Yaz aylarında fit olabilmek için

25 Temmuz 2017 Salı

tatil
Yaz aylarında fit olabilmek için bütün günü spor ve diyet ile geçirenler, tatilde açık büfe tuzağına dikkat!  Birbirinden güzel yiyeceklerin, tatlıların yer aldığı her şey dahil sofralar, kısa sürede kilo almanıza neden olabilir. Hem tatil yapıp dinlenmek hem de kilo almadan geri dönmek istiyorsanız gün içerisinde yapacağınız egzersizler, ara öğünler ve dengeli beslenme ile ideal kilonuzu tatil sonrasında da koruyabilirsiniz.

Tatilde soslu ve ağır yemekler yerine bol yeşillikli ve dörde bölünmüş tabaklar hazırlayın diyen Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır İçerenköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Korkmaz; tatili fit ve sağlıklı geçirmek isteyenler için beslenme tüyoları verdi:

1)    TATİLDEN ÖNCE TARTIYA ÇIKIN: Tatile gitmeden önceki kilonuzu not olarak yazın. Tatil dönüşünde de tartılıp kilonuzu not edin. Burada amaç tatil boyunca kilonunuz artıp azalması konusunda bilgi sahibi olmak ve devam eden günlerde buna göre hedeflerinizi belirlemek.

2)    KAHVALTISIZ GÜNE BAŞLAMAYIN: Günlük hayatınızda olduğu gibi tatilde de mutlaka iyi bir kahvaltı yapın. Kahvaltı, günün en önemli öğünü. Açık büfede kahvaltıda bol yeşillik, domates, salatalık almayı unutmayın.  Tabağınıza alacağınız birkaç çeşit peynir ile birlikte yağsız omlet ya da haşlama yumurtayı tercih etmek size tokluk hissi verecek besinlerin başında yer alıyor. Tatlı olmadan kahvaltı yapamam derseniz açık büfede yer alan kuru meyveler ya da 1 yemek kaşığı bal veya reçel tatlı ihtiyacınızı karşılayacaktır. Masum görünen kahvaltıdaki en büyük tehlike ise hamur işi yiyecekler. Bu noktada tercih hakkınızı bir çeşit veya yarım porsiyon olarak kullanmaya çalışın.

3)    ARA ÖĞÜNLERİ TATİLDE ATLAMAYIN: Havuz, deniz, gezilecek yerler derken ara öğün yapmayı unutmayın. Kahvaltıda verilen kuruyemişlerden bir avuç ya da kuru meyvelerden 4-6 adet ya da bir orta boy taze meyve ara öğün için ideal olacaktır.

4)    YEMEĞİNİZ SOSSUZ OLSUN: Soslu yapılan yemeklerin yağ ve kalori içeriği fazla. Böyle yapılan yemeklerden uzak durursanız gereksiz kalori almaktan kendinizi korumuş olursunuz.

5)    TABAĞINIZA ÜST ÜSTE YİYECEK KOYMAYIN: Otellerde yer alan açık büfe ve birbirinden lezzetli yiyeceklerin olması sizi kandırmasın. Gün içerisinde yediklerinize dikkat etmelisiniz. Tüm yiyeceklerden yemek için tabağınıza yiyecekleri üst üste koymayın. Tabağınızı 4 parçaya bölünmüş olarak kabul edin. Böylece farklı yemeklerden yemiş olur, besin alımı kontrol altında tutmuş olursunuz.

6)    TATLININ CAZİBESİ SİZİ KANDIRMASIN: Tatillerde tatlı büfeleri insanı içine çeken bir görsellik içerisinde. Bu nedenle de tatlı büfesine dikkat edin. Tercih ve porsiyon miktarı çok önemli. Sütlü tatlı ya da dondurma tüketmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Hamur işi ya da kızartma şeklinde yapılan bir tatlı tüketmek istediğinizde ise yarım porsiyon ve öğle yemeğinde tüketmek daha doğru olacaktır.

7)    İÇECEK KİLO YAPMAZ DEMEYİN: Sıcak havalarda yediklerimiz kadar hatta bazen daha fazla kaloriyi içeceklerimizden alıyoruz. Bu noktada önemli olan, tercih edilecek içeceklerin ne olacağı. Tabi ki öncelikle ilk tercihimiz su olmalı. Onun dışında maden suyu, soda, diyet içecekleri çok abartmamak şartı ile tercih edebiliriz.

8)    ALKOL YAĞLI YEMEK KADAR KALORİLİ: Alkol tüketiminize dikkat edin. Alkollü içecekler, her şey dahil tatil anlayışında yemeklerden daha tehlikeli olabilir. Unutulmamalıdır ki, alkol tüketildiğinde metabolizma yağlı bir besin alıyormuşsunuz gibi davranıyor. Bu noktada önemli olan sıklık ve alınan içeceğin alkol oranının ne olduğu. Alkollü içecek tüketildiğinde, o öğün yemek porsiyonlarını azaltmak kilo kontrolü açısından iyi olacaktır.

9)    HER ŞEY DAHİL SİSTEME EGZERSİZİ DE EKLEYİN: Her şey dahil tatil anlayışında bir önemli noktada da hareketin az olmasıdır. Tabi ki tatil demek dinlenmek demektir ama yine de günde yapılacak 30 dakika yürüyüş, alınan kalorilerin bir kısmının enerjiye dönüşmesi açısından iyi olacaktır.

10)    AZ VE SIK YEME HAYAT MOTTONUZ OLSUN: Hem tatilde tadınızın kaçmaması hem de tatil dönüşünde tartıda gördüğünüz rakamların canınızı sıkmaması için her zaman söylediğimiz gibi “AZ VE SIK ARALIKLARLA BESLENME PLANI” prensibini unutmamak gerekiyor.

İyi bir hafızanın sırrı su içmekte saklı!

21 Temmuz 2017 Cuma

kadın
Vücudumuzu yöneten ancak genel sağlık durumumuzla ilgili değerlendirme dışı kalan beynimizin hastalıkların ipuçlarını yıllar öncesinden vermeye başladığını ve bu ipuçlarını zamanında fark etmediğimizde karşılaşabileceğimiz problemleri biliyor muydunuz?

Hastane Derindere Nöroloji Bölümü Uzmanı Dr. Keriman Oğuz’la sağlıklı yaşamın anahtarlarından biri olan beyin sağlığımızı korumanın ipuçlarını konuştuk…

Genellikle beyinle ilgili problemlerin ancak hastalık aşamasına gelindiğinde anlaşıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Keriman Oğuz; ‘Felç geçirdi'' veya 'Alzheimer tanısı konuldu' diyoruz. Ama beyin ile ilgili hastalıklar tanının konulduğu evrenin çok öncesinde başlayan süreçleri kapsıyor. Alzheimer hastalığını düşünelim. Hasta veya yakınları 1-2 ay veya birkaç yıldır unutkanlığı var diye anlatırlar belirtileri. Alzheimer tanısı konulduğunda aslında 20-25 yıl öncesinde Alzheimer oluşturacak alt yapı gelişmeye başlamıştır. Ya da inmede felç geçiren bir hastanın beynin bir bölgesini besleyen damar tıkanır. Aslında damar tıkanıklığının oluşabilmesi için 10-15 yıl öncesinden riskler oluşmaya başlar. Hasta felç geçirdiğinde veya Alzheimer tanısı konulduğunda süreç ilerlemiş ve genellikle hastalar ileri yaşta olurlar. Ama aslında erişkin yaşlardan itibaren 20-25 yıllık bir süreçte var olan bu hastalıklar için zemin hazırlanmıştır’ açıklamasında bulundu.

Beyin Sağlığınızı Korumak İçin…

Peki, o zaman biz bu hastalıkların başlangıcını nasıl yakalayabiliriz? Durdurabilmek veya yavaşlatabilmek mümkün mü? Riskleri azaltabilir miyiz? gibi sorular akla gelmeye başlar.  Beyin sağlığını tehdit eden risk faktörlerini bilip alınması gereken önlemleri hayatımıza uyguladığımızda bu riskleri önemli ölçüde azaltmış oluruz.

Egzersiz sadece vücudunuz değil; beyninizin de ihtiyacı vardır:

Araştırmalar, günde 10-15 dakikalık egzersizin beyin gücünü %30 oranında artırdığını gösteriyor. Egzersizle birlikte tüm vücutta kan dolaşımı arttığı için, beyne giden kan miktarı da artar. Böylece beyinde nöronlar arası iletişim artar ve hafıza güçlenir. Egzersiz yanında daha az araç kullanmak, kısa mesafeli yerlere araçla değil yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak gibi günlük hayatta mümkün olduğunca aktif olmaya çalışmak yarar sağlayabilir.

İyi bir hafızanın sırrı su içmekte saklı!

Hafızanızı zinde tutmanın en basit ve sağlıklı yolu günde 2-3 litre su içmekten geçer.

Zamanın boşa harcanmaması gereken ilk şey olduğunu unutmayın.

Bilgisayar veya telefonun nasıl bir kapasitesi varsa beynimizin de bir kapasitesi mevcut. Nasıl bu cihazların kapasitesi dolup zaman zaman yeterli alan yok uyarısıyla karşılaşıyorsanız beyninizin de zaman zaman dinlendirilmeye gereksiz şeylerle doldurulmamaya ihtiyacı olduğunu unutmayın. Bunu dikkate almazsanız artık yeni bilgiler öğrenemez ve gereksiz bilgilerle dolu bir beyinden iyi bir performans bekleyemezsiniz.

Kaliteli uyku bedeninizin yanı sıra beyninizi de dinlendirir. 

Herkes aynı miktarda uykuya ihtiyaç duymaz. Ama her gün yeterli uykuyu almak nöronların daha etkili çalışmasını sağlar. Bu da hafızamızı güçlendirir.

Midemiz kadar beynimizin de doğal besinlere ihtiyacı var!

Doğada bulunan bazı vitamin ve mineraller beyniniz için hayati önem taşır. Özellikle folik asit, B6 ve B12 vitaminleri demansa neden olan bazı proteinlerin daha düşük seviyelerde kalmalarını sağlar. Ama bunları hap tarzında almaktan ziyade doğal gıdalardan almak daha önemlidir. Yapay tatlandırıcı içermeyen gıdalar tüketenlerde IQ oranının daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalar var.

Teknoloji her zaman yararlı olmayabilir.

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte yaşamımızı kolaylaştırmak amacıyla cep telefonu, bilgisayar, televizyon, elektrikli ev aletleri, kablosuz iletişim sistemleri hayatımıza girmiştir. Bu aletlerin yaydığı elektromanyetik alanın biyokimyasal ve fizyolojik olarak birçok hücrenin işleyişini olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Cep telefonu kullanımının artışı ile kanser, baş ağrısı ve hafıza kayıplarının artış gösterdiğiyle ilgili çalışmalar mevcuttur. Cep telefonu ve elektrikli aletlerden vazgeçmek mümkün olmasa da bazı önlemlerle riskler azaltabilir. Uzun süreli cep telefonu görüşmelerinden kaçınmak, gece uyumadan önce cep telefonunu kapatmak çözüm olabilir. Yine mutfakta elektrikli aletlerin yaptığı işlerin bir bölümünü onları kullanmadan yapmak riski azaltmada yardımcı olabilir.

Çok yönlü olmak aynı anda birçok işi yapmaya kalkışmak anlamına gelmez!

Günümüzde teknolojinin etkisiyle insanlar araba kullanırken, yürürken, işte, toplantıda arkadaşları ile sohbet ederken sosyal medyaya giriyor, maillerini kontrol ediyor. Bunlar hatayı beraberinde getirir. Kişinin dikkati dağılarak konsantrasyon ve hafıza problemleri oluşur. Bu nedenle sadece yapacağınız işe konsantre olun. Arkadaşlarınızla sohbet ederken, iş yaparken, araba kullanırken, yürürken telefon ve diğer iletişim araçlarından uzak durun.

Elinizdeki işi bitirmeden yenisine başlamayın!

Bir kitabı okumaya başladığınızda onu bitirmeden bir başka kitabı okumaya başlamayın. Hangi kitabı okuyorsun dediğimizde 3-4 tane kitap adı sayanları görmüşsünüzdür, hepsi yarım kalmış, başlanmış ama bitirilmemiş. İşte bu durumda yine beyinde konsantrasyon ve hafıza problemleri görmeye başlarız.

Bel ağrısı belirtileri ve tedavi yöntemleri

14 Temmuz 2017 Cuma

sağlık blogu
Hemen herkesin mutlaka bir bel ağrısı tecrübesi olmuştur. Kimi okula, işe gidemeyecek kadar ağır; kimisi daha hafif ama sabit...
 
 
Peki  “Doktora görün” sinyali veren bel ağrısı belirtileri nelerdir ve nasıl tedavi edilir?

 
 
 
 
 
 
Bu belirtiler varsa DİKKAT!
  • Yeni bağırsak veya mesane problemlerine neden olduysa
  • Ateş yükseliyorsa
  • Düşme sonrası veya belinize direkt darbe varsa
  • Şiddetli ve dinlenme ile iyileşmiyorsa
  • Özellikle ağrı bacağınıza ve dizin altına yayılırsa
  • Bir veya iki bacakta güçsüzlük, uyuşma veya karıncalanmaya varsa
  • Açıklanamayan kilo kaybının eşlik ediyorsa

Peki ne zaman doktora gitmeli?

İki hafta içinde ev istirahati ve kişisel bakım ile kademeli olarak iyileşmeyen bel ağrısı mutaka bir hekim görüşü gerektirir.

Bel sağlığınız için küçük tüyolar, büyük fayda sağlar

Egzersiz : Düşük tempolu aerobik egzersizlerle, bel gücü ve dayanıklılığınızı artırarak kaslarınızın daha iyi çalışmasını sağlayabilirsiniz. Yürüyüş ve yüzme iyi seçimlerdir. Doktorunuz sizi en doğru egzersize yönlendirecektir.

Sağlıklı kilo : Fazladan her bir kilo, belinize 5 kiloymuş gibi yansır. Fazla kilo, bel ağrılarınızın düzelmesini engellediği gibi; ana sebebi de olabilir.

Doğru duruş : Uzun süre ayakta durmanız gerekirse, belinizi biraz rahatlatmak için bir ayağınızın altına 10-15 cm’lik tabla yerleştirin. Belli aralıklarla ayaklarınızın pozisyonunu değiştirin. İyi duruş, bel kaslarındaki stresi azaltabilir.

Doğru oturuş :  Bel desteği, kolçağı ve döner tabanı olan bir koltuk seçin. Belinize bir yastık veya havlu koyun. Dizlerinizi ve kalçalarınızı koruyun. Konumunuzu en az yarım saatte bir değiştirin.

Doğru kaldırma : Ağır kaldırmaktan kaçının. Mecbur kalırsanız, bacaklarınızdan destek alın. Belinizi dik tutun ve sadece dizlerinizi bükün. Yükü vücudunuza yakın tutun. Nesne ağır veya dengesiz ise mutlaka yardım isteyin.

Bel ağrısı tedavi yöntemleri nelerdir?

Ağrı kesiciler : Ağrı kesicileri mutlaka doktorunuzun yönlendirmesiyle kullanın. Aşırı ilaç kullanımı, ciddi yan etkilere neden olabilir.

Kas gevşeticiler : Hafif-orta bel ağrısı ağrı kesiciler ile düzelmezse, doktorunuz bir kas gevşetici de önerebilir. Baş dönmesi ve uyku yan etkileri görülebilir

Topikal ağrı kesiciler : Bu krem ve merhemleri ağrıyan bölgeye sürebilirsiniz.

Narkotik : Bu tür ilaçlar, kodein veya hidrokodon olarak, doktorunuzun yakın gözetimi altında kısa bir süre için kullanılabilir.

Antidepresanlar : Mutlaka doktor önerisiyle verilen düşük doz antidepresanlar, depresyon üzerindeki etkiden bağımsız olarak kronik bel ağrısının bazı türlerini de rahatlatır.

Enjeksiyonlar : Mevcut tedavi ile ağrı dinmiyor ve/veya bacağa yayılıyorsa kortizon enjeksiyonu kullanılabilir. Direkt kas içine yapılacağı gibi, ağrı kesici bir ilaç ile birlikte epidural boşluğa da uygulanabilir. Bu kortizon enjeksiyonu sinir kökleri çevresinde iltihabı azaltmaya yardımcı olur, ancak ağrı üzerindeki etkisi 6-12 ay sürer.

Fizik tedavi ve egzersiz : Fizik tedavi, bel ağrısı tedavisinin temel taşıdır. Fizyoterapist; acıyı azaltmak için ısı, ultrason, elektriksel uyarı ve kas gerdirme teknikleri gibi bel kasları ve yumuşak dokulara çeşitli tedaviler uygulayabilir. Ağrı iyileştikçe, terapist size esneklik kazandıracak, belinizi ve karın kaslarınızı güçlendirecek egzersizleri verir ve böylece duruşunuzu düzeltir. Bu teknikleri düzenli olarak kullanmak, ağrının geri gelmesini önlemeye yardımcı olabilir.

Ameliyat : Bel ağrısı için ameliyata nadiren ihtiyaç duyulur. Ağrı bacağa yayılıyorsa ve sinir basısı nedeniyle bacak kaslarında kuvvetsizlik geliştiyse ameliyattan faydalanabilirsiniz. Ameliyat, genellikle omurganın daralması (spinal stenoz) veya bel fıtığı gibi yapısal sorunlarla ilgili ağrının diğer tedavi yöntemlerine cevap vermediği durumlarda uygulanır.

Alternatif tıp : Bir takım alternatif tedaviler be ağrısı semptomlarını hafifletebilir. Herhangi bir yeni alternatif terapiye başlamadan önce yararları ve riskleri doktorunuzla tartışın.

Karyopraktik bakım : Bir terapist ağrınızı hafifletmek için omurganızın belli noktalarına tedavi uygular.

Akupunktur : Vücudun belli bölgelerine batırılan steril iğnelerle uygulanır.  Bel ağrısı olan hastalarda ağrıların hafiflemesine yardımcı olabilir.

Masaj : Yorgun ve gergin bel kaslarının rahatlatılmasında masajın faydası olacaktır.

Yoga :Yoga, belirli duruş veya pozlar, nefes egzersizleri ve gevşeme tekniklerini içeren geniş bir disiplindir. Yoga, kaslarınızı gerginleştirir ve güçlendirir ve duruşunuzu düzeltir. Ancak sizi zorlayan ve ağrıya sebep olan hareketlerden uzak durmak gerekir.

Bioenerji : Üzerinizdeki hem duygusal hem fiziksel yükler belinizde ve sırtınızda ağrıya sebep olur. Bioenerji uygulaması ile bu yükler hafifletilebilir.

Algı değişimi : Uzun süreli veya fiziksel olarak herhangi bir bozukluk saptanmayan (hatta bazen saptanan) durumlarda beyninize ve dolayısıyla bilinçaltınıza hükmederek vücudunuzdan ağrıyı uzaklaştırabilirsiniz.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

13 Temmuz 2017 Perşembe

sağlık blogu
Her sekiz kadından biri meme kanseri ile karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser çeşidi olması, erken teşhisin ne kadar önem taşıdığını gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, erken tanı için hastalara 20 yaşından itibaren her ay kendilerini kontrol etmelerini, 40 yaş üzerindekilerin de her yıl mamografi ve klinik meme muayenesi yaptırmalarını önerdiklerini ifade ediyor.

Meme kanserinin gidişatını belirleyen faktörler

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, hastalığın gidişatını belirleyen faktörleri söyle sırladı: “Yaş, menopoz durumu, ırk, tümör histolojisi, reseptör durumu, tümör evresi bunlardan bazılarıdır.”

Meme kanserinin belirtileri

1. Memede büyüme/asimetri, şekil bozukluğu, renginde değişiklik.
2. Koltuk altında ele gelen kitle
3. Meme başında içeri doğru çöküntü, çekinti, şekil bozukluğu.
4. Meme başından akıntı (özellikle tek kanaldan, kanlı veya şeffaf).
5. Meme başı derisinde kabuklanma, soyulma.
6. Meme cildinde ödem, portakal kabuğu görüntüsü, içeri doğru çekinti.
7. Meme cildinde kızarıklık, yara oluşması.

Evde diş taşı (tartar) nasıl temizlenir?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

sağlık blogu
Ağız ve diş temizliği için gerekli önemi göstermiyor ve yeterli temizlenmediğinde diş taşı oluşumuna davetiye çıkarıyoruz. Bu nedenle diş eti çekilmesi gibi bir çok problem yaşıyoruz. Bu problemlerin önüne geçmek veya en aza indirebilmek için bir kaç yöntemle evde diş taşlarınızı temizleyebilirsiniz.

1. yöntem

-40 gram ceviz kabuğu
-1 su bardağı su

Hazırlanışı:

- Ceviz kabuklarını suyun içine atın ve 20 dakika boyunca kaynatın, suyunuz kaynamaya başladıktan sonra altını kapatın ve 10 dakika bu şekilde soğumaya bırakın. Daha sonra diş fırçamızı bu suya batırıp dişlerinizi iyice fırçalayın.

Kanayan diş etleri için de oldukça faydalı olan bu karışım, diş eti iltahapları içinde oldukça yararlıdır.

-Günde 3 kere tekrar edebilirsiniz

2. yöntem

-Karbonat

Uygulanışı:

Evde diş taşı temizliği için uygulanacak diğer  yöntemlerden biri de diş fırçasına karbonat eklemek ve bir dakika boyunca fırçayı dile ve damağa değdirmeden dişleri fırçalamaktır.

Zona hastalığı belirtileri nelerdir?

11 Temmuz 2017 Salı

sağlık blogu
Zona hastalığı halk arasında gece yanığı olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalık çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Zona oluşmaya başladığında nasıl belirtiler verir, zona hastalığı belirtileri nelerdir, diyorsanız açıklayalım…

Zona hastalığı belirtileri

Zona hastalığında iltihap sinir köklerine yerleşir. Bu durumun sonucunda kıl köklerinde çeşitli yumurtalar birikir. Yumurtaların birikmesi sonucunda, kıl köklerinde yumurtlama meydana geldiği andan itibaren Ağrılı ve sancılı süreç başlar.  Bu durumun sonucunda deri köklerinde küçük kabarcıklar meydana gelir.

Zona hastalığı deride kızarıklık ve kabarıklık haricinde şu şekilde belirtiler verir;
 
  • Halsizlik
  • Ateşlenme
  • Sürekli yorgunluk
  • Deri üzerinde yanma veya ağrı

Bulunduğu bölgede oluşmaya çalışan zona yarası mide, safra kesesi,  kalp ve böbrek ağrılarıyla karıştırılabilir.

Zona hemen hemen her yaş gurubunda çıkabilen bir hastalıktır.  Fakat 50 ve ve üzeri kişilerde zona hatalığının görülme sıklığı daha fazladır.  Aynı zamanda zonanın ortaya çıkmasının da çeşitli nedenleri vardır.

İşte zona hastalığının nedenleri
  • Depresyon
  • Stres
  • Yoğun iş temposu
  • Üzüntü
  • Kanser ilaçları kullanımı
  • Radyasyon tedavisi
  • Dengesiz ve yetersiz beslenme
  • Besin zehirlenmesi  ve yaşanan bir takım kazalar sonucu ortaya çıkabilir.

Zona hastalığının günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Hastalığın genellikle tekrarlama olasılığı çok fazladır. zona hastalığı ortaya çıkmaya başladığı an ve belirtilerini hissetmeye başladığınız andan itibaren muhakkak doktor kontrolünde tedavisi yapılması gerekir.  Doktorun verdiği ilaçlar çok fazla yan etki gösteriyor ve ilaca karşı hassasiyetiniz olduğu doktor tarafından söylendiyse alternatif tıp yöntemlerine yine doktor kontrolünde başlayabilirsiniz.

Zona hastalığı doğal tedavi yöntemleri 
 
  • 6 adet lahana yaprağını robottan geçirin. Daha sonra lahana yapraklarını temiz bir tülbent içerisine koyun ve yara olan bölgeye uygulayın.
  • 4 Çorba kaşığı ezilmiş kuşburnu 4 su bardağı suyun içine atılarak yarım saat kaynatılır. Karışım nöbet şekeri ile tatlandırılarak günde 3 defa tüketilir.
  • 1 Çay kaşığı kurutulmuş oğul otu 2 su bardağı kaynamış suyun içine atılarak 10-15 dakika bekletilir. Elde edilen karışım lezyonların üzerine sürülür.

Zona tedavisi nasıl yapılmalıdır? 
 
Zona tedavisi muhakkak tıbbi bir yöntemle yapılmalıdır. Çünkü zona sinir uçlarını etkileyen bir hastalıktır. Doktorun vermiş olduğu ilaçlar ağrıları kısa sürede azaltır ve zonanın geçmesine yardımcı olur. Zonanın erken tedavisi oldukça önemlidir. Kabarcıklar ve kızarıklıklar ortaya çıkmadan önce hastalığın anlaşılıp tedavisinin yapılması ağrılı süreci bir nebze de olsa iyi geçirmenizi sağlayacaktır.  

Yanma ve ağrı hissinin duyulmaya başlamasıyla en geç 3 gün içerisinde ilaçlara başlanması gerekir. Ciltte oluşan kızarıklıklar meydana gelmeden zonanın tedavi edilmesi en iyisidir.

Zonanın tekrarlaması ve bir daha ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirler alınması gerekir. vücut yorgun düştüğünden ve bağışıklık sisteminin zayıflamasından zona hastalığı meydana gelmektedir. bu nedenle hastalık süresince dinlenmek oldukça önemlidir.  Aynı zamanda yaraların iyileşmesi için doktorun önerdiği şekilde pansumanları ihmal etmemek gerekir.

Kıl dönmesinin nedenleri ve tedavisi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

sağlık blogu
Kıl dönmesinin genellikle 30’lu yaşlardaki genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda görülmesi nedeniyle, bu sorunun fazla ve sert kıllardan kaynaklanabileceği görüşü ağır basıyor. Oysa kuyruk sokumunun yapısından fazla kiloya kadar pek çok etkenin rahatsızlığa zemin hazırlayabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Ancak günümüzde minimal invaziv yöntemler sayesinde kişi, daha kısa sürede bu rahatsızlıktan kurtulabiliyor ve günlük hayata hızlıca dönebiliyor” diyor.

Küçük bir sorun gibi görünmesine rağmen, kişinin yaşam kalitesini düşüren kıl dönmesi, kuyruk sokumunda Ağrılara, akıntı, şişlik, koku, kanama, iltihaplanma ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açıyor. Kimilerinde uzun süre hiçbir belirti vermezken, çoğunlukla kuyruk sokumunda apse gelişimiyle kendini ele veriyor. Genellikle gençlerde ve erkek popülasyonda görülen kıl dönmesi sanıldığı gibi, sadece vücut kılları fazla ve sert olanlarda görülen bir sağlık sorunu değil.

Aynı sorunun bölgede tüy yoğunluğu olmayan genç kızlarda da görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Aşırı terleme, kuyruk sokumu oluğunun dar ve derin olması, bölgede biriken tüylerin uzun süre kalması gibi nedenler de kıl dönmesine yol açabiliyor” diyor. Ayrıca, uzun süre oturarak çalışmak, şişmanlık ve bölge hijyeninin kötü olması da rahatsızlığa zemin hazırlıyor.

Köstebek yuvası gibi yayılıyor!

Kıl dönmesi tedavi edilmediğinde sorun daha da büyüyor. Uzun dönem devam eden ve tedavi edilmeyen vakalarda, kist boşluğunun iltihaplanması sonucunda cilt altında kronik enfeksiyon meydana gelebiliyor. Enfeksiyonun şiddetli olduğu dönemlerde ateş ve iltihabi akıntı birbirine eşlik ediyor. Dr. Hakan Yardımcı, rahatsızlığın farklı noktalara yayılabileceğine de işaret ediyor:

“Rahatsızlık, orta hattın yukarı aşağısına veya sağına soluna doğru fistüller oluşturarak, yeni sinüs ağızları oluşturabilir ve cilt altında köstebek yuvası gibi geniş alanlara yayılabilir.” Kıl dönmesinde, uzun süre (15-35 yıl) tedavi olmayan kişilerde çok nadir olarak epidermoid (deride) kanser gelişimi de var ancak bu durum, kronik enfeksiyon, kronik irritasyon sonucunda gelişiyor.

En kötü yanı nüks etmesi

Kıl dönmesinde oluşan kist cerrahi olarak çıkartılsa bile nüks etme ihtimali var. Ancak tekrar etmemesi için alınabilecek bazı önlemler de bulunuyor. Ameliyat öncesi iyi bir hazırlık yapılması, enfeksiyonun giderilmesi, hijyenik bakımın iyi olması, uygun ameliyat modeli ve ameliyatın titizlikle yapılması olası tekrarların önüne geçiyor. Ameliyat sonrası erken dönemde yaranın korunması ve doktorun önerilerine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Hakan Yardımcı, “İlerleyen zamanlarda ise, ameliyat bölgesinin tüylerden temizlenmesi ve bölge hijyeninin sağlanması çok önemli.

Kuyruk sokumunda ameliyat sonrasında tüylerin temizlenmesi, tek başına bile nüksleri engelleyebilir.” diyor. Tüylerin temizlenmesinde lazer epilasyon yöntemini öneren Dr. Hakan Yardımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ameliyat sonrası erken dönemde cilt hassas olabileceğinden ilk aylarda önermiyoruz. Yerine jilet ile dikkatlice temizlemek daha uygun. Ayrıca lazer epilasyon, özellikle kuyruk sokumunda çok yoğun ve sert tüyleri olan kişiler veya ailesel olarak hastalığa yatkın olan kişiler için önleyici olması açısından faydalı.”

En etkin tedavi, cerrahi

Kıl dönmesinin etkin tedavisi, cerrahi yolla yapılıyor. Hastalığın cerrahi tedavisinde yıllar boyu kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte, günümüzde minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığından bahseden Dr. Hakan Yardımcı, bu yöntemlerden biri olarak son yıllarda öne çıkan diode lazeri örnek veriyor: “İnsanlar artık kıl dönmesinin cerrahi tedavisinde; ameliyatın kısa sürmesini, ameliyat sonrasında günlük aktivitelere ve işe erken dönebilmeyi istiyor.

Bunları mümkün kılan diode lazer yönteminde işlemin genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor olması, geniş yara olmaması ve dikişe gerek duyulmaması yeni yöntemin diğer avantajları... Kişi ameliyat sonrası daha az ağrı hissediyor ve kolayca poposunun üzerine oturup banyo yapabiliyor.”

Fistül lazerle kapatılıyor

Bir lazer teknolojisi olan diode lazer yönteminden, kıl dönmesinin yol açtığı fistülün (tünel) kapatılmasında faydalanılıyor. Diode lazer, verdiği enerji sayesinde dokunun kendi üzerine çökerek fistülün kapanmasını sağlıyor.

Ameliyat öncesinde bir kür oral antibiyotik tedavisi başlanarak, kist boşluğunun küçültülmesi amaçlanıyor. Ameliyat sırasında, diode lazer işlemine geçilmeden önce, küçük ve ince uçlu bir küret kullanılarak, kist boşluğu iyice temizleniyor. Ardından kıl dönmesinin olduğu sinüs ağzından girilerek lazer uygulanıyor. Yöntem sayesinde tüm boşluk kapatılıyor ve işlemin bu kısmı 10-15 dakika sürüyor.

Ayak burkulmasına iyi gelecek yöntemler

sağlık blogu
Hemen hemen her gün, özellikle topuklu veya rahatsız ayakkabılar giydiğimizde  ya da düzensiz, engebeli yollarda  burkulma tehlikesi yaşarız. Bazı burkulmalar şiddetli yaşanırken bazılarında ise rahatsız edecek hafif ağrılar veya sızlamalar hissedebiliriz. Bu durumda ağrıyı hafifletecek bir kaç yöntem kısa süre içinde ayaklanabilmenize yardımcı olacaktır.

 
 
Öncelikle burkulmanın boyutu önemlidir eğer ;

-Şiddetli ağrı
-Şişme
-Kızarıklık (birkaç gün sonra morarma)
-Dokununca hassasiyet
-Ağırlık verirken ağrı ve üzerine basamama

Bu belirtilerden herhangi biri varsa, mutlaka doktora başvurun.

Eğer sadece yumuşak doku ödemi veya az ağrılı bir durumsa, bu yöntemler ayak burkulma sorununuza iyi gelebilir.

Buz yöntemi

Buz, burkulmada kullanılan en basit ve en etkili çözümlerden biridir. Buz torbası ya da dondurulmuş sebze torbası etkilenen bölgeye doğru bir beze sarılarak 10 dakika boyunca uygulanabilir.3 gün boyunca her gün sık sık uygulanabilir. Buz, soğuk kan damarlarını daraltır ve böylece ağrı, şişlik ve kanamanın azalmasına yardımcı olur. Damar hastalıkları ve diyabet kişiler buz uygulaması yapmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Sıkıştırma yöntemi

Sıkıştırma ile şişlikler engellenebilir. Elastik bandajlar ile çok fazla sıkıştırmadan  burkulan bölge sarılır. Çok sıkı bandajlar kan akışını kısıtlar ve alanın şişmesine neden olabilir. Yatmadan önce bandaj çıkarılmalıdır.

Yüksekte tutmak

Yaralı bölge yüksekte tutularak olası şişlikler azaltılabilir. Ayak bileğindeki yaralanmalar için ayağın altına bir yastık konabilir. Yüksekte tutulduğunda bölgede kan birikimi az olacağı için burkulan yer daha az şişer.

Soğan yöntemi

1 adet kuru soğanı parçalayarak, 2 bardak zeytinyağının içine koyun. Soğanı yumuşayana kadar pişirin. Temiz bir bezin üzerine koyduğunuz karışımı burkulan yere sarın.Soğan uygulaması iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur.

Maydanoz yöntemi

Maydanoz ezilerek lapa haline getirilir. Buzdolabında bir süre bekletilir. Ardından soğuk kompres olarak burkulan alana uygulanır. Ağrının yanı sıra olası iltihabın azalmasına da yardımcı olur.

Sabun yöntemi

Kullanılmamış yarım kalıp sabunu 1 bardak alkolle karıştırın. Merhem kıvamına geldiğinde bir beze koyarak, burkulan ayağınıza sarın.

Zeytinyağı yöntemi

Unu ve zeytinyağını yoğurarak lapa kıvamına getiriyorsunuz ve burkulan bölgeye hazırladığınız lapa ile yavaş yavaş masaj yapıyorsunuzBu yöntem ağrılarınızın kısa sürede geçmesine yardımcı olur.

Zeytin yöntemi

Zeytin ile de ayak burkulmasına bitkisel tedavi uygulayabilirsiniz. Zeytin, tuz, soğan ve sarımsağı ezin, burkulan alana sarın. Kokudan rahatsız olma ihtimalinizden dolayı bu işlemi gece yatarken yapmanız daha iyi olacaktır.

İshal belirtileri ve ishal tedavisi

sağlık
Temmuz ayının ilk haftasının İshalli Hastalıklar ve Ağızdan Sıvı Tedavisi Haftası olması sebebiyle, Dr. Koray Akay, ülkemizde özellikle çocuklarda sıkça görülen ishalli hastalıklarla ilgili detaylı bilgi verdi:

İshal neden olur?

İshal sindirdiğimiz yiyecek ve içeceklerin kalın bağırsaklarınızdan hızlı ve büyük miktarda çıkmasıyla oluşur. Vücudumuz normalde, emer ve yarı katı dışkıyı dışarı atar. Fakat kalın bağırsağımız besinlerdeki sıvıyı ememezse, sulu dışkı ortaya çıkar.

Bazı hastalıklar, gıda zehirlenmeleri, ilaçlar ve benzeri unsurlar ishale sebep olabilir. Yaygın sebepleri arasında şunlar yer alır:

Virüsler: İshale neden olan virüsler arasında Norwalk virüsü, sitomegalovirüsü ve viral hepatit sayılabilir. Rotavirus yaygın bir akut çocukluk ishali nedenidir.

Bakteri ve parazitler: Kirlenmiş, ömrü geçmiş yiyeceklerden ve sudan bakteri ile parazitler vücudunuza geçebilir. Bakteri kaynaklı ishal gelişmekte olan ülkelerde seyahat eden gezginlerde yaygındır ve genellikle gezgin ishali olarak adlandırılır.

İlaçlar: Birçok ilaç ishale neden olabilir. En yaygınları ise antibiyotiklerdir. Antibiyotikler hem iyi hem de kötü bakterileri yok eder, bu da bağırsaklarınızdaki doğal bakteri dengesini bozabilir. 

Laktoz duyarlılığı: Laktoz, süt ve süt ürünlerinde bulunan bir tür şekerdir. Birçok insan laktozu sindirmede zorluk çeker ve süt ürünlerini yedikten sonra ishal olur. Vücudunuz laktozu sindirmeye yardımcı olan bir enzim üretir, ama birçok insanda bu enzimin seviyesi çocukluktan sonra hızla düşer. Bu da yaşlandıkça laktoz duyarlılığı geliştirme riskini artırır.

Fruktoz (meyve şekeri): Meyvelerde ve balda doğal olarak bulunan fruktoz sindirim sorunu yaşayan kişilerde ishale neden olabilir.

Diğer sindirim bozuklukları: Kronik ishalin Crohn hastalığı, ülseratif kolit, çölyak hastalığı, mikroskopik kolit ve hassas bağırsak sendromu gibi bir takım sebepleri olabilir.

Genellikle ishal belirtileri birkaç gün sürer. Ama bazı durumlarda, haftalarca sürebilir. Böyle bir durum yaşadığınızda enflamatuvar bağırsak hastalığı gibi ciddi bir hastalığın belirtisi veya huzursuz bağırsak sendromu gibi daha az ciddi bir hastalığa yakalanmış olabilirsiniz.

İshalin belirtileri nelerdir?

* Sık gelen, bol, sulu dışkı
* Mide krampları
* Karın ağrısı
* Ateş
* Dışkıda kan görülmesi
* Karın şişkinliği

Çocuklarda hangi durumda doktora gitmeli?

Çocuklarda ishal hızlı bir şekilde su kaybına yol açar. Eğer çocuğunuzun ishali 24 saat içinde iyileşmezse veya bebeğinizde aşağıdaki belirtiler varsa doktorunuzu arayın:

*Üç veya daha fazla saat içerisinde bezini ıslatmadıysa
* Bebeğinizin ateşi 39ºC’ın üstündeyse
* Dışkısı kanlı veya siyahsa
* Ağzı kuruysa veya gözyaşı dökmeden ağlıyorsa
* Olağandışı bir şekilde uykulu, uyuşuk, tepkisiz veya sinirliyse
* Karnı, gözleri ve yanaklarında çöküklük varsa
* Cildi sıkılıp bırakıldığında düzleşmiyorsa

Tedavisi nedir?

Birçok ishal vakası tedavi olmadan birkaç gün içerisinde geçer. Su içmek, kaybedilen sıvıyı kazanmak için doğru bir yoldur ancak, tuz ve sodyum potasyum gibi ihtiyacınız olan elektrolitleri içermez. Potasyum kazanmak için meyve suyu, sodyum için ise çorba içerek elektrolit seviyenizi dengeleyebilirsiniz.

* Her gün su, çorba, meyve suyu gibi bol miktarda temiz sıvı tüketin.
* Kafein ve alkol tüketiminden kaçının.
* Bağırsak hareketleriniz normale dönerken yarı katı ve düşük lifli gıdaları tercih edin. Tuzlu bisküvi, tost, yumurta, patates, pilav yemeye çalışın.
* Süt ürünleri, yağlı yiyecekler, lif miktarı yüksek yiyecekler veya çok baharatlı yiyeceklerden birkaç gün için kaçının.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger