamasında bulundu.


Kronik hastalıkları olanlar Ramazan’dan önce doktor kontrollerini yaptırmalı

Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, beyin damar hastalığı, diyabet, kan yağlarında yükseklik (hiperlipidemi), obezite, kronik böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkları olan hastaların oruç tutma konusunda Ramazan ayından önce kendilerini takip ve tedavi eden hekimlerin tavsiyelerini mutlaka almaları gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Hastalar kendilerine özgü düzenlenmiş olan diyet programlarına uymalı, sigaradan uzak durmalı, tuz kısıtlaması yapmalı, günde 1.5 litre kadar su tüketmeleri yararlı olacaktır. Ayrıca düzenli almaları gereken ilaçların kullanımında herhangi bir aksaklığa yer verilmemesi, ilaçların kullanım periyodlarının mümkünse sahur ve iftara göre ayarlanması konusunda da hekimlerinin görüş ve onayını almaları gerekir” dedi.


Kalp, diyabet, böbrek hastaları dikkatli olmalı

Kalp, diyabet ve böbrek hastalarının Ramazan ayı öncesinde hekimleri ve diyetisyenlerinin beslenme ve hastalıklarının tedavisi ile ilgili önerilerini almaları gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Atasoyu ”Oruç döneminde hastaların yağlı, karbonhidrattan zengin (hamur işi, tatlı gibi), tuzlu besinlerden uzak durmaları önemlidir. Kalp hastalığı hafif düzeyde olan koroner arter hastaları ve kalp kapak hastaları oruçtan fazla etkilenmese de, kalp hastalığının derecesi ile ilgili olarak kan basıncı düşüklüğü (hipotansiyon), kalp ritm bozuklukları görülebiliyor. Özellikle tip I diyabetikler (insüline bağımlı) başta olmak üzere tüm diyabetik hastalarda oruç gibi uzun süre aç kalmayı gerektiren durumlarda, kan şekeri düşebilir. Kronik böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastalar sahur ve iftar yemeklerinde aşırı miktarda ve tuzlu yemeleri, çok su içmeleri durumunda vücutlarında sıvı birikimi ve kanda potasyum düzeyinde yükselme gibi hayati risk taşıyan durumlar ortaya çıkabilir. Kronik böbrek yetmezliği olan fakat diyaliz tedavisi görmeyen hastalar da kullanmak durumunda oldukları tansiyon ilaçları, idrar söktürücü ilaçlar nedeni ile tansiyon düzeninde anormallikler, elektrolit dengesinde bozulmalar görülebilir” dedi.


Hamileler ve mide rahatsızlığı olanlar oruç tutmamalı

Diyabetik hastalarda tedaviye uyumu zayıf, kan şeker düzeyi kontrolsüz, hamile, daha önce diyabetik koma geçirmiş, diyabete bağlı kalp, böbrek hastalıkları olanların oruç gibi uzun süre aç kalmayı gerektiren aktivitelerde bulunmalarının sakıncalarını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bu hastalıklara sahip olanların ve hamile olanların oruç tutmaları konusunda ilgili hekimlerin görüşünü kesinlikle almaları gerekir. Ayrıca Ramazan ayında Acil Servis’e müracaat eden hastalarda en sık görülen hastalık mide-duodenum ülseri ve buna bağlı gelişen kanama veya mide-duodenum duvar yırtılması tablolarıdır. O nedenle aktif ülseri olduğu bilinen, yakın zamanda mide kanaması geçirmiş hastaların oruç tutmamaları gerekir. Daha önce ülser tedavisi görmüş, halen yakınması olmayan, fakat mide asidi salgısı fazla olan hastalar oruç konusunda hekimlerine danışmalılar ve uygun görülürse asit salgısını düzenleyici ilaçlar kullanarak oruç tutmalarına izin verilebilir” dedi.


Migreni olan ve psikolojik ilaç kullanan hastalar doktorlarına danışmalı

Baş ağrısının, uzun süre aç kalan kişilerin yaklaşık % 40’ında görüldüğünü söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Açlık süresi uzadıkça baş ağrısı gelişme riski de artar. Migren gibi baş ağrısı gelişmeye eğilimli kimseler oruç tutma kararı vermeden önce hekimlerine danışmalılar. Ayrıca Ramazan ayında oruç tutmak için sahura kalkılması nedeni ile uyku düzeninde değişiklikler olabilir. O nedenle genellikle uyku sorunları da olan psikiyatrik hastalar için bu durum önemli olabilir. Ayrıca uzun süreli açlığın kişinin mizacı ve duygusal duyarlılığı üzerinde de etkileri olabilmektedir. Psikiyatrik sorunları nedeni ile ilaç tedavisi görmekte olan hastaların oruç tutma kararı verirken, hastalığın derecesini belirleyerek izlenecek yolu ortaya koyacak olan psikiyatri uzmanına danışmaları gerekir” açıklamasında bulundu.

Genç Yaşlarda Beyin Kanaması Riskine Dikkat!

4 Mayıs 2016 Çarşamba

beyin kanaması
Beyin kanamaları sadece yaşlılarda değil gençler arasında da sıklıkla yaşanabiliyor. Daha çok doğuştan gelen damar anomalileri ve aktif geçirilen gençlik döneminde meydana gelen travmalara bağlı olarak yaşanan beyin kanamalarında erken teşhis hayati önem taşıyor. Gençlik döneminde yaşanan şiddetli baş ağrıları ve aşırı dalgınlık belirtilerinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Şişli / Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, gençlerde yaşanan beyin kanamaları hakkında bilgi verdi.

Gençler travma bakımından daha riskli gurupta

Beyin kanamaları, kafatası ve beyin zarının arasında ya da beyin zarının altında meydana gelmektedir. Kafatası ve beyin zarı arasında meydana gelen kanamalar daha çok travmalar, darp, yüksekten düşme veya trafik kazaları sonucu oluşan kırıklarla meydana gelmektedir. Kafatasında oluşan büyük, açık ya da çizgi şeklinde bir kırık, damarı yırtarak zarın üzerinde kan toplanmasına neden olmaktadır. Bu tür kanamalar, kişide giderek artan bir uyandırılma zorluğuna yol açmaktadır. Gerekli müdahale yapılmazsa kanama ölümle sonuçlanacak büyüklüğe ulaşabilmektedir. Diğer yaş guruplarına göre daha aktif bir yaşam süren, gezmeyi seven, kalabalık konserlere giden ya da ağır sporlarla uğraşan gençlerin travmaya maruz kalma riski daha fazladır.

Hastalığınız doğuştan gelebilir

Beyin zarının altındaki kanamalar ise çok çeşitli olabilmektedir. Bu kanamalar yine travmalardan kaynaklanabileceği gibi beyin içindeki bir damarın yırtılmasıyla da meydana gelebilmektedir. Özellikle gençlerde beyin dokusu içindeki kanamalar doğuştan gelen damar yumağı hastalığında görülmektedir. 15-40 yaş arasında damar yumağına bağlı kanama görülme sıklığı diğer yaş gruplarına göre daha fazladır.

Dalgınlığınız beyin kanaması belirtisi olabilir

Beyin kanamaları epileptik nöbetlerle ve tekrarlayıcı baş ağrılarıyla belirti verebilmektedir. Bununla birlikte sık sık geçirilen dalgınlıklar da geçirilen nöbet anlamına gelebilmektedir. Ayrıca;

  •     Kol ve bacaklarda istemsiz hareketler.
  •     Bilinç kaybıyla birlikte düşme, yığılma veya kasılma.
  •     İdrar kaçırma.
  •     Ağızdan köpük gelmesi
  •     Kulaktan gelen su şırıltısı, çınlama ya da çalışan saat sesi gelmesi.
  •     Sabah uyandığında bile görülen baş ağrısına bulantı, kusma atakları, bilinç kayıpları ve vücudun bir tarafında uyuşma yaşandığında beyin kanamasından şüphelenmek gerekmektedir.

Bu belirtiler devamlılık gösteriyorsa üzerinde durulması ve kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

Kafa basıncını arttıran danslardan kaçının

Genç yetişkinlerde yüksek tansiyon beyin kanaması açısından risk oluşturmaktadır. Baloncuk olarak bilinen anevrizma ya da damar yumağı bulunan hastalarda sigara ve madde bağımlılığı beyin kanaması riskini arttırmaktadır. Güneş altında çok kalma, aşırı yorgunluk, kafa basıncını arttırıcı danslar ve rock konserlerinde kafa sallama gibi aktiviteler var olan bir damar yumağının ya da anevrizmanın kanamasına neden olabilmektedir. Bu faktörler anevrizma veya damar yumaklarının oluşmasına neden olmamakla birlikte, var olan rahatsızlığın kanamasına yol açabilmektedir.

Tedavide cerrahi ön plana çıkıyor

Beyin kanamasına yol açan rahatsızların tedavisinde cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır. Cerrahinin riskli olabildiği durumlarda Cyber Knife, Gamma Knife ve True Beam gibi cihazlarla kanamaya neden olan rahatsızlığa müdahale edilebilmektedir. Ayrıca, kasıktan damara girilerek kanamaya neden olan anevrizma ya da damar yumağının içine, kan akışını durduracak dolgu maddelerinin yerleştirildiği, endavasküler yöntemler de mevcuttur. Bazı durumlarda üç yöntemin kombinasyonu uygulanmaktadır. Her vakanın özelinde, radyolojik bulguların da yardımıyla hastanın hangi tedaviye daha iyi cevap vereceği belirlenmektedir. Hastaların sosyal hayata kısa sürede dönmesini sağlayan cerrahi yöntemler nöronavigasyon gibi ileri teknolojiler sayesinde daha güvenli yapılmaktadır.

Beyin sağlığınızı korumak elinizde

Beyin kanaması açısından riske yol açan faktörleri en aza indirmek mümkündür. Bu noktada kişinin hem bireysel hem de sosyal çevreye ilişkin alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır;

  •     Günlük aktivitelerinizi iyi düzenleyin. İş saatinde iş yapmaya, uyku saatinde uyumaya özen gösterin. Biyoritminizi bozmayın.
  •     Sağlıklı ve dengeli beslenin. Kolalı içecekler ile organik olmayan, işlenmiş gıdalar tüketmeyin.
  •     Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazlardan mümkün olduğunca uzak durup, çevrenizde oluşan elektromanyetik alanı azaltın.
  •     Kazalara karşı önleminizi alın, kafa travmalarından korunmaya çalışın.
  •     Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmayın.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger