Sağlık Blogu | Sağlık Haberleri ve Faydalı Sağlık Bilgileri
Diş ve tedavisi ile ilgili bilmeniz gerekenler

Diş ve tedavisi ile ilgili bilmeniz gerekenler

dis
21-27 Kasım Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında konuşan Yrd. Doç. Dr. Yasin Erdem Akgül, ortodontik tedavi süreciyle ilgili doğru bilinen yanlışlar olduğunun altını çizdi. Bu yanlış inanışlar sebebiyle birçok hastanın tedavi olmaktan çekindiğini belirten Dr. Akgül, “Hastalar, ortodontik tedavinin sadece tellerle yapılabileceği, çok uzun ve ağrılı bir tedavi olduğu, erişkin hastaların tedavi olamayacağı gibi yanlış bilgilere sahip olabiliyor. Oysaki günümüzde kullanılan yeni teknolojilerle birlikte ortodontik tedaviyi her yaştan bireye kolaylıkla uygulayabiliyoruz” diye konuştu.
 
Dr. Akgül, ortodontik tedavide doğru bilinen yanlışları şöyle açıkladı:

Ø  Yaşım geçti tedavi olamam: Özellikle erişkin hastalar benim için artık geç oldu diye düşünebiliyor. Oysaki ortodontik tedavinin bir yaşı yoktur, her yaşta yapılabilir. Teknolojinin gelişmesi ve tedavi olanaklarının artmasıyla birlikte ortodontik tedaviyi her yaştan bireye kolaylıkla uygulayabiliyoruz. Sağlıklı diş dokuları olduğu, hasta tedavi sürecinde yapılması gerekenlere dikkat ettiği müddetçe ortodontik tedavi uygulanabilir. Ortodontik tedavinin erişkin hastalar için birçok faydası da vardır. Dişlerin çok çapraşık olduğu durumlarda, temizliği de kolay olmadığından arayüz çürüğü oluşabilir. Tedaviyle birlikte hem diş temizliği kolaylaşır hem de arayüz çürüklerinin oluşmasının önüne geçilir.

Ø  Ortodontik tedavi sadece tellerle yapılır: Ortodontik tedavi sadece tellerle yapılmaz. Ortodontide artık çok daha gelişmiş teknolojilerden faydalanıyoruz. Bu tedavilerden biri de şeffaf plaklar. Şeffaf plaklarla tedavi, tel tedavisine göre pek çok artısı bulunan oldukça verimli bir yöntemdir. Bu plaklar görünmez, hijyenik ve hızlı sonuç veren ürünlerdir. Herhangi bir tel veya metal parçası olmadığı için ağız içini tahriş etmez, hastaya rahatsızlık vermez Hastalar, şeffaf plaklarla ağız hijyenini çok daha kolay sağlayabilir.

Ø  Ortodontik tedavi çok ağrılı bir tedavidir: Ortodontik tedavilerde dişe kuvvet uygulandığı için hasta hafif bir baskı hissetmektedir. Ancak ağrı yaşanması hastadan hastaya farklılık gösterir. Aynı anda tedavilerine başladığımız ikiz hastalarımızdan biri hiç ağrı çekmezken diğeri çekebilmektedir. Bu tamamen kişiye özel bir durum diyebiliriz.

Ø  Ortodontik tedavi çok pahalıdır: Yeni teknolojiler sayesinde tedavi süreleriyle birlikte maliyetler de azaldı. Ayrıca hastalar birbirlerine baktıklarında aynı problemi görseler de, her hastanın ortodontik sorunu ve tedavi planı kendine hastır. Bu anlamda bir hastanın tedavisi daha uzun ve maliyetli olurken başka bir hastanınki aynı şekilde olmayabilir.

Ø  Ortodontik tedaviler çok uzun sürer: Bilinenin aksine ortodontik tedaviler çok uzun sürmez. Geliştirilen yeni metotlarla ortodontik tedaviler çok daha hızlanmış durumdadır. Günümüzde tedavilerin yüzde 50-60’ı 10-12 ay içerisinde tamamlanır.

Ø  Çocuğumun tedavi olmasına gerek yok, henüz erken: Bu ailelerden sıklıkla duyduğumuz ve oldukça yanlış bir inanıştır. Yeni doğmuş bir çocuğun bile ortodontik tedaviye ihtiyacı olabilir. Bir bebeğin doğum anından itibaren ortodontik tedavisi başlayabilir. Genel itibariyle konuşacak olursak ortodontik muayenenin 6-8 yaş aralığında yapılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Ø  Tedavi olmazsa dişlerime bir zarar gelmez:  Ortodontik tedavi ileriki yaşlarda ortaya çıkabilecek daha büyük kayıpların önüne geçmektedir. Bunlar arasında diş kayıpları, arayüz çürükleri sayılabilir. Ayrıca hastaları dolgu, çekim, implant ve protez gibi tedavilerden de korumaktadır.

Ø  Çapraşık dişler zamanla düzelir: 10 yaş sonrasında görülen çapraşıklıkların kendiliğinden düzelmesi mümkün değildir. Muhakkak bir müdahale gerekir. Bu sebeple çapraşık dişler zamanla düzelmez.

Ø  Ortodonti tedavisinde dişe takılan aparatlar yerinden çıkmaz: Bu da yanlış bir inançtır. Ortodontik tedavide sıkça kullandığımız şeffaf plaklar, kolayca çıkarılıp takılabilen ürünlerdir. Bu ürünler sayesinde hastalar, tellere kıyasla istediklerini rahatlıkla tüketebilir.

Ø  Çirkin görüntü sebebiyle tedavi olmak istemiyorum: Kimi hastalar düğün, mezuniyet, sunum ya da önemli görüşmeleri sebebiyle tedavilerini erteleyebiliyor. Sosyal medyayı çok etkin kullanan hastalar da özellikle metal braketlerle tedavi olmaktan kaçınabiliyor. Böyle durumlarda hastalarımıza şeffaf plakları öneriyoruz. Görünmez, şeffaf ve hızlı sonuç veren şeffaf plaklar; metal diş telleriyle karşılaştırıldığında rahatsızlık vermeyen, istenildiği zaman çıkarılıp takılabilen özellikleriyle ön plana çıkıyor.

Ortodontik tedavinin hangi yaşta olursa olsun bireylerin özgüvenini artırdığını belirten Dr. Akgül, “Tedavi öncesinde sosyal medya hesaplarından gülerek fotoğraf paylaşamayan hastalarımız, tedavi sonrasında neredeyse gülümsemedikleri bir poz olmuyor” diye konuştu.
Uzmanından: Bu 6 Besin Akciğerleri Temizliyor

Uzmanından: Bu 6 Besin Akciğerleri Temizliyor

uzman diyetisyen
Akciğer kanseri dünyada her yıl yaklaşık olarak 1 milyon 300 bin kişinin ölüme sebep oluyor. Her nefesle hücrelere oksijen sağlayan akciğerleri kanserden korunmak için gerekli vitamin, mineral ve antioksidanların besinler yoluyla alınması gerekiyor.

Uzman Diyetisyen Nilay Keçeci Arpacı “17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü” öncesinde akciğerleri korunmak için tüketilmesi gereken besinleri anlattı:

Keçiboynuzu, akciğerlere detoks sağlıyor

Akciğerlerin sağlıklı olması için ilk olarak toksinlerden arınması gerekmektedir. Keçiboynuzu, akciğerlerin toksinlerden arınmasını sağlayan kısacası detoks etkisi yaratan bir besindir. Akciğeri temizleyen ve kansere karşı koruyucu etkisi ile ön plana çıkan keçiboynuzu, su ile kaynatılarak tüketilebilir. Astım ve benzeri akciğer hastalıklarının iyileşme sürecinde de fayda gösterdiğine dair birçok çalışma mevcuttur.

Akciğerlere doğal antibiyotik “sarımsak”

Solunum sisteminin en önemli organı olan akciğerlerin tam bir kapasiteyle çalışmasını destekleyen besinlerden biri de sarımsaktır. Antibiyotik etki gösteren sarımsak, içerdiği pek çok vitamin ile akciğer kanserine karşı koruyucudur. Sebze ile pişirilerek her yemekte tüketilebilen bir baş sarımsak ya da yemeklerin yanında tüketilebilen çiğ sarımsak, akciğerleri doğal bir antibiyotik olarak temizler.

Zencefil, akciğerlerden zararlı maddeleri atar

Kirli hava, sigara gibi faktörler nedeniyle akciğerler zamanla sağlığını kaybedebilmektedir. Tüm bu kötü faktörlerden uzak durmanın yanı sıra akciğerleri temizlemek için besinlerin gücüne de başvurmak gerekir. Akciğerlerin temizlenmesi için ihtiyaç duyulan önemli besinlerden biri de zencefildir. Zencefil, akciğer için tehlike yaratabilecek toksin ve parçacıkları temizlemeye yardımcıdır. Çay olarak demleme şeklinde tüketilebilir ya da su içinde bekletilerek tüketilebilir.  Yarım baş zencefil ve bir tutam tere atılarak bekletilen bir litre sudan her gün 2 fincan kadar tüketilmesi akciğerlerin temizlenmesine katkı sağlayabilir.

Kontrolsüz hücrelere dur diyen yeşil güç “tere”

Folik asit, demir, kalsiyum, linolik yağ asidi ve C-E-A vitaminleri içererek tam bir vitamin ve mineral deposu olan tere; akciğerler için olmazsa olmaz bir besindir. Yeşil besinler arasında özellikle akciğerleri temizleme konusunda oldukça etkilidir. İçerdiği vitamin ve mineraller ile akciğerlerde kontrolsüz hücrelerin oluşmasını engeller ve kansere karşı koruyucu etki oluşturur. Hijyenik koşullarda yıkandıktan sonra salata olarak ya da biraz su içerisinde bekletilerek direkt tüketilebilir. Yıkandıktan sonra tekrar yeni bir su içinde bir süre bekletilebilir ve bu şekilde suyu da içilebilir.

Üzüm çekirdeği kuvvetli bir antioksidan

Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının arttırılması gerekmektedir. Kuvvetli bir antioksidan olan üzüm çekirdeği ya da ekstresi, vücudun ihtiyacı olan gereksinimi sağlayarak akciğer kanserine karşı koruyucu etki gösterir. Vücudun oluşturduğu serbest radikallerle savaşarak akciğerleri korur. Üzüm yerken bazı kişiler genellikle çekirdeklerini çıkarmak eğilimi gösterir. Oysaki özellikle siyah üzümün çekirdeği asıl sağlık kaynağıdır. Üzüm çekirdekleri ile tüketilmelidir.

Mevsim sebzesi kereviz sofranızda olsun

Kereviz özellikle akciğer kanserinde koruyucu bir rol oynayan önemli bir besindir. Kanserojen pek çok maddenin oluşmasında negatif etki yaratan kereviz, sebze yemeği şeklinde pişmiş ya da salatalar da çiğ olarak tüketildiğinde akciğerleri temizler. Akciğerlerde oluşabilecek olan hastalıklara ve nitrozaminlere karşı koruyucu etki sağlar. Kereviz, mevsiminde haftada 2-3 defa tüketilebilir.
Uzmanında uyarı: Meyve suyu içmeyin

Uzmanında uyarı: Meyve suyu içmeyin

meyve
Tamamı karaciğerde kullanılan tek şekerin fruktoz yani meyve şekeri olduğunu belirten Dr. Halit Yerebakan, meyve suyunun kolesterole neden olduğunu söyledi: "Portakalı sıkıp içindeki posayı kaldırdığınızda, geriye sadece sıvı şeker kalıyor. İşte o karaciğer yağlandırıyor ve zarar veriyor."

Meyvenin suyunu tüketmenin zararlı olduğunu aktaran Dr. Halit Yerebakan, özellikle çocukların beslenmesine konulan ve onların da çok sevdiği meyve sularının kolesterole neden olabildiğini söyledi.

Sadece meyvenin şekeri tüketildiğinde vücuda zarar verdiğini vurgulayan Dr. Yerebakan, tamamı karaciğerde kullanılan tek şekerin fruktoz yani meyve şekeri olduğuna vurgu yaptı. 

Meyvelerin sıkılmasıyla birlikte içeriğindeki posanın çöpe atıldığına dikkat çeken Dr. Yerebakan, meyve sularının neden zararlı olduğunu şöyle açıkladı:

"MEYVE SUYUNU ASLA TÜKETMEMEK LAZIM"

"Portakalı sıktığınız zaman içindeki posayı kaldırdığınızda, bu bir tek portakal için değil, vişne suyu böyle, şeftali suyu böyle yani hepsi böyle içindeki posayı uzaklaştırdığınızda geriye sadece sıvı şeker kalıyor. İşte o karaciğerinize zarar veriyor ve karaciğeriniz yağlandırıyor işte bundan bahsediyoruz. Asıl olay portakal suyunu suçlamak değil portakalın kendisini yiyebilirsiniz, portakalın kendisinde sorun yok, elmanın kendisinde sorun yok, şeftalinin kendisinde sorun yok çünkü posasıyla birlikte siz ne zaman posayı ayırdınız içindeki sadece suyu aldınız. Bu, sadece sıvı şekeri aldınız demek. Sıvı şekerin de tamamı karaciğere gideceği için karaciğerde şekerden yağ üretim mekanizması harekete geçecek ve zarar vereceksin bedenine. Kilo alacaksın ve veremeyeceksin o kiloları. Kolesterol, kolesterol diye bağırıyoruz ya işte o kolesterolü içtiğin meyve suları yapıyor, meyve suyunu asla tüketmemek lazım.”
Kalp krizinden daha tehlikeli hastalık

Kalp krizinden daha tehlikeli hastalık

hastalık
Çağın en önemli hastalıkları arasında gösterilen fakat çok bilinmeyen sepsisin dünyada kalp krizi, meme, akciğer ve prostat kanserinden daha çok kişinin ölmesine neden olduğu bildirildi.

Dünya Sepsis Günü nedeniyle bir açıklama yapan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yoğun Bakım Bilim Dalı ve Türk Yoğun Bakım Derneği Adana Temsilcisi Prof. Dr. Murat Gündüz, vücudun enfeksiyona karşı geliştirdiği kontrolsüz yanıt ile kendi doku ve organlarına zarar vermesiyle ortaya çıkan sepsisin, dünyada kalp krizi, meme, akciğer ve prostat kanserinden daha çok kişinin ölmesine neden olduğunu ifade etti.

HER YIL 8 MİLYON İNSAN SEPSİSTEN ÖLÜYOR

Gündüz sepsisin, vücudun enfeksiyona karşı geliştirdiği kontrolsüz yanıt ile kendi doku ve organlarına zarar vermeye başlamasıyla ortaya çıktığını söyledi. Yüksek oranda ölüme neden olan hastalığın, bilinmediğini ve önemsenmediğini, her yıl dünyada 30 milyon yeni hastaya teşhis konulduğunu vurgulayan Gündüz, bunların 8 milyonunun hayatını kaybettiğini belirtti.

Son yıllarda aşılar, antibiyotikler, yoğun bakım tedavisi ve modern tıptaki diğer gelişmelere rağmen, sepsisin en önemli ölüm nedenlerinden birisi olmaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Gündüz, sepsisin görülme sıklığının tüm dünyada her yıl yüzde 8-13 arttığına dikkati çekti.

ERKEN TEDAVİ ÖNEMLİ

Hastalığın tanısı için farkındalık oluşması gerektiğini belirten Prof. Dr. Murat Gündüz, sepsisle ilgili sağlık personelinin ve vatandaşların bilgi sahibi olması gerektiğini, bunla beraber de sağlık kuruluşuna erken başvurmaların olacağını ifade etti. Gündüz, sepsisteki ölümü azaltan temel faktörün tedaviye erken başlamak olduğunu, tedaviye ne kadar erken başlanırsa hastanın o kadar çabuk tedaviye cevap vereceğini beklediklerini sözlerine ekledi.

Antibiyotik tedavisinin sepsis hastalığının tedavisinde çok önemli olduğuna dikkati çeken Gündüz, "Her bir saatlik gecikme sepsis hastasının ölüm riskini yüzde 8 artırıyor" dedi.
Kilo vermek için onu unutun!

Kilo vermek için onu unutun!

kilo
ABD'de yapılan bir araştırma, kilo vermek için karbonhidratlardan çok yağı kesmenin işe yaradığını ortaya koydu.

Sonuçları Cell Metabolism dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, obez kişilerden oluşan bir grubun incelemeye alındığı belirtildi.

Araştırma, başta günde 2 bin 700 kalori verilen 19 kişinin iki haftalık süreç içinde kalori alımının, ya karbonhidratları ya da yağları keserek, üçte bir oranında azaltıldığı belirtildi.

Katılımcıların soludukları karbondioksit ve oksijen, ayrıca idrarlarındaki azot miktarlarının incelendiği araştırmada, altı günün sonunda yağ alımını kesenlerin vücut yağlarından ortalama 463 gram verdiği, karbonhidratları kesenlerin kilo kaybının ise ortalama 245 gram olduğu gözlendi.

Araştırmada öte yandan kilo vermek için karbonhidrat alımının kesilmesinin önemine de dikkat çekildi.

Bilim dünyasında karbonhidrat alımını kısıtlamanın, göbek bölgesindeki yağlardan kurtulmanın en iyi yolu olduğu, daha az karbonhidratın insülin seviyelerinin düşmesini, dolayısıyla vücut depolarındaki yağların serbest kalmasını sağladığı savunuluyordu.
Maden suyu ile sodanın farkı ne?

Maden suyu ile sodanın farkı ne?

soda
Dr.Fevzi Özgönül, “Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir, ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur” dedi.

Toplumumuzda belki de birçok insanın maden suyu ve sodanın isim farkı olsa da aynı etkide olduğunu düşündüğünü dile getiren Dr.Fevzi Özgönül, “İlk bilmemiz gereken, maden suyunun ne olduğudur. Yurt dışında mineralli su diye adlandırılan su ülkemizde kafamızı karıştırıyor.

Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş içerisinde çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içeren sulara verilen addır. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda mineraller içermeleridir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundurur.

İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit ve bikarbonat eklendiğinde soda yapılmış olur.
Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için ürünün üzerindeki etiketi okuyup karar vermek çok önemlidir.” dedi.

Maden suyu içerdiği magnezyum, kalsiyum, flor gibi minerallerle mineral ihtiyacımızı karşılamak için güzel bir kaynaktır” diyen Dr.Fevzi Özgönül, açıklamasını şöyle sürdürdü; “İçerdiği sülfat ve bikarbonat iyonları sayesinde hem mide bağırsak sisteminde rahatlatıcı etkisi vardır, hem de böbrek fonksiyonlarını dengeler. Cilt için gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılar. Cildimize gergin ve diri kalmasını sağlar. Özellikle yaz aylarında ve spor yaptıktan sonra ter ile kaybettiğimiz tuz ve minerallerin geri alınması in çok güzel bir alternatiftir. İçerdiği karbondioksit gazı sayesinde asitli içeceklere güzel bir alternatiftir. Aynı zamanda bikarbonat özelliği sayesinde mide asidinin çok olduğu durumlarda rahatlatıcı bir etkisi de vardır. Spor sonrasında ayran ile birlikte alındığında hem tok tutma hem de zayıflatma etkisi vardır. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür de ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.”

MADEN SUYUNUN ZARARLARI VAR MIDIR?

Dr.Fevzi Özgönül, maden suyunun zararları konusunda ise şunları kaydetti; “Sağlığımız için kullanmak zorunda olduğumuz ilaçlarda bile bir doz vardır. Bu nedenle maden suyu içerken de bu doz çok önemlidir. Bu nedenle düzenli maden suyu içiyorsak onunda abartmadan günde 1 litreyi geçmeyecek şekilde tüketmekte yarar vardır.

Yemekle birlikte aldığımızda hem mineralli sudan hem besinlerden mineral emilimini kolaylaştırıyor. Bu nedenle yemek sırasında içecek olarak tercih edilebilecek bir alternatiftir. Fakat maden suyu diye satılan SODA içerdiği azla bikarbonat neden ile yemek sırasında ve hemen sonrası içildiğinde mide ast dengesini bozarak sindirimi geciktirebilir.

Bazı maden sularında sodyum miktarı yüksek olabilir. Eğer tansiyon yüksekliği şikayetiniz varsa bu maden sularında tüketmemeniz önerilir. Soyum miktarının yüksek olup olmadığını etiketinden kontrol edebilirsiniz.

Gerçek maden suyunun bilinen bir zararı yoktur fakat ülkemizde maden suyu adı altında satılan sodanın içerisine katılan doğal olmayan aromalar, tatlandırıcılar ve aşırı bikarbonat içeriği nedeni ile zararı görülebilmektedir.”
Aspirin her derde deva değil

Aspirin her derde deva değil

ilaç
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Şahin, yüzyıldan daha uzun süredir bilinen ve dünyada en çok tanınan ilaç olan aspirinin bilinçsizce kullanılmamasını istedi.

Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aspirinin bilinçli kullanılması durumunda insanlara ömür boyu fayda sağladığını söyledi.

Aspirinin her derde deva gibi kullanılmasının sakıncaları bulunduğunu, ilaçların aktif madde içermesi nedeniyle mutlaka doktor tarafından tavsiye edilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, hastaların veya sağlıklı insanların gerekli gereksiz aspirin içtiğini, kime yararlı kime zararlı olduğunun yeterince bilinmediğini belirtti.

Kardiyoloji muayenesine gelen genç yaşlı, kadın erkek birçok hastanın kan sulandırıcı olarak aspirin kullandığını gördüğünü anlatan Şahin, "Yüzyıldan daha uzun süredir bilinen ve dünyada en çok tanınan ilaç aspirindir. Uzun süre ağrı kesici, ateş düşürücü olarak kullanılan bu ilaç, 40 yıldır kalp damar hastalıklarında koruyucu etkisi nedeniyle kullanılmaktadır. Ancak her derde deva gibi bilinçsizce kullanılması da sakıncalıdır. Kendinize iyi geldiğini düşündüğünüz bir ilacı aspirin de olsa başkalarına tavsiye etmek doğru bir davranış değildir" dedi.

Şahin, dünyada son 40 yılda yapılan klinik çalışmaların sonuçlarının kalp damar hastalığı bulunanlarla ilgili bazı verileri ortaya koyduğuna işaret ederek,  şunları söyledi:
"Araştırmalar, kalp krizi geçirmiş, balon-stent tedavisi yapılmış veya koroner by-pass ameliyatı geçirmiş hastalarda aspirinin tekrarlayan olayları önlemede yararlı olduğunu ortaya koymuştur. Günümüzde kalp damar veya tıkayıcı beyin damar hastalığı geçirmiş hastaların herhangi engelleyici durumu yoksa düşük doz aspirini ömür boyu kullanmasını tavsiye ediyoruz. Bu hastaların aspirin kullanılması ile damar hastalığına bağlı ölümlerde yüzde 15, öldürücü olmayan kalp krizi ve inme riskinde yüzde 33 azalma olmaktadır."

En önemli yan etkisi kanama


Hastalıkların yinelenmesini önlemede başarılı sonuçlar alınan aspirin kullanımının bazı riskleri de bulunduğunu aktaran Şahin, şöyle dedi:

"Aspirinin en önemli yan etkisi kanamadır. Aspirin bin erkekten 3,3'ünde, bin kadından da 2,5'inde önemli kanamaya yol açmaktadır. Kanamaların çoğu mide ve bağırsak kanamaları olup, bazıları hayatı tehdit edecek kadar ciddi olabilir. Bunların en ölümcülü ise beyin kanamasıdır. Aspirine bağlı kanama riski en yüksek olanlar daha önce ülser veya kanama geçirenler, yaşı 60'ın üzerindekiler, yüksek doz ilaç alanlar, birlikte kortizon veya ek kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalardır. Aspirinin kanama yapıcı etkisi enterik kaplı (bağırsakta açılır) olması veya düşük dozda alınması ile önlenemez. Kanama riski yüksek hastalar aspirin almak zorunda ise beraberinde mide koruyucu tedavi de verilmelidir.''
Yürümek stresten de koruyor

Yürümek stresten de koruyor

koşmak
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yavuz Selvi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların hem bireysel hem de toplumsal pek çok önemli sorunla karşılaştığını söyledi.

Sorunlarla baş edebilmenin, sağlam bir ruh sağlığı gerektirdiğini vurgulayan Selvi, ruhsal bozuklukların toplumun büyük bölümünde görülebileceğini dile getirdi.

Olumsuzluklar sonrası vücudun salgıladığı stres hormonlarının, yalnızca bedeni değil, beyni ve psikolojiyi de etkilediğini anlatan Selvi, "Hayatımızdan stresi çıkarmak ve stressiz bir yaşam mümkün değildir ama stresle doğru şekilde mücadele ederek yaşamak mümkündür" dedi.

Yürümenin fiziksel ve psikolojik rahatlama sağladığına işaret eden Selvi, "Her gün mutlaka güneşe çıkın, ofislerde veya bilgisayar karşısında çalışıyorsanız öğle aralarını parkta, bahçede oturarak geçirin. Her gün mutlaka aynı saatte yatmaya ve uyanmaya çalışın. Mümkünse erken yatıp erken kalkın. Çünkü bu, doğal biyolojik ritme uygun davranmamızı sağlar ve depresyona karşı koruyucudur" dedi.

Selvi, yoruluncaya veya tükenene kadar çalışılmaması, akşam saatlerinde bireysel uğraşlar veya sosyal medya yerine aileye daha fazla zaman ayrılması gerektiğini söyledi.

Doğal beslenmenin önemini vurgulayan Selvi, beslenmede sebze ve meyveye ağırlık verilmesi tavsiyesinde bulundu.
Acı biber ömrü uzatıyor

Acı biber ömrü uzatıyor

biber
Yemeklerini acıyla tatlandırmaktan hoşlananlara iyi haber İngiliz, Çin ve Amerikalı bilimcilerden geldi. Bilim insanlarının ortak araştırması; acılı yiyecekler tüketmenin, kanser, kalp ve solunum hastalıklarından ölüm riskini azalttığını gösterdi.

Araştırma, baharatlı yiyeceklerin, özellikle de acı kırmızı biberin ömrü uzattığını ortaya koydu. İngiliz, Çin ve Amerikalı bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, her gün veya günaşırı acılı yiyecekler tüketenlerin, kanser, kalp ve solunum rahatsızlıklarından ölüm riskleri azalıyor.

ACI TAT, ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 14 AZALTIYOR

Oxford Üniversitesi, Çin Tıp Bilimleri Akademesi ve Harvard Halk Sağlığı Fakültesi (Harvard School of Public Health ) tarafından gerçekleştirilen araştırmada; yaşları 30 ila 79 arasında değişen yaklaşık 500 bin Çinli'nin yeme alışkanlıkları ve sağlık durumları, 7 yıl boyunca incelemeye alındı.

Her gün veya günaşırı, baharatlı özellikle de acılı yiyecekler tüketenlerin haftada bir kez baharatlı yiyecekler yiyenlere göre ölüm risklerinin yüzde 14 azaldığı belirlendi.

MARİFET KAPSAİSİNDE

Özellikle acı kırmızı biberde bulunan kapsaisin maddesinin antioksidan özelliği bulunuyor. Kapsaisin ayrıca iltihap ve obeziteyi önlemede de etkili bir madde. Kapsaisinin kanserle mücadelede de rol oynadığı belirtiliyor.