Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

Genç Yaşlarda Beyin Kanaması Riskine Dikkat!

4 Mayıs 2016 Çarşamba

beyin kanaması
Beyin kanamaları sadece yaşlılarda değil gençler arasında da sıklıkla yaşanabiliyor. Daha çok doğuştan gelen damar anomalileri ve aktif geçirilen gençlik döneminde meydana gelen travmalara bağlı olarak yaşanan beyin kanamalarında erken teşhis hayati önem taşıyor. Gençlik döneminde yaşanan şiddetli baş ağrıları ve aşırı dalgınlık belirtilerinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Şişli / Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, gençlerde yaşanan beyin kanamaları hakkında bilgi verdi.

Gençler travma bakımından daha riskli gurupta

Beyin kanamaları, kafatası ve beyin zarının arasında ya da beyin zarının altında meydana gelmektedir. Kafatası ve beyin zarı arasında meydana gelen kanamalar daha çok travmalar, darp, yüksekten düşme veya trafik kazaları sonucu oluşan kırıklarla meydana gelmektedir. Kafatasında oluşan büyük, açık ya da çizgi şeklinde bir kırık, damarı yırtarak zarın üzerinde kan toplanmasına neden olmaktadır. Bu tür kanamalar, kişide giderek artan bir uyandırılma zorluğuna yol açmaktadır. Gerekli müdahale yapılmazsa kanama ölümle sonuçlanacak büyüklüğe ulaşabilmektedir. Diğer yaş guruplarına göre daha aktif bir yaşam süren, gezmeyi seven, kalabalık konserlere giden ya da ağır sporlarla uğraşan gençlerin travmaya maruz kalma riski daha fazladır.

Hastalığınız doğuştan gelebilir

Beyin zarının altındaki kanamalar ise çok çeşitli olabilmektedir. Bu kanamalar yine travmalardan kaynaklanabileceği gibi beyin içindeki bir damarın yırtılmasıyla da meydana gelebilmektedir. Özellikle gençlerde beyin dokusu içindeki kanamalar doğuştan gelen damar yumağı hastalığında görülmektedir. 15-40 yaş arasında damar yumağına bağlı kanama görülme sıklığı diğer yaş gruplarına göre daha fazladır.

Dalgınlığınız beyin kanaması belirtisi olabilir

Beyin kanamaları epileptik nöbetlerle ve tekrarlayıcı baş ağrılarıyla belirti verebilmektedir. Bununla birlikte sık sık geçirilen dalgınlıklar da geçirilen nöbet anlamına gelebilmektedir. Ayrıca;

  •     Kol ve bacaklarda istemsiz hareketler.
  •     Bilinç kaybıyla birlikte düşme, yığılma veya kasılma.
  •     İdrar kaçırma.
  •     Ağızdan köpük gelmesi
  •     Kulaktan gelen su şırıltısı, çınlama ya da çalışan saat sesi gelmesi.
  •     Sabah uyandığında bile görülen baş ağrısına bulantı, kusma atakları, bilinç kayıpları ve vücudun bir tarafında uyuşma yaşandığında beyin kanamasından şüphelenmek gerekmektedir.

Bu belirtiler devamlılık gösteriyorsa üzerinde durulması ve kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

Kafa basıncını arttıran danslardan kaçının

Genç yetişkinlerde yüksek tansiyon beyin kanaması açısından risk oluşturmaktadır. Baloncuk olarak bilinen anevrizma ya da damar yumağı bulunan hastalarda sigara ve madde bağımlılığı beyin kanaması riskini arttırmaktadır. Güneş altında çok kalma, aşırı yorgunluk, kafa basıncını arttırıcı danslar ve rock konserlerinde kafa sallama gibi aktiviteler var olan bir damar yumağının ya da anevrizmanın kanamasına neden olabilmektedir. Bu faktörler anevrizma veya damar yumaklarının oluşmasına neden olmamakla birlikte, var olan rahatsızlığın kanamasına yol açabilmektedir.

Tedavide cerrahi ön plana çıkıyor

Beyin kanamasına yol açan rahatsızların tedavisinde cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır. Cerrahinin riskli olabildiği durumlarda Cyber Knife, Gamma Knife ve True Beam gibi cihazlarla kanamaya neden olan rahatsızlığa müdahale edilebilmektedir. Ayrıca, kasıktan damara girilerek kanamaya neden olan anevrizma ya da damar yumağının içine, kan akışını durduracak dolgu maddelerinin yerleştirildiği, endavasküler yöntemler de mevcuttur. Bazı durumlarda üç yöntemin kombinasyonu uygulanmaktadır. Her vakanın özelinde, radyolojik bulguların da yardımıyla hastanın hangi tedaviye daha iyi cevap vereceği belirlenmektedir. Hastaların sosyal hayata kısa sürede dönmesini sağlayan cerrahi yöntemler nöronavigasyon gibi ileri teknolojiler sayesinde daha güvenli yapılmaktadır.

Beyin sağlığınızı korumak elinizde

Beyin kanaması açısından riske yol açan faktörleri en aza indirmek mümkündür. Bu noktada kişinin hem bireysel hem de sosyal çevreye ilişkin alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır;

  •     Günlük aktivitelerinizi iyi düzenleyin. İş saatinde iş yapmaya, uyku saatinde uyumaya özen gösterin. Biyoritminizi bozmayın.
  •     Sağlıklı ve dengeli beslenin. Kolalı içecekler ile organik olmayan, işlenmiş gıdalar tüketmeyin.
  •     Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazlardan mümkün olduğunca uzak durup, çevrenizde oluşan elektromanyetik alanı azaltın.
  •     Kazalara karşı önleminizi alın, kafa travmalarından korunmaya çalışın.
  •     Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmayın.

Kış Mevsimi Leke Tedavisi İçin En İdeali

25 Aralık 2015 Cuma

tedavi
Çoğu kadın ve erkek yüzündeki lekelerden şikayetçi. Yaz güneşinin etkisiyle daha da koyulaşan leke tedavisi için en ideali kış mevsimi. Gebelik dönemi, bazı ilaçlar, solaryum, bazı hormonal hastalıklar ve genetik faktörlere de bağlı olarak cilt lekelenmeleri görüldüğünü söyleyen Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir “Güneş lekeye neden olan en önemli faktör olduğu için ve leke tedavi yöntemlerinde güneşten korunma gerekir. Bu yüzden leke tedavileri mutlaka kış aylarında yapılmalıdır” diyor.

Leke tedavisi nasıl yapılır?

Leke tedavisinde tek bir tedavi yöntemi mevcut değildir. Kişinin cilt yapısı ve lekenin derinliğine bağlı olarak bir ya da birden fazla yöntem leke tedavisinde kullanılabilir.

Kimyasal peeling yöntemi: Kimyasal peeling (soyma) yönteminde özel geliştirilmiş kimyasal ajanlar kullanılır. Leke tedavisinde en sık kullanılan kimyasal ajan glikolik asit denilen meyve asitleridir. Bu tedavi hafif leke sorunu olan ciltlerde uygulanabilir. Seanslar 2-4 hafta arayla 4-6 uygulama olarak yapılabilir.

Enzim peeling (leke maskesi): Enzim peeling leke tedavisinde son yıllarda kullanılmaya başlanan özel bir soyma yöntemidir. Cilde özel bir karışım olan maske uygulanır ve 8-10 saat kadar bekletilir. Bu süre sonunda maske ılık bir suyla çıkarılır ve ardında 4-6 ay süre ile özel bir devam kremi sürülür.

Mezoterapi: Leke giderici özel ilaçlardan oluşan karışımların cilt altına enjekte edilmesi ile lekeler tedavi edilebilir. Bu tedavi yöntemi kimyasal ya da enzim peeling tedavileri ya da lazer tedavileri ile kombine edilebilir.

Lazer tedavileri: Leke tedavisinde farklı lazerler kullanılabilir. Cildin en üst tabakasını soyan fraksiyonel lazerler, renk hücresini hedef alan Q anahtarlı lazerler ve yoğunlaştırılmış ışık kaynakları olan IPL cihazları en sık kullanılan ışık sistemleridir. Lekenin tonuna ve yaygınlığına göre lazer uygulamaları yapılır.

Renk açıcı kremler: Kremler leke tedavisinde tek başına ya da yukarıda sıralanmış olan işlemlerle birlikte kullanılabilir. Leke tedavisinde en sık hidrokinon, C vitamini, arbutin, kojik asit, glikolik asit içeren kremler kullanılır. Ayrıca retinol içeren kremlerde ciltte soyulma etkisi gösterir ve leke tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilir.

Güneş koruyucu kremler: Leke tedavisi sırasında mutlaka güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Bu kremler cildi kış aylarındaki güneşin etkilerinden korur ve lekenin koyulaşmasını engeller. Kış aylarında güneş çok etkili olmadığı için düşük koruma faktörlü (15-20) güneş koruyucuların kullanımı yeterlidir.

Dünyada En Çok Başvuru Alan Göğüs Hastalığı "Zatürre"

30 Kasım 2015 Pazartesi

acıbadem ankara hastanesi
Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen 2004 Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet Etkinlik Proje sonuçlarına göre 2 ay içerisinde hekim tanılı ilk 20 akut ve kronik hastalık arasında Zatürre %1.15 oranında sıklık göstererek 15. Sırada yer almaktadır.

Acıbadem Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayşe Yılmaz, Zatürre Haftası sebebi ile tüm dünyada hastane başvurularının önemli bir kısmını oluşturan akciğer dokusu iltihabı ile ilgili bilgilendiriyor.

“Zatürre İngiltere ve ABD’de de ölüm nedenleri arasında 6. Sırada”

Tüm dünyada hastane başvurularının, tedavi giderlerinin, iş-okul günü kayıplarının ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumlu olan zatürre (pnömoni), bakteri, virüs, mantar gibi çeşitli mikroplarla oluşan akciğer dokusunun iltihabıdır. En sık görülen ve en fazla ölüme yol açabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü yaşlılarda, uzun süreli bir hastalığı olanlarda (böbrek, şeker, kalp veya akciğer hastalığı gibi), sigara içenlerde, bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık veya ilaç kullanımında daha sık görülür.

Pnömoni, İngiltere ve ABD'de ölüm nedenleri arasında 6. sırayı; infeksiyonlara bağlı ölümler arasında ise 1. sırayı almaktadır. Ayakta tedavi edilen hastalarda ölüm oranı %1-5 iken, hastanede tedavi edilenlerde %12'ye, yoğun bakım desteği gerekenlerde ise %40'a ulaşmaktadır. Ülkemizde alt solunum yolu infeksiyonları, ölüm nedenleri arasında %4.2 ile 5. sırada yer almaktadır. Ülkemizde toplumda gelişen zatürreli olgularda ölüm oranının hastalığın ağırlığına göre %1-60 arasında değiştiği ve hastanede tedavi edilen olgularda oranın daha yüksek olduğu (%10-60) gösterilmiştir.

T.C. Sağlık Bakanlığı ve diğer birkaç merkez tarafından gerçekleştirilen 2004 Ulusal Hastalık Yükü ve Maliyet Etkinlik Proje sonuçlarına göre hane halkı araştırmasında son 2 ay içerisinde hekim tanılı ilk 20 akut ve kronik hastalık arasında zatürre %1.15 sıklık ile 15. sıradadır. Sağlık Bakanlığı 2004 yılı istatistiklerine bakıldığında tüm hastane yatışlarının %19'unu zatürre hastalarının oluşturduğu görülmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde yılda yaklaşık 4 milyon kişide zatürre görüldüğü ve bunların 600.000 kadarının hastaneye yatarak tedavi edildiği tahmin edilmektedir.

Belirtileri Nelerdir?

Ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı en sık rastlanan belirtilerdir. Nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı-kusma, sık nefes alıp verme, kas-eklem ağrıları, halsizlik gibi belirtiler görülebilir. Ağır zatürreli hastalarda deri ve mukozanın mavi renk alması, ciddi nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı olabilir.

Tanısı Nasıl Konulur?

Hastalara klinik olarak değerlendirildikten sonra çoğunlukla akciğer grafikleri çekilerek tanı konur. Ağır zatürre durumlarında ve hastaneye yatması gerekenlerde kan testleri, zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi için balgam testleri ve bilgisayarlı tomografi gibi ileri incelemeler gerekebilir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Antibiyotikler, bol sıvı alımı, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler genellikle kullanılır. Hastanın yaşı, ek hastalıkları, muayene bulguları, bilinç durumu, laboratuvar değerlerini kapsayan zatürrenin şiddetine göre hastanın ayaktan veya hastaneye yatarak tedavi edileceğine karar verilir. Çok ağır zatürreli olgular, yoğun bakımda takip ve solunum makinesi ile solunum desteğine ihtiyaç duyabilir.

Zatürreye neden olan mikrobun belirlenmesi çoğu kez mümkün değildir. Ancak zatürre tanısı konduktan sonra en kısa zamanda hasta için en uygun olan antibiyotik tedavisi başlanır. Balgamda herhangi bir mikrop saptanırsa hangi antibiyotikle tedavi edilebileceğine dair veriler 72 saat içinde sonuçlanır ve buna göre antibiyotik tedavisi düzenlenir. Tedavi süresi hastalığın başlangıçtaki şiddetine, sorumlu etkene, eşlik eden hastalıklara ve hastanın bireysel yanıtına göre değişebilir. Ateşin düşmesini takiben genellikle 5-7 gün daha antibiyotiğe devam edilir. Ancak bazen tedavi süresini 14-21 güne kadar uzatmak gerekebilir.

Hastalığın Takibi Nasıl Yapılır?

Zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşen bir hastalıktır. Tedavi başlangıcından sonra bir veya iki hafta sonra hekim, hastayı tekrar değerlendirir ve gerekli incelemeleri yapar. Bazen tedavi süresinin uzatılması gerekebilir. Tedavi başlandıktan 72 saat sonra ateş düşmediyse hasta tekrar değerlendirilmelidir. Takipte düzelmeyen olgularda özellikle ülkemizde verem hastalığı, akciğer kanseri ve diğer bazı hastalıklar ile ayırıcı tanısı gerekebilir.

Korunmak İçin Neler Yapılmalı?

Sigara ve alkol alışkanlıklarının kontrolü, dengeli beslenme, hijyen önlemleri, altta yatan ek hastalıkların tedavisi, zatürre ve yıllık grip aşıları ile toplumda gelişen zatürrenin sıklığı ve ölüm oranı azaltılabilir.

En sık zatürreye neden olan mikrop pnömokoklardır. 65 yaş ve üzerindeki kişiler, kronik hastalığı olanlar, (Ağır KOAH(kronik obstrüktif akciğer hastalığı)’lılar ile bronşektazi, pnömonektomi (=bir akciğerin cerrahi olarak yerinden çıkarılması), kalp ve damar, böbrek, karaciğer ve şeker hastalığı), uzun süreli alkol kullanımı olanlar, dalağı alınmış olanlar, bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi kullananlar, beyin omurilik sıvısı kaçağı olanlara zatürre aşısı (pnömokok) yapılması önerilir. Aşı, koldan kas içine yapılır. Oldukça güvenilirdir, ciddi yan etkilere pek rastlanmaz. Yaşam boyu bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterlidir.

“Toplum hizmeti verenler grip aşısı yaptırmalı”

Grip (influenza) de zatürreye zemin hazırlaması açısından tehlikeli olabilir. Her yıl en fazla gribe neden olan mikropların belirlenmesi ile her yıl yeni aşı hazırlanır ve grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekir. Aşı, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında yapılabilir. 65 yaş ve üzeri olanlara, kronik akciğer hastalıkları (KOAH, bronşektazi, astım, kalp ve damar hastalığı), şeker hastalığı, böbrek fonksiyon bozukluğu, bağışık sistemi baskılanmış kişiler, yüksek riskli hastalarla karşılaşma olasılığı olan hekim, hemşire ve yardımcı sağlık personeli olanlara, grip yönünden riskli şahıslar ile birlikte yaşayanlara (altı aydan küçük bebekle yakın ve sürekli teması olanlara), güvenlik görevlileri, itfaiyeciler gibi toplum hizmeti verenlere ve grip sezonunda gebe olanlara grip aşısı yapılması gerekir. Aşı kas içine yapılır. Yumurta alerjisi olanlara yapılması sakıncalı olabilir. Yapıldığı yerde ağrı, hassasiyet gibi basit yan etkiler olabilir.

Sadece üşütmekle zatürre olunmaz

10 Kasım 2015 Salı

doktor
Yaz ya da kış, fark etmiyor akciğer iltihabı olarak tanımlanan zatürre her mevsim ortaya çıkabiliyor. Hem çocuklar hem de yetişkinler için ciddi bir hastalık olan zatürreden korunmak ve erken tanıyla tedavi olmak mümkün. Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanları Doktor Hişam Alahdab ve Doktor Esra Sönmez, Dünya Zatürre Günü dolayısıyla hastalık hakkında önemli uyarılarda bulunuyor. Dr. Alahdab, “Yaz sıcaklarında bile zatürre görülebilir” derken Dr. Sönmez, dengeli ve düzenli beslenmenin, vitamin ve mineralleri düzenli almanın zatürrenin ortaya çıkmasında koruyucu bir etkiye sahip olduğunu söylüyor.

Akciğer enfeksiyonu olarak bilinen zatürreye, bakteri, virüs ve nadiren parazitler neden oluyor. Hastada solunum yetersizliğine de sebep olan zatürre için Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Hişam Alahdab, “Halk arasında üşütmekle zatürre olunduğuna dair yaygın bir inanış var. Aslında üşütmek, bağışıklık sistemimizi kısa süreli de olsa zayıf düşürüp bizi enfeksiyonlara açık hale getirir. Ancak enfeksiyon etkenine maruz kalınmadan, sadece üşütmekle zatürre olunmaz” diyor. Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Esra Sönmez ise, “Kalabalık yerler, kapalı alanlar, insanların toplu halde yaşadığı okullar, askeriye ve yurtlarda zatürrenin bulaşma riski artıyor” diyor. Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanları, Dünya Zatürre Günü’nde zatürrenin ne gibi belirtilerle ortaya çıktığı ve nasıl tedavi edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunuyor.

Tedaviye başlanmazsa; 48 saatte solunum yetmezliği görülebilir

Üşüme, titreme, ani yükselen ateş, öksürük, iltihaplı balgam ve nefes almakta zorlanma gibi belirtiler zatürrenin habercisi olabilir. Dr. Esra Sönmez, “Belirtiler başladıktan sonra hasta tedavisiz kalırsa zatürrenin hızlı seyrinde ilk 48-72 saatte solunum yetmezliği görülebilir. Zatürrenin diğer bir çeşidinde ise belirtiler daha silik başlar. Ateş, halsizlik ve baş ağrısının ardından kuru öksürük ve açık renkli balgam görülebilir. Hastalarda hırıltılı solunum, nefes darlığı da süreç içinde gelişebilir. Tüm bunlara halsizlik, kas ağrıları, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal de eşlik edebiliyor” diyor.

Belirtilen şikâyetlerle hekime başvuran hastaların muayenesinin ardından risk faktörlerine göre hastanede veya evde tedavisinin başlatıldığını dile getiren Dr. Hişam Alahdab, “Zatürrede uygun antibiyotiğe gecikmeden başlanması hayat kurtarıyor. Bunun yanı sıra tedavi; yatak istirahati, ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, öksürük kesici ilaçlar ile destekleniyor” diyor. Dr. Alahdab, solunum yetmezliği gelişmiş hastalara da oksijen tedavisi uygulandığını belirtiyor.


Bu risk faktörlerine dikkat

  • İleri yaş
  • Kronik bir kalp ya da akciğer hastalığının varlığı
  • Madde bağımlılığı
  • Bilinç bozukluğu ve öksürük refleksinin bozulmasıyla seyreden bazı nörolojik hastalıklar
  • Yabancı cisim aspirasyonu
  • Zararlı gazlara maruz kalma


Kimler zatürre aşısı yaptırmalı?

  • İki yaşından küçük çocuklar
  • 65 yaş üstü yetişkinler
  • Kalp damar veya kronik akciğer hastalığı olanlar
  • Diyabetikler
  • Siroz hastaları
  • Dalağı işlev görmeyen veya alınmış hastalar
  • Kronik böbrek yetmezliği olanlar
  • Organ nakledilenler
  • Lenfoma / multipl miyelom hastaları
  • Kemoterapi ve / veya radyoterapi görenler
  • AIDS’li hastalar
  • Huzurevlerinde yaşayanlar hekim denetiminde zatürre aşısı yaptırmalıdır.

Gelmeyen Yaz Hasta Ediyor

9 Haziran 2015 Salı

medical park
Gardırobumuza yazlıkları dizdik, hem psikolojik hem de fiziksel olarak kendimizi yaza hazırladık… Ancak iple çektiğimiz yaz mevsimi bir türlü gelmedi. Bir günde dört mevsimi yaşadığımız şu günlerde vücudumuzun dengesi de iyice şaşıyor.  Hal böyleyken hastalıklar ise kaçınılmaz.

Son günlerde kas tutulmaları, soğuk algınlığı, boğaz ağrısı ve sinüzit şikayetiyle gelen hasta sayısının arttığını söyleyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yard. Doç. Dr. Engin Türkmen, özellikle hamileler, çocuklar, kronik hastalığı olanlar  ve yaşlılar üzerinde bu havaların olumsuz etkilerine dikkat çekiyor:
·         Bir soğuk, bir sıcak havalar, aynı günde birkaç mevsimi yaşadığımız bu günler, fırsatçı mikropları da harekete geçiriyor. Daha ince giyiniyoruz, pencere açık uyuyoruz, yaz yağmuru deyip ıslanmaktan korkmuyoruz, daha soğuk yiyecek ve içecek tüketiyoruz. Bu da hastalıkları beraberinde getiriyor. Bu durum ise kas tutulmaları, sırt ve bel ağrısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı gibi pek çok sikayetlerin artmasına neden oluyor.

YAŞLILAR VE HAMİLELER DİKKAT!

·         Yaşlılar, gebeler, çocuklar ve kronik hastalığı olanların ısı kontrol merkezi daha çok zorlanır.  Isı değişimine karşı daha hassastırlar. Bu havalarda beslenmelerine ve giyimlerine özen göstermeliler. Sıcak ve soğuk havaya karşı kolay giyinip çıkarabilecekleri kıyafetleri tercih etmeliler. Kalp, tansiyon ve böbrek hastalarının özellikle beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor.  Yeterli miktarda sıvı alımı ve ilaçlarını daha da düzenli almaları gerekiyor. Kalp hastaları daha sık elektrolit ölçümlerini yapmalı. Bazen bu hastalarda el uyuşukluğu olabiliyor. Bu durum aşırı terlemeye bağlı sodyum ve potasyum kaybından olabilir. Kayısı, muz, üzümde potasyum oranı yüksektir. Kronik hastaların daha sık kontroller gerekir. 6 ayda bir gidiyorsa yaz başı ve yaz sonunda hekime gidip kan kontrollerini, üre ve keraitini testlerini yaptırmalılar.

HALSİZ VE DURGUNSANIZ…

·         Atmosferde yaşanan basınç ve iyon değişikliklerinin beyin dalgalarımızı etkileyerek ruh halimizde gel gitlere neden olduğu kanıtlanmıştır. Havada negatif iyonların artışı kişilerde depresyon, halsizlik, sabahları yataktan kalkarken zorlanma ve aşırı uyuma isteği ve durgunluğa neden olabiliyor.

BU HAVALAR VÜCUT ISISINI BOZUYOR

·         Vücudumuzun normal ısısı 37.5 derecedir. Vücudumuzun içindeki biyokimyasal reaksiyonlar metabolizma hızı, bütün enzimatik reaksiyonlar bu optimal ısıda gerçekleşir. Beynimizin ortasında hipotalamus denilen merkezde, vücut ısısını ayarlayan termoregülatör vardır. Bir nevi termostat gibi düşünebiliriz. Dışarıdaki ısı ne olursa olsun, vücut ısısını ayarlayan merkez, dışarıdaki ısıyı bir termostat gibi algılayarak vücut ısınızı artırıp ve azaltarak optimal düzey olan 37.5 derecede tutmaya çalışır.  Ancak ani sıcaklık düşüşleri ve yükselişlerinde bu merkez zorlanır ve destek isteyebilir. Dışarıdaki ısı çok fazla ise bu merkez öncelikle böbreklere, deriye sonra akciğerlere uyarılar gönderir. Deri, dışarıdaki ısı çok sıcak ise ateş yükselmesin diye terler. Terleyerek vücut ısısını dengede tutar. Böbrekler ise fazla idrar yapmayarak, vücutta su tutar,  akciğerler de bu suyu solunumla buhar yapıp dışarıya atar bu şekilde vücut ısısı dengede kalır. Soğuk havalarda ise vücut ısısını dengelemek için termoregülatör merkez enerjiye ihtiyaç duyar. Gıdalardan aldığı enerjiyle ısıyı korumaya çalışır. Ancak 7 - 10 derecelik ani ısı düşüş ve artışlarında beynimizdeki termoregülatör merkez zorlanır. Vücut ısısını bu dönemlerde korumak için iyi beslenmek ve doğru giyinmek gerekir.

YAZ YAĞMURU DEMEYİN!

·         Meteorolojiyi takip ederek giyinmekte fayda var. Çantanızdan şemsiyenizi eksik etmeyin. Havalar henüz yağmurun vücudumuza verdiği zararı engelleyecek kadar sıcak değil.  Yağmurda ıslanıp ardından rüzgarın çarpması, vücut ısısının düşmesine neden olur. Bağışıklık sistemi düşer ve enfeksiyona açık bir hale gelir. Nezle virüsleri bu havaları sever.  Vücut ısısı düşük, bağışıklık sistemi zayıfsa ve yeterli savunma mekanizması devreye giremiyorsa solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit, bronşit, zatürre, ve ishal gibi şikayetler sık yaşanır.

KAHVALTI YAPMAYANLAR TEHLİKEDE!

·         Özellikle bu havalarda düzenli kahvaltı şart. Kahvaltı kültürü edinmek çok önemli.  Sabah bir kahve içip işe gidenlerde kalp çarpıntısı,  gastrit ve stres kaçınılmaz oluyor.  Mutlaka evden çıkmadan en azından bir dilim ekmek, bal, bir bardak çayla da olsa kahvaltı edilmeli.  Kahvaltı, vücudun bağışıklık sistemi için büyük önem taşıyor.  Bunun yanı sıra yeterli miktarda sıvı çok önemli. Günde 2 -3 litre su tüketilmeli. Çok sıcaklarda vücut hararetini düşürmek için su içmek lazım.  Ayran ve soda gibi soğuk içecekler de tercih edilebilir. Sıcak havalarda vücut sodyum ve potasyum kaybeder terleme yoluyla. Sodyum ve potasyum ihtiyacı için tuzlu ayran veya maden suyu içilebilir.

TURP VE DOMATES BAĞIŞIKLIK İÇİN ÖNEMLİ

·         Bağışıklık sistemimizin doğru çalışabilmesi için bol sebze ve meyve, sodyum, potasyumun yanı sıra B12, H vitamini (Biotin)  çinko ve magnezyum, selenyum almak lazım. Domateste bulunan selenyum ve likopen bir anti kanserojen ve bağışıklık sistemini koruyan maddelerdir.  Kanserleşmeye yakın hücreleri yakalar ve öldürürür. Turp, karpuz,  kırmızıbiber de bağışıklık sistemi ve kalp için önemli sebzelerdir.

Çocuklarda Şaşılık İhmale Gelmez

30 Haziran 2014 Pazartesi

logo
Şaşılık, tek başına önemli bir rahatsızlık olduğu gibi, başka göz sorunlarıyla birlikte sonucu değişebilir. İleri yaşlarda başlayan şaşılıklar hem estetik bir kusur hem de çift görmeye neden olarak rahatsızlık yaratırken, çocukluk çağında başlayan şaşılıklar ayrıca binoküler görme gelişimini bozuyor. Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Acun Gezer, bu bakımdan çocuklarda şaşılığın mümkün olduğunca erken yaşta saptanması ve tedavi edilmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor.

Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırıyor

Binoküler görmenin gelişimi 10-12 yaşa kadar sürüyor ve sonrasında beynin diğer birçok fonksiyonu gibi gelişimini tamamlıyor. Prof. Dr. Acun Gezer, 10-12 yaşına kadar çocuklarda ortaya çıkabilecek göz sorunlarının ambliopiye yol açabileceğini belirtiyor. Şaşılık da çocuklarda ambliopiye yol açan sorunların başında geliyor. Bu bakımdan çocuklarda şaşılığın mümkün olduğunca erken yaşta saptanması, tedavi edilmesi, estetik ve psikososyal yararlarından çok binoküler görme gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Acun Gezer, “Gözlerde kayma olduğunu saptamak çok kolaymış gibi görünse de dış görünüm aldatıcı olabildiği için çoğu zaman şüphede kalınabilir. Şaşılığın saptanması ve tedaviye başlanmasında gösterilecek tereddüt ve gecikmeler çocukta ileride telafisi mümkün olmayan görme kayıplarına yol açabilir” diyor.

Gözlük ve ortoptik tedavi

Prof. Dr. Acun Gezer, en riskli şaşılık türlerinden birinin çocuk doğduktan sonra ilk 6 ay içinde başlayan erken şaşılıklar olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Acun Gezer, genellikle başka bir göz sorunu olmaksızın görülen bu tür kaymalarda tedavide gecikildiğinde binoküler görme kusurunun çok ağır olabildiğini vurguluyor. Prof. Dr. Gezer, “Özellikle küçük bebeklerde belli bir yaşa kadar gözlerde biraz kayma olmasının normal olduğu gibi yanlış bilgi ve inanışlar yüzünden bu çocukların hekime götürülmesi ertelenmekte, tedavi geciktiğinde de ileride şaşılık kozmetik açıdan düzeltilse bile görme eksikliği giderilememektedir” diyor. 6. aydan sonra başlayan şaşılıklarda gözdeki ileri hipermetrop, miyop gibi kusurların veya başka faktörlerin etkisi bulunduğunu belirten Prof. Dr. Acun Gezer, “Bir kısım hastada sadece gözlük ve ortoptik tedavilerle şaşılık düzeltilebilirken bazen de bunlara ilaveten bir veya birkaç ameliyat geçirmesi gerekebilmekte” diyor.

Gözlerde kayma olduğunu saptamak çok kolaymış gibi görünse de dış görünüm aldatıcı olabiliyor. Tedaviye başlanmasında gösterilecek tereddüt ve gecikmeler çocukta ileride telafisi mümkün olmayan görme kusurlarına davetiye çıkartıyor.

Anne Sütünün Antibiyotik Kullanımı Gerektiren Hastalıkları Azalttığını Biliyor Muydunuz?

15 Nisan 2014 Salı


Sevgili anneler, anne sütü mucizedir, bebeğiniz ilk doğduğu andan itibaren büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin ögelerini içerir. Eşsiz içeriği ile bağışıklık sistemi gelişimini destekler, antibiyotik kullanımı gerektiren hastalıkları azaltır.

Bebeğinizin bağışıklığını guclendirmek için onu 2 yaşına kadar anne sütü ile besleyin. Anne sütü alımı azaldığındaysa bebeğinizin bağışıklığını Aptamil ile desteklemeye devam edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Yazın en sık görülen hastalıklar

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Çocuklar hep kış aylarında üşütüp hastalanırlar diye düşünürüz. Oysa soğuk havalar kadar sıcak havalar da çocuklarımızı hasta ediyor. Çünkü bakteri ve virüsler böyle havalarda daha çabuk ürüyor ve çoğalıyorlar. Özellikle de hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıktığı dönemlerde…

Yanınızda bulundurmanız gereken ilaçlar
Yaz hastalıklarına karşı evde ecza dolabınızda ya da tatile giderken ilaç çantanızda bulunduracağınız bazı ilaçlar  doktor müdahalesi  gerektirmeyen basit yaklaşımlar için gerekebiliyor.

Ateş düşürücüler: En sık gereksinim duyulan  ilaçlar arasında  ateş düşürücüler var. Bunun için en güvenli ilaç ise  parasetamol. Parasetamolün birçok preparatı mevcut.  Çocuklara ise şurup şeklinde olanlardan vermek gerekiyor. Verirken de her ölçeğinde (bir tatlı kaşığı = 5 ml?dir) ne kadar madde olduğunu bilmekte fayda var.

Ateşin parasetamol ile düşürülemediği durumlarda ise  hafif ılık bir duş etkili oluyor. Bu da etkin olmazsa denebilecek ilaçları mutlaka doktorunuzla danışarak kullanmak gerekiyor.

Diğer yandan; eğer çocuğun 37-37,5oC olan hafif bir ateşi varsa, buna rağmen oyun oynuyor, sıvı şeyleri rahatlıklar içiyorsa ve genellikle aktifse, keyfi yerindeyse ateşini düşürmek için bir neden yok demektir. Çünkü bu gibi durumlar bir süre sonra ilaç kullanmadan kendiliğinden düzeliyor.

Yüksek ateş sırasında aspirin kullanımı ölümcül ?Reye sendromu? denilen ağır bir karaciğer-böbrek yetmezliği tablosuna yol açabiliyor. Bu nedenle aspirinin  ateş durumunda tercih edilmemesi gerekiyor.

Antihistaminikler: Antihistaminikler alerjik bir uyarıya bağlı nedenle oluşan rahatsızlıkların (alerjik burun tıkanıklığı ve akıntısını) önlenmesinde ve ani durumlarda kaynaklanan (bazı yiyeceklerin yenmesi, böcek sokması, yanık) alerjik etkilerin  yol açtığı durumlarda etkili oluyorlar. Çocukta alerjiye yatkınlık söz konusu ise ya da çocuğun bilinen bir alerjik hastalığı varsa uygun antihistaminik ilacın bulundurulması önem taşıyor.  Diğer yandan antihistaminikler beklenenin tersine bazı çocuklarda aşırı harekete ve sinirliliğe yol açabileceği için ilk dozlarının akşam verilmesi de dikkat edilmesi gereken bir konu.

Kortizonlu kremler: Böcek sokmaları, hafif deri döküntüleri, ot ile temas sonucu oluşan kaşıntı ve yanmalar, egzama tipi döküntüler;  hafif etkili kortizonlu kremlerle tedavi edilebiliyor. Bu kremlerin suçiçeği, yanıklar, enfeksiyonlar ve  açık yaralarda kullanılması ise kesinlikle çok sakıncalı. Kremleri kullanmadan mutlaka  bir hekim   görüşünün alınması gerekiyor.

Öksürük şurupları: Öksürük; akciğerlere ulaşan bazı tahriş edici madde veya mikropların atılmasını sağladığı için aslında yararlı bir reaksiyon. Sıvı veya sekresyon içeren bir atılımın olduğu öksürüklere bulunulan ortamın nemlendirilmesi ve buhar uygulanması  yardımcı oluyor. İlaç olarak ise ?ekspektoran? denilen ilaçlar öksürüğün giderilmesinde etkili oluyor.

Eğer öksürük kuru bir öksürük ise farklı nedenlerden kaynaklanabiliyor. Örneğin sinüzit öksürüğü, ve ortamdaki tozların neden olduğu öksürükler kuru bir öksürük şekline ortaya çıkıyor.   Bu öksürüklere ekspektoranlar fayda etmiyor. Ayrıca, bir yaşa kadar olan bebeklerin öksürüklerinde ilaç verilmeden önce  mutlaka doktorun bebeği görmesi gerekiyor.

Hemen antibiyotiğe sarılmayın!
Çocukluk çağında sık görülen birçok hastalığın çeşitli  enfeksiyonlardan kaynaklı olduğu biliniyor. Enfeksiyonların başlıca nedeni ise   bakteriler (mikroplar) ve virüsler. Ateşe neden olan virüsler;  soğuk algınlığı, anjin, boğaz yanmaları ve öksürüğün en sık karşılaşılan nedenleri arasında yer alıyor . Virüslerin neden olduğu enfeksiyonlarda  antibiyotiklerin etkisi yok. Bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarsa  antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor.

Gerekmeden kullanılan her ilaç gibi antibiyotikler de lüzumsuz kullanıldıklarında yarar değil zarar veriyor. Lüzumsuz kullanılan antibiyotiklerin yol açtığı en ciddi sorun ise antibiyotiklere dirençli bakterilerin gelişmesi. Bu tip bakterilerle olan enfeksiyonların tedavisi için çok daha güçlü antibiyotikler gerekiyor ve bunların birçoğu ancak  hastanede damar yoluyla veriliyor.

Orta kulak enfeksiyonları, ağır sinüs enfeksiyonları, A grubu beta hemolitik  streptokokların yaptığı boğaz enfeksiyonları genellikle antibiyotiklerin kullanıldıkları hastalıklar. Bunun yanında soğuk algınlığı, öksürük ve bronşit genellikle virüslerle olduğu için antibiyotik kullanılması gerekmiyor. Bu hastalıklar doğal seyirleri içinde 1-2 hafta sürerek düzeliyor.

Bazı viral enfeksiyonlarda ise bakterilerin neden olduğu ikincil enfeksiyonlar görülebiliyor. Ancak bu tip enfeksiyonların önlenebilmesi için de önceden antibiyotik başlamanın yararı olmuyor.  Çocuk her hasta olduğunda antibiyotikleri tek tedavi yöntemi olarak görmek ise son derece yanlış!

Çocuklarda En Çok Görülen Yaz Hastalıkları

Sıcak yaz aylarını çok seven mikro-organizmalar içtiğimiz suda, yediğimiz besinlerde, hatta soluduğumuz havada bile bulunabiliyorlar. Dikkatsizliğimiz, tedbirsizliğimiz ya da umursamazlığımız ise onların neden olacakları hastalıklara adeta davetiye çıkarıyor. Özellikle de bünyeleri bizler kadar güçlü olmayan çocuklarımız bu mikro-organizmalar nedeniyle çok çabuk hastalanabiliyor.

Tatil süreci ise yaz hastalıklarını tetikleyici bir işlev görüyor. Tatil nedeniyle gidilen farklı yerlerdeki mikro-organizmalara bağışıklık sisteminin alışık olmaması ve hava değişikliği nedeniyle vücut direncinin düşmesi; bu hastalıklara yakalanmayı kaçınılmaz kılıyor.

Alınacak önlemler ve uygulanabilecek basit tedavilerle bu hastalıklardan korunmak ya da en azından daha hafif atlatmak ise mümkün.  Şimdi gelin kısaca bunlara göz atalım…

Kusma ve ishal
Kusma ve ishal ülkemizde yaz aylarında en sık görülen çocukluk çağı hastalıkları içinde en yaygın olanları. Mikroplu suların içilmesi bağırsak enfeksiyonlarına neden oluyor. Bozulmuş, mikroplarla enfekte olmuş besinlerin yenmesi ise besin zehirlenmelerine yol açıyor. Bu tür enfeksiyon ve zehirlenmeler sıklıkla kusma ile başlıyor ve ishalle devam ediyor.

Besin zehirlenmeleri dışında ishal ve kusmaların en önemli nedenlerinden biri de virüslerin yol açtığı barsak enfeksiyonları. Yine bazı özel bakteriler de bu hastalığa neden olabiliyor. Hastalık genellikle bir hafta içinde kendiliğinden düzeliyor. Amipli ve basilli dizanterinin yol açtığı ishallerse kendiliğinden düzelmiyor. Her ne kadar birkaç gün içinde  azalma gösterseler de, ilaç tedavisi uygulanmadıkça  tekrarlama olasılıkları yüksek.

İshal ve kusma durumunda kaybedilen sıvının yerine konulması yaşamsal önem taşıyor.  Hastalığın başlangıcından yani ilk kusmadan hemen sonra çocuğun yemeğe zorlanmadan şekerli ve tuzlu (ağızdan sıvı tozları) su hazırlayıp verilmesi en uygun yaklaşım.  Bunun yanında ayran, yoğurt, ıhlamur, elma suyu, çay da kaybedilen sıvının karşılanması için kullanılabiliyor. Kusma ve ishal vakalarında sıvı kaybı dışında başka bir hayati tehlike genellikle söz konusu değil.

Giardia denilen parazitin yol açtığı ishaller ise çok uzun sürebiliyor. Bu nedenle düzelmeyen ishallerde bu parazitin aranması gerekiyor.  İshalle birlikte dışkıda sümüksü bir yapının bulunması ve kan görülmesi  de kaka tetkikini gerektiriyor. Bu durumlar amiplerden kaynaklanabiliyor.

Çocuklar  ishal ve kusma  sırasında çok az bir sıvı kaybetseler bile halsizlik hissedebiliyorlar.  Sıvı ihtiyacı ağızdan alamaması halinde sıvı kaybı çok ciddi boyutlara ulaşabileceğinden az da olsa mutlaka sıvı verilmesi gerekiyor. Eğer ağızdan sıvı kaybı karşılanamıyorsa ve dehidratasyon (kalp hızının çok artması, nefesinin sıklaşması, derisinin sıvı kaybından dolayı gerginliğinin kaybolması, dilinin ve ağzının kuruması gibi bulguların eşlik ettiği durum) gözleniyorsa  çocuğun hastaneye yatırılarak damardan sıvı verilmesi gerekiyor.

İshalde kaka kültürü alınmadan ve neden ortaya konmadan antibiyotik ve ishal durdurucu ilaçların verilmesi ise kesinlikle sakıncalı. Bu yaklaşım çocuğun ileride çok sık ishal olmasına veya barsak sisteminin düzensizleşmesine yol açıyor.

İsilik
Çocuklarda vücudun çeşitli bölgelerinde kaşıntılı ve kırmızı minik kabarıklıklar ve deri döküntüsü  ile karakterize olan isilik, yaz aylarında oldukça sık görülüyor. Bu rahatsızlığa neden olan faktörlerin en önemlisi, ter bezlerinin tıkanması ve terin gerektiği gibi dışarı atlamaması. Bu da deride kaşınmaya, kızarmaya, ve dökülmelere yol açıyor.

Ortamdaki  nem miktarının fazlalığı isilik  belirtilerini ağırlaştırıyor.  Kaşıntı sonucu deride açılmaların oluşması ise  çeşitli enfeksiyonlara neden oluyor.

İsiliğin önlenmesi ise son derece basit. Pamuklu giysiler giyilmesi, sık sık banyo yapılması ve derinin mümkün olduğunca havalandırılması  alınması gereken başlıca önlemler. Yine baş göstermiş bir  isilik vakasını çabuk iyileştirmek için de bunları yapmak yeterli. Diğer yandan,  bazen ağır olgularda  doktor tavsiyesine göre ilaçlar, pomatlar kullanılması da gerekebiliyor.

Pişik
Genellikle bez bağlanan bölgede görülen pişikler yazın daha rahatsız ediyor Bunun başlıca nedenleri; bebeklerin yaz aylarında çok daha çabuk ishal olmaları, sık sık bezin değiştirilmemesi ve popo bölgesinin havalandırılmaması..

Pişik her ne kadar  can sıkıcı bir sorun olsa da her kakadan sonra bebeğin altının sabun kullanmadan bol suyla yıkanması, bezin sık sık değiştirilmesi, gündüzleri mümkün oldukça bez kullanılmaması gibi tedbirlerle önlenebiliyor.Gerekli durumlarda pişik kremi kullanmaksa sorunu halletmenin bir diğer yolu.

Güneş çarpmaları
Güneş çarpmaları, aşırı sıcakta veya saat 11.00-15.00 arası uzun süreli güneş ışığına maruz kalındığında yaşanıyor. Yazın bebek ve çocuklarda güneş çarpması oldukça sık görülüyor.

Yüksek ateş, kırmızı, sıcak ve kuru deri, halsizlik, mide bulantısı, baş dönmesi, şuur kaybı gibi belirtilerle kendini gösteren güneş çarpması acil müdahale gerektiren bir durum.  İlk yardım aşamasında çocuğu hemen serin bir yere götürmek, duş aldırmak ve ıslak çarşafa sarmak gerekiyor. Eğer durum düzelmiyorsa hemen hastaneye götürmek yaşamsal önem taşıyor.

Bu durumla karşılaşmamanın yolu ise çocukların saat 11.00-15.00 arası mümkün oldukça dışarı çıkmamalarını sağlamaktan geçiyor. Ayrıca yeterli sıvı almalarını, açık renk elbise giymelerini ve şapka takmalarını sağlamak da güneş çarpmalarının önlenmesinde etkili olan diğer faktörler.

Güneş yanıkları
Güneşin yaydığı zararlı ışınlar çocukların hassas cildi açısından önemli bir risk faktörü. Bu ışınlar deniz kenarında kent ortamından daha güçlü bir etkiye sahip. Gerekli önlem alınmazsa yanıklara yol açabiliyorlar. Buna meydan vermemek için çocukları korumak gerekiyor. Onları 11.00-15.00 saatleri arasında güneşe çıkarmamak ve koruma faktörü yüksek güneş kremleri kullanmakla bu sorunu engellemek mümkün.

Güneş yanıklarında ise doktorun önerdiği rahatlatıcı ve onarıcı kremlerin kullanılması gerekiyor. Ayrıca böyle bir durumla karşılaşıldığında çocuğun bol bol sıvı almasını sağlamak cildinin kaybettiği nemi geri kazandırma noktasında önem taşıyor.

Göz iltihaplanmaları
Eğer çocuğunuzun gözlerinin beyazında kızarma görüyorsanız, sorun  ?konjonktivit? denen göz iltihabı olabilir.  Her ne kadar bu kırmızılık tahriş, alerjik reaksiyon ya da daha ciddi bir hastalık belirtisi olabilirse de neden çoğunlukla konjonktivitdir.  Ayrıca gözlerde yanma, yaşarma veya akıntı da konjonktivite işaret edebilir.

Bu belirtilerin gözlenmesi durumunda ilk yapılması gereken ise  çocuğun bir doktora götürülmesi.  Daha önce açılmış ya da başkasının daha önce kullandığı göz ilaçlarının kullanılması ise önemli sakıncalar içeriyor.

Konjonktivite genellikle virüsler, bazen de bakteriler neden oluyor. Tedavisinde ise antibiyotik ilaçlı göz damlaları kullanılıyor. Tedaviye yanıt alana kadar çocuğun gözleriyle doğrudan temas etmemekse ayrıca önemli. Çünkü konjonktivit bulaşıcılığı yüksek olan bir enfeksiyon. Bu nedenle göze temas etmemek, edildiğinde ise ellerin çok dikkatli yıkanması gerekiyor.

İdrar yolları enfeksiyonları
İdrar yolları enfeksiyonları küçük çocuklarda özellikle kızlarda oldukça sık görülen bir yaz hastalığı. Bu hastalığa genellikle bakteriler yol açıyor. Rahatsızlık enfeksiyonun  tutulum yerine göre değişik isim alıyor. En sık enfekte olan bölge olan  idrar kesesinin iltihabına sistit deniyor.

Sistit genellikle bakterilerin idrar kesesine gaita yoluyla bulaşmasıyla oluşuyor. Kızlarda çok daha fazla görülüyor. Bunun nedeni üretra denen idrar kesesinden sonraki tüpün kızlarda daha kısa oluşu. Alt karın ağrısı, hassasiyet, idrar yapılırken sancı, sık idrar çıkma, kanlı idrar ve ateş sistitin başlıca belirtileri.

Piyelonefrit ise böbreklerin  enfeksiyonuna deniyor. Bu hastalık   yaygın karın ağrısı ve yüksek ateşle seyrediyor.

İdrar yolları  enfeksiyonları en kısa zamanda antibiyotik tedavisi şart. Ancak bu tür bir enfeksiyonu düşündüren  yakınmaları olan çocuklarda uygun antibiyotiğin saptanması için öncelikle idrar tahlili ve idrar kültürü yapılması gerekiyor.

Enfeksiyonun şiddetine ve tutulum yerine göre ek testler (ultrason)gerekebileceğinden böbrek hastalıkları uzmanına da danışmak gerekebiliyor.

Ani hareketler felce yol açabiliyor

21 Ocak 2013 Pazartesi

felç
Bilim adamlarının uyardı; ani hareketler felce yol açabilir.

Kapı çaldığında birden bire yerinden sıçramak gibi ani hareketlerin felce yol açabileceği bildirildi. Tel Aviv Üniversitesi bilim adamları, beyindeki bir damarda kan akışının durmasına yol açan pıhtılaşmayla oluşan ve çok yaygın olan “iskemik felç” geçirmiş 150 hasta üzerinde araştırma yaptılar. Bilim adamları, her 5 vakadan birinde, felçten 2 saat kadar önce, ani yüksek ses, yardım çağrısı ya da diğer beklenmedik olaylar sonucu vücut pozisyonunda ani değişikliklerin olduğunu saptadılar. Yüksek fiziksel eforun 1 saatten az bir süre içinde kalp krizini başlatabildiği daha önceki araştırmalarda belirlenmişti. Ancak şimdiye kadar, benzeri faktörlerin iskemik felci tetikleyip tetiklemediği bilinmiyordu. Araştırmacılardan Dr. Silvia Koton, özellikle yaşlıların, kapının ya da telefonun çalması gibi günlük olaylara ani tepkinin negatif etkisini bilip, ona göre davranmaları gerektiğini söyledi

Baş Ağrısının Nedenleri

21 Ekim 2012 Pazar

“Başım çok ağrıyor”, “baş ağrısı beni delirtiyor”, “başım çatlıyor sanki” gibi cümleleri etrafımızdaki insanlardan sık sık duyarız. Baş ağrısı bazen bir anda bazen de kendini hissettire hissettire gelir. Baş ağrısının beslenme, stres ve hormonlarla yakından ilişkisi vardır.

Baş ağrısı sebebiyle doktora başvuranların sadece %5-7′sinin şikayetleri, baş ağrısına neden olabilecek yapısal bir bozukluktan kaynaklanır. Oysa ağrılar çoğu zaman kişinin iş yapabilmesini ya da fiziksel bir etkinliği yapmasını engelleyecek boyutlardadır.

Baş ağrısı rahatsızlığının onlarca nedeni vardır, bu durum zaman zaman ciddi boyutlara ulaşır ve yaşamı tehdit eden problemler haline gelir. Baş ağrısının ciddi olabileceğini gösteren bazı önemli ipuçları vardır;

-Hasta 50 yaş üzerindeyse,
-Eşlik eden ciddi bir sistemik hastalık veya kanser varsa,
-Hasta hayatında ilk defa bu kadar şiddetli bir ağrı tarif ediyorsa,
-Ağrı giderek sıklaşıyor veya basit ağrı kesicilere yanıt vermeyecek düzeyde şiddetli hale geliyorsa,
-Ağrıya başka nörolojik yakınmalar eşlik ediyorsa, hasta mutlaka hekim kontrolünde incelenmelidir.

Baş ağrısı türleri arasında ilk sırayı alan migren, her dört kadından birinin kabusu olur. Doktor desteği almak isteyenlerin büyük çoğunluğu ise teşhis sıkıntısı yaşar. Migreni tetikleyen unsurlar arasında ilk sırayı stres alır.

Baş aktör östrojen hormonu
Migren çoğunluklar kadınlarda görülür. Migren beyindeki kan damarlarındaki değişiklikten dolayı oluşur. Kadınlardaki hızlı hormonal değişimlerin sıklığından ötürü de kadınlarda daha yoğun görülür. Beslenme de migren tedavisinde önemli bir yer alır.

Çikolata, turunçgiller, kırmızı şarap, kahve ve peynir migreni tetikleyebilen besinlerdir. Bunların yanı sıra salam ve sosislerdeki koruyucu maddeler, sigara içmek, kansızlık veya tiroid bezinin yanlış çalışması gibi durumlar da migren ataklarını tetikleyebilir. Bazı migrenli hastaların atakları ise stres, uykusuzluk, açlık, üzüntü ve sıkıntı nedeniyle artabilir. Baş ağrısı tedavisi bir ekip işidir, ağrıya neden olabilecek bir ya da birden fazla sorun olabilir. Bu sebeple çok yönlü bir araştırmayla doğru sonuca ancak ulaşılabilir.

Migren doğru tanı, doğru tedavi ve düzenli doktor kontrolü ile kişinin günlük yaşamını rahatça sürdürebileceği bir hastalıktır. Migren tedavisinde ilk adım ağrıları tetikleyecek faktörlerden uzak durarak günlük hayatın düzenlenmesidir. Ayrıca ağrıyı önleyecek tedaviler ve ağrı başladığı zaman bunu dindirecek atak tedavileri vardır. Tüm bunların doğru bir yaklaşımla uygulanması tedavi başarısını oldukça arttırmaktadır.

Obezite Nedir?

Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.

Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır.

Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır

İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.

Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir.

Günlük yaşamda bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vb.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır.

Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir.
Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18'i, kadınlarda ise %20-25'ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30'un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.

Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.

Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.

Apandisit nedir? Belirtileri nelerdir?

Apandisit
Apandisit, apendiksin (karnın sağ alt bölümünde kalınbarsağın kenarından dallanan dar bir kanal iltihabi reaksiyonudur. Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Apendiksin vücutta bilinen bir işlevi yoktur. Ancak iltihaplı bir apendiks tedavi edilmediğinde, yırtılarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Genellikle apandisitin nedeni, çoğu vakada bir feçes yumrusuyla olmak üzere, apendiksin tıkanmasıdır.

Belirtiler
İlk belirti genellikle göbek hizasında başlayan, yavaş yavaş şiddetlenen ve çoğu kez karnın sağ tarafına geçen ağrıdır. Karın ağrısı hareketle, derin soluk alırken, öksürürken, hapşırırken ya da o bölgeye dokunulduğunda şiddetlenebilir. Bazen, özellikle küçük çocuklarda, ağrı karnın başka bir bölgesinde görülebilir. İştah kaybı Bulantı Kusma Ağrıdan sonra başlayabilen hafif ateş olabilir.

Tanı
Tanı öykü ve klinik bulgularla konur.

Tedavi
Kesin teşhis için hastanın izlenmesi ve bazı tıbbi tetkiklerin yapılması gerekir. Apandisitten kuşkulanılan hasta istirahata alınmalı ve hemen doktora başvurulmalıdır. Tedavi cerrahi yöntemle apandisit'in çıkarılmasıdır. Apandisit kangreni, yırtılması ve abse oluşumu gibi ciddi sorunlara yol açabileceğinden, şüphe olduğu takdirde mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Klasik yöntem bir kesikle karnın sağ alt bölgesine girilmesi olmakla birlikte, artık endoskopik yöntemle, karın boşluğu açılmaksızın müdahale yapılabilmekte, böylelikle hem ameliyat riskleri, hem de hastanede kalış süresi önemli ölçüde azalmaktadır.

Öneriler
Yırtılma tehlikesi bulunduğundan, apandisit acil bir durum olarak kabul edilir. Vakit kaybedilmeden mutlaka bir hekime başvurmak gereklidir. Tedavi, ameliyat ve antibiyotik tedavisini kapsamaktadır.

Aids ve Belirtileri

13 Ekim 2012 Cumartesi

AIDS, insan vücudunun immün sistemini yok eden ve bir dizi belirtilerle karakterize olan bir immün (bağışıklık) yetersizlik sendromudur. AIDS'li kişilerde HIV-I denilen virüs tipi T Hücrelerine girerek çoğalmaya başlar ve daha sonra bu hücreleri öldürür. Bu imha immun sistemi zayıf bir hale getirir ve bu durumda ayrıca değişik enfeksiyonların ve tümörlerin ortaya çıkışı da kolaylaşır. HIV-I virüsüne aynı zamanda HTLV-III, LAV ve ARV virüsleri de denilir. Virüs; değişik yollarla örneğin, damardan kirli iğnelerle yapılan iğneler, cinsel ilişkiler veya anneden çocuğa olmak üzere girerler. Birkaç ay içinde vücut bu virüse karşı antikor üretir. Kan testleri bu yüzden pozitif bir sonuç verir. Semptomlar 1-2 haftada gelişir. Bunlar virüs vücuda girdikten bir kaç ay sonra başlar. Bu sırada kanda antikor oluştuğu için Eliza ve Western Blot gibi tahlillerle teşhis konulabilir.

AIDS'li hastalar ikiye ayrılır. Homoseksüel ve biseksüel olanlar ve iğne ile uyuşturucu kullananlar. Riskli olan diğerleri ise AIDS'liyle cinsel ilişkide bulunanlar. Prezervatif kullanarak virüs geçişini azaltmak mümkün olabiliyorsa da tam korunma sağlanamaz.
AIDS, yüksek oranda bir bulaşıcı hastalık değildir. Virüs, AIDS'e yakalanmış kişilerin kanında ve menisinde bulunur.

HIV virüsünü öldürmek kolaydır ve bu virüs vücut dışında uzun süre yaşayamaz. Kapı tokmağı tutarak, tuvalet vasıtasıyla veya oturma yerleriyle temas içinde olarak bu virüse yakalanmak imkansızdır. Sivrisinekler bu virüsü yaymazlar.

Teşhis koydurabilecek belirtiler, genellikle hastalığın bulaşmasından 5-10 yıl sonra ortaya çıkar. AIDS'te sık görülen fırsatçı bir enfeksiyon Pneumocystis carinii etkeninin yol açtığı zatürreedir. Yaşlılarda ve bağışıklık sistemi bozulmuş hastalarda nadir bir habis tümör olan kaposi sarkomu oluşabilir.

En sık kullanılan, kan örneklerinde yapılan ELISA (Enzim-linked immunosorbent assay) testidir. Bu test çok duyarlıdır ve virüsün vücuda girdiği ilk ay dışında hemen hemen herkeste virüsü belirlemektedir. Bununla birlikte, nadir olarak romatoid artrit ya da diğer bazı faktörlerin varlığında yanlış pozitif sonuçlar verebilmektedir. Genel olarak, ELISA testinin pozitif sonucu Western biot testi ile doğrulanmadan AIDS teşhisi konmaz. Pozitif sonuçların Sağlık Bakanlığı'na bildirilmesi zorunludur.

Hastalığın henüz kesin bir tedavisi yoktur. AZT olarak kısaltılan azidotimidinin, hastalığı yavaşlatıcı etki gösterdiği tespit edilmiştir.

Her yıl 1 Aralık günü Dünya AIDS Günü olarak çeşitli etkinliklerle gündeme gelmektedir.

BELİRTİLER:
- Uzun süreli açıklanmayan yorgunluk,
- Lenf modüllerinin açıklanmayan şişliği,
- On günden daha uzun süren ateş,
- Gece terlemesi,
- Açıklanmayan kilo kaybı,
- Derideki renk bozulumu ve iyileştirilemeyen mukoz membran iltihapları,
- İlerleyen, açıklanamayan öksürük ve boğaz ağrısı,
- Nefes darlığı,
- İlerleyen üşüme,
- Devamlı ishal,
- Ağızda mantar enfeksiyonu,
- Kolay yaralanma ve açıklanamayan kanama,
- Zihinde karışıklık ve sonunda koma.

Hastalıklar ve Kısa Tanımları #01

9 Ekim 2012 Salı

ADALE ROMATİZMASI
Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir.

Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

ALERJİ
Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.

ANÜS KAŞINTISI
Anüs (şerç); yani sindirim kanalının doğru bağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kıl kurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.

BADEMCİK İLTİHABI
Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtırak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar.

Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir.

BALGAM
Sümüksü, cerahatli veya kanlı görünüşte bir maddedir. Bronşitin işareti olabilir.

Alzheimer Riskinizi Ölçün

30 Eylül 2012 Pazar

alzaymir
Son zamanlarda önemsemediğiniz unutkanlık problemleriniz oluyor, zaman ve yer kavramı ile ilgili karmaşıklıklar yaşıyor ya da konuşurken kelime bulmakta zorlanıyorsanız Alzheimer riski ile karşı karşıya olabilirsiniz. Ölümle sonuçlanabilen ciddi tablolara kadar giden Alzheimer hastalığı, erken teşhis ve bilinçli bir yaklaşım sayesinde yavaşlatılabiliyor. Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” öncesi hastalığın 10 belirtisini sıraladı ve konu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger