Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

Çocuklarınızı sonbahar hastalıklarından koruyun!

14 Ekim 2014 Salı

cocuk
Sıcaklık ve nem oranı değişikliklerinin arttığı, kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzadığı sonbaharda çocukların enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Onları bu hastalıklardan korumanın yolu ise basit tedbirlerden geçiyor.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Demir, çocukları sonbaharda hastalıklardan korumak için öncelikle onları kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak tutmak gerektiğini söyledi. Çocukların soğuk havalarda kalabalık ortamlarda daha fazla vakit geçirdiklerini ve damlacık yoluyla bulaşan enfeksiyonlara daha fazla yakalandıklarını vurgulayan Demir, “Özellikle kulaklardaki ağrı, kaşıntı ve akıntıyı önemseyin” uyarısında bulundu.

Kulak enfeksiyonlarının, dış veya orta kulak iltihabı şeklinde kendini gösterdiğini vurgulayan Demir, kulakta ağrı, ateş, akıntı veya kaşıntı durumunda vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Orta kulak iltihapları, çocukta işitme kaybı, menenjit, yumuşak doku ve komşu kemik yapılarda enfeksiyon gibi ciddi komplikasyonlara yol açma riski nedeniyle ciddiye alınmalıdır. Orta kulak enfeksiyonları, sıklıkla üst solunum yolları enfeksiyonuyla birliktelik gösterir. Dolayısıyla üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak, kulak enfeksiyon riskini de azaltır. Orta kulak iltihapları her zaman antibiyotik tedavisi gerektirmez, o nedenle dikkatle incelenmeli ve ilaç kararı doğru verilmelidir.”

EL TEMİZLİĞİNE ÖNEM VERİN
Gözde kanlanma, çapaklanma, batma, yeşil akıntı, göz çevresinde şişme gibi şikayetlerle ortaya çıkan göz enfeksiyonlarının, erken önlem alınmadığı ve doğru tedavi edilmediği durumlarda tüm göz küresini kapsayan yaygın bir enfeksiyona dönüşebileceği uyarısını yapan Dr. Demir, “Göz enfeksiyonlarının kaynağı genelde; yıkanmamış ellerle göze temas edilmesi ve çocuğun yüzüne karşı enfekte bireyin hapşırması ya da öksürmesidir. Göz enfeksiyonlarından korunmada temel yaklaşım kullanılan su kaynaklarının hijyenik olmasıdır. Diğer önemli nokta el yıkamadır, çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hapşıran, öksüren, aksıran bireyler ve döküntüsü olan çocuklar mümkün oldukça diğer çocuklardan uzak durmalı veya maske takmalıdır” dedi.

MİKROPLARA "5 KARDEŞ" GÖSTERİN
Çocukların değişik gıdalarla beslenmelerinin, tuvaletlerin temizlik durumunun, bağırsak enfeksiyonları riskini artırdığını belirten Demir, “Bağırsak enfeksiyonlarından korunmada en önemli yol, el yıkamadır. İshal ve kusma durumlarında bol sıvı alınmalıdır. Böylelikle vücudun sıvı, elektrolit ve metabolik dengesi bozulmayacak ve şikâyetler çoğunlukla kendiliğinden iyileşecektir. İshal dönemlerinde özellikle beş gıda günlük olarak bolca tüketilmelidir. Bunlar mikroplara ‘beş kardeş’ gösterme şeklinde de ifade edebileceğimiz su, ayran, yoğurt, taze sıkılmış meyve suları ve çeşitli çorbalardır. Eğer çocukta kanlı ishal, dirençli kusmalar ve ateş varsa zaman kaybedilmeden doktora başvurulmalı, gerekli testlerden sonra uygun tedaviler planlanmalıdır” ifadesini kullandı.

ANNE BABALAR NELER YAPMALI?
1. Çocuğunuzu havanın sıcaklığına göre giydirin. Kalın parçalar yerine ince katlar ile ortam ısısına uyum sağlayabilir.
2. Gün içerisinde 4 besin grubundan da ölçülü bir şekilde almasına özen gösterin. Çocuğunuzu abur cuburlardan uzak tutun, onun yerine meyve ve yoğurt gibi sağlıklı ara öğünler tüketmesini sağlayın.
3. Çocuklara asitli içecekler ve hazır meyve suları vermeyin. Onun yerine suyu sevdirmek için ilgisini çekebilecek bardaklar alabilirsiniz.
4. Mevsime göre uyku düzenini oluşturun, mutlaka rahat bir yatakta ve uygun bir ortamda uyumasını sağlayın.
5. Onu sigara dumanından uzak tutun.
6. Huzurlu bir aile ortamının çocuk sağlığı için çok önemli olduğunu unutmayın.

Gripli anne bebeği emzirmeli mi?

10 Ekim 2014 Cuma

bebek
Emziren anneler, grip olduklarında emzirmeye ara vererek bebeklerini hastalıktan koruduklarına inanıyorlar ancak uzmanlara göre bu davranışla bebeklerine zarar veriyorlar.

'Emzirme hurafeleri' pek çok şeyde karşımıza çıktığı gibi, grip mevsiminde de annelerin kapısını çalıyor. Bebeğini emziren bir anne grip veya soğuk algınlığı olduğunda hemen o çok yaygın yanlış inanışa kapılıyor ve 'sütümden bebeğime de geçerse' düşüncesiyle emzirmeye ara veriyor! Aslında o dönemde sütünün bebeği için bir şans olduğunu bilmiyor. İşte tam da mevsim geçişi nedeniyle hapşırığın, öksürüğün, burun akıntısının kısacası grip ve soğuk algınlığının kol gezdiği bugünlerde anneleri uyarın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Didem Çevik Gündoğan, anne sütünün hiçbir şekilde kesilmemesi gerektiğini belirtti. Grip olduğunda annenin emzirmeyi kesmesinin kesinlikle yanlış olduğunu belirten Gündoğan, bu düşüncenin bir hurafe olduğunu söyledi.

Emziren annelere, grip olduklarında kendi başlarına ilaç kullanmaktan kaçınmalarını öneren Dr. Gündoğan, “Doktora danıştıklarında 'hastalık ve anne sütü' açısından kar-zarar ilişkisine göre daha basit ilaçlarla tedavi olabiliyorlar. Anne sütünü hiçbir şekilde kesmiyoruz” diye konuştu.

Peki grip olduğunda annenin sütü bebeğine nasıl etki ediyor? Halk arasında yaygın inanışın aksine grip olan annenin sütünün bebeği için “tam bir koruyucu ilaç” olduğunu belirten Dr. Gündoğan, “Grip olduğunda annenin emzirmeyi kesmesi kesinlikle yanlış bir inanışın sonucu. Tam tersine anne sütünü hiçbir şekilde kesmemeli. Çünkü sütü ile bebeğe doğal bağışıklık sağlıyor, gribe karşı antikorlar içerdiğinden bebeğini koruyor. O dönemde hasta olmasını daha da engelliyor aslında. Bilinenin aksine anne sütü o dönemde bebeği için koruyucu ilaç vazifesi görüyor” ifadesini kullandı.

ANNE SÜTÜ MUCİZEVİ BİR BESİN!
Anne sütü öyle bir mucize ki bebeğin bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, zihinsel, beyinsel ve fiziksel gelişiminde son derece önemli rol oynuyor, kanserden kalbe, diyabetten obeziteye dek pek çok hastalığa karşı ileriki yaşlarda da koruyucu oluyor. Sonbahar ve kış aylarında çocuklarda sıkça karşılaşılan orta kulak iltihaplarına karşı da anne sütünün koruyucu olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmış. Bebekleri ilk 6 ay boyunca mutlaka sadece anne sütü ile beslemek gerektiğini, mümkünse 2-3 yaşına kadar anne sütü verilmesinin faydalı olacağını belirten Dr. Gündoğan, olası bir grip durumunda annelerin emzirme kurallarına ise mutlaka dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

GRİP OLAN ANNELER NASIL EMZİRMELİ?
Emziren annenin her zaman ellerini iyice yıkaması gerekiyor ama hapşırık, öksürük, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, göz yanması, halsizlik, kırgınlık gibi durumlarda yani grip veya nezle kapısını çaldığında çok daha dikkat etmeli. Nefesini doğrudan bebeğe ulaşmasından kesinlikle kaçınmalı. Evi sık sık havalandırmalı çünkü mikroplar damlacık yoluyla kolayca bulaşıyor. Göğüs ucunun ve kıyafetinin temiz olmasına dikkat etmeli. Eve gelen ziyaretçilerin ardından da oda mutlaka havalandırılmalı. Maske kullanılabileceğini ancak maske kullanırken ayrıca dikkat edilmesi gereken önemli kurallar bulunduğunu belirten Dr. Gündoğan, "Maskeyi her 20 dakika yarım saatte bir değiştirmek gerekiyor. Maskeye dokunduktan sonra eller çok iyi yıkanmalı. Bir poşete konulmalı, açıkta bırakılmamalı" dedi.

DENGELİ VE DÜZENLİ BESLENMEK ÇOK ÖNEMLİ
Emziren annelerin hasta olmadan önce de beslenmesine her zaman çok dikkat etmesi, düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi, bol sıvı tüketmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Didem Çevik Gündoğan, "Bütün enfeksiyonlarda bol su içmek vücudun savaşması açısından önemli. Süt üretimini artırmada da başı çeken su; anne nezle, soğuk algınlığı veya grip olduğunda burun kanallarını açık tutuyor, enfeksiyonlara karşı direnç sağlıyor. Emziren anne hasta olmayı beklemeden, öncesinde de C vitamini içeren besinler tüketerek önlemini almalı. Haftada 2 kez Omega-3 yağ asitlerince zengin balık tüketmek de griple mücadelede önemli” şeklinde konuştu.

'Grip aşısı olalım mı, olmayalım mı?'

23 Eylül 2014 Salı

hastalik
Sonbaharla birlikte grip aşısıyla ilgili görüş ayrılıkları yine gündeme geldi. Aşının ilaç firmalarının pazarlama harikası olduğunu ileri süren de var, doktora başvuruları ve ölümleri önlediğinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyen de. İnsanların kafasındaki soru ise aynı: 'Grip aşısı olalım mı, olmayalım mı?'

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sıradan bir mevsimsel grip döneminde hastalık dünya genelinde 3 ile 5 milyon şiddetli vakaya, 250 bin ile 500 bin civarında ölüme neden oluyor. Grip mevsimleri, her yıl grip aşısının koruyuculuğu ve gerekliliği ile ilgili görüş ayrılıklarını da beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlar aşının gripten korunmada yeterli etkiyi göstermediğini belirtirken, bazıları tersini savunuyor ve özelikle risk grubundakilerin mutlaka aşılanması gerektiğini söylüyor.

Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, grip aşısının işe yaramadığı görüşünde. Grip virüslerinin sürekli mutasyona uğradığını, dolayısıyla grip aşısının da aynı şekilde mutasyon geçirdiğini belirten Aktaş, “Yani, önümüzdeki günlerde grip hastalığına yol açacak virüsün hangisi olduğunu bugünden bilmemiz mümkün değil. Her sene yenilenen grip aşıları, bir önceki senenin grip virüsü suşlarına (ailesine, alt grubuna) göre hazırlanır. Sadece geçmiş dönemde hastalık yaptığı tespit edilmiş virüslerden korur, gelecek dönemde hastalık yapacak olan yeni grip virüslerinden korumaz” dedi.

Gribin, özellikle çocuklar ve yaşlılarda bulaşıcı hastalıklara zemin hazırlayarak, orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi tehlikeli sonuçlara neden olabildiğini aktaran İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji ve İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur ise aşının etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyledi.

'HİÇ BİR AŞI % 100 KORUYUCU DEĞİL'
Badur, “Grip aşısının ne oranda doktora başvuruları, hastaneye yatışları ve ölümleri önlediği çok sayıda bilimsel çalışma ile kanıtlanmış ve yayınlanmıştır. Ancak hiç bir aşı %100 koruyucu özelliğe sahip değildir. Ayrıca grip aşısının hedeflerinden olan gruplarda, örneğin yaşlılarda bağışıklık sistemi genç-sağlıklı bir erişkinden daha zayıftır ve aşıya istenilen oranda yanıt veremez. Buna rağmen yine de grip aşılarının bu tip immün sistemleri zayıflamış gruplarda ne denli kazanım sağladığı hesaplanmıştır. Bağışıklık sistemi güçsüzleşmiş kişiler için de istenen düzeyde koruma sağlayacak aşıların hazırlanması için çalışmalar devam etmektedir” şeklinde konuştu.

Grip aşısının koruyuculuğuna, doktorların bile inanmadığını belirterek Akdeniz Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya atıfta bulunan ve “Çalışma sonucunda hekimlerin sadece %14’ünün grip aşısı yaptırdığı ortaya çıktı. Yani firmaların bunca pazarlama çalışması hekimleri inandıramamış, %86’sı grip aşısını yaptırmamış” diyen Dr. Aktaş, grip aşılarıyla ilgili araştırmalardan örnekler verdi: “Grip salgınından ölenlerin %90’ından fazlası 65 yaş üstü hastalar. Dolayısıyla, grip aşısından beklenen en büyük fayda, bu yaş grubunu korumasıdır. Peki, 65 yaş üstünde grip aşısının koruyuculuğu ne kadar? Sadece %9. Bu rakamı kim veriyor? Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC – Center’s for Disease Control and Prevention). (1) Yani %9 koruyan bir aşı, yeterince koruyor denilebilir mi?

'BİR AŞININ % 85-95 KORUYUCU OLMASI GEREKİR'
Yine Minnesota Üniversitesi’nin 2011’de yaptığı bir araştırmada, grip aşısı hakkındaki 5.707 makale taranmış ve bunların arasından bilimsel olarak yeterli görülen 31 makalenin analizi yapılmış. Analizde, 18-65 yaş aralığındaki koruyuculuğa da bakılmış ve sadece %59 koruduğu bulunmuş. Oysa bir aşının etkin kabul edilebilmesi için, en az % 85-95 arası koruyuculuğunun olması gerekir. (2)”

‘GRİP AŞILARI MASUM DEĞİL’
Avrupa’da yapılan 2 çalışmada, grip aşısının yapıldıktan 3 ay sonraki koruyuculuğuna bakıldığını anlatan ve “Koruyuculuk, bir çalışmada sıfır, diğerinde eksi bir olarak bulundu. (3)” diye konuşan Dr. Aktaş’a göre grip aşılarının bazı yan etkileri de var: “Bunlar sanıldığı gibi masum aşılar değil. Çalışmalarda, grip aşısının felçlere neden olan Guillain-Barre sendromuna yakalanma riskini arttırdığı gösterildi. (4) Avrupa’da pek çok ülke, geçtiğimiz yıllarda grip aşılarını piyasadan toplattı. İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya Sağlık Bakanlıkları, toplatılan aşılarda, insan sağlığını tehdit edebilecek kalite hataları olduğunu açıkladı.”

Dr. Aktaş’ın verdiği araştırma örneklerini değerlendiren Prof. Badur’un yorumu; “Doktor beyin söylediği yayınları biliyorum ancak bu yayınların her birine metodoloji açısından bazı eleştiriler yöneltildi. Gelişmiş ülkelerde milyonlarca kişi grip aşısı kullanırken ve ülkemizde 15-20 milyon doz aşı kullanılması gerekirken, sadece 2,5 milyon doz kullanılmakta; buna rağmen hala öne sürülen bu tip yaklaşımları çok sağlıksız ve bilimsellikten uzak bulmaktayım. Yaşlılar asıl korunması ve aşılanması gereken gruptur ancak yaşlanma ile aşılara yanıt zayıfladığından sağlıklı bir erişkinde %80’ler civarında olan grip aşısı etkinliği, yaşlılarda % 50’lere düşüyor. Bu durumun düzeltilmesi için yeni arayışlar sürmekte; 3'lü aşılar yerine bu yıl kullanıma ülkemizde de girecek olan 4'lü aşılar gibi. Ancak şu an için elimizdeki olanak %50’lik koruma sağlayan aşıyı kullanmak” şeklinde oldu.

DR. AKTAŞ: GRİP AŞISINI KİMSEYE ÖNERMİYORUM
“Ben bir hekim olarak, grip aşısını hiç kimseye önermiyorum” ifadesini kullanan Dr. Ümit Aktaş, grip aşısının, hiç bir ülkenin zorunlu aşılama programında bulunmadığını dile getirirken, Prof. Selim Badur, grip aşısı yapılması gereken grupların listesinin Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlandığını ve birçok ülkenin sağlık yetkilileri tarafından kabul edilerek bu gruplara ücretsiz aşılama yapıldığını söyledi.

PROF. BADUR: RİSK GRUBUNDAKİLER MUTLAKA AŞILANMALI
2012’ye kadar yaşlılar, çocuklar, sağlık çalışanları ve kronik hastalığı olanların risk grubu listesinde yer aldığını kaydeden Prof. Badur, “Ancak 2009 pandemisinin öğrettiklerinden sonra aşılanması gerekenler listesinin ilk sırasına gebeler konmuştur; hem kendilerini hem de dünyaya gelecek çocuklarını korumak için inaktif grip aşısının gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanması DSÖ tarafından önerilmektedir” dedi.

Aşıda görüş ayrılıkları var ancak uzmanlar gripten korunmada önemli rol oynayan hijyen ve beslenme konusunda ortak noktalara değiniyor. Prof. Dr. Selim Badur’un görüşleri: “Elbette kişisel hijyen kuralları, bağışıklık sistemimizi güçlendirecek doğru beslenme alışkanlıkları ve nihayet koruyucu aşılardan yararlanmak suretiyle hem bireysel hem de toplumsal anlamda gripten korunmaya çalışmak uygun bir yaklaşımdır. Doğru beslenme, immün sistemin sağlıklı çalışması için önemlidir. Ancak genel anlamda, doğru beslenme alışkanlıkları dışında, spesifik olarak influenza virüslerine direkt etki eden bir besin maddesi yoktur. Bitki çaylarının, C vitamininin ve diğer gıdaların doğrudan grip etkeni üzerine bir etkisi henüz saptanmamıştır.”

‘GRİP OLAN ÇALIŞANLARA NAZLANMADAN İZİN VERİN’
Kişinin daha önce geçirdiği grip enfeksiyonlarına karşı vücudunda gelişen bağışıklığın, korunmada en önemli faktör olduğunu dile getiren Dr. Ümit Aktaş’a göre de sadece el yıkama alışkanlığı ve kapalı ortamları düzenli olarak havalandırmak bile grip salgınlarından korunmakta bir hayli etkili.

“İşverenlere önerim, grip olan çalışanlarına hiç nazlanmadan ve cömert bir şekilde sağlık izni versinler. Böylece hem hastanın daha kolay iyileşmesini sağlamış hem de diğer çalışanlarına bulaşmasını engellemiş olurlar. Toplum sağlığı açısından ve en az işgücü kaybı için en doğru yöntem budur” önerisinde bulunan Aktaş’ın bağışıklığı güçlendirmede, dolayısıyla gripten korunmada etkili olan beslenme önerileri ise şöyle: “Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılacak ilk iş, beslenmeyi düzenlemektir. Öğün atlamanın ve uzun süre aç kalmanın bağışıklık sistemini baskıladığı bilimsel yayınlarla gösterilmiştir. Düzenli yemek yenmeli, öğün atlanmamalı.

EV TURŞUSU VE EV YOĞURDU YİYİN
Probiyotikler (faydalı bakteriler), enfeksiyon yapan ajanları engelleyebilme yeteneğine sahiptir. Bol miktarda probiyotik içeren fermente besinler, yani tarhana çorbası, ev turşusu ve ev yoğurdu yemek enfeksiyonlardan korunmakta önemlidir. Özellikle son bir yıl içinde eğer antibiyotik tedavisi alınmışsa, probiyotikler kaybedilmiş olacağından, mutlaka probiyotik takviyesi alınmalıdır. Bir kür antibiyotik almak, vücuttaki probiyotiklerin %95’inin kaybına yol açar.

PAÇA VE İŞKEMBE ÇORBASI İÇİN
• Paça, işkembe ve tarhana gibi çorbalar, hem yüksek oranda kollajen hem de kök hücre içerir, bağışıklığı desteklerler, düzenli tüketmekte fayda vardır.
• Kolesterol vücudun yapı taşıdır. Vücudumuzda meydana gelen hasarlarda tamir eden faktör kolesteroldür. Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için kolesterole ihtiyaç vardır. Bu nedenle, enfeksiyonlardan korunmak için özellikle çocuklarda yağ kısıtlaması yapılmamalıdır.

ŞEKERDEN UZAK DURUN
• Şeker, bağışıklık sistemi için zehirdir. Beslenmeden tamamen çıkarılmalıdır.
• Tüm taze sebze ve meyveler mevsiminde tüketilmelidir. Mevsim dışı üretilen taze sebze ve meyveler yüksek oranda tarım ilacı ve hormon barındırırlar. Bu kimyasal maddeler bağışıklık sistemi için gerçek bir zehirdir.
• Hayatın özü dengedir. İnsan organizması bir denge organizmasıdır. Dengeyi bozmamak, huzurlu ve mutlu yaşamaya gayret göstermek, sağlıklı yaşamın anahtarıdır.

Grip artık korkulu rüya değil!

23 Ekim 2013 Çarşamba

Her mevsim değişiminde milyonlarca kişinin kabusu haline gelen griple ilgili son günlerde internette  ilginç bir bilgi dolaşıyor.

Bu haberin başrolünde ise Afrika Sardunyası adında bir bitki var. Afrika’nın en eski kabilelerinden biri olan Zulu’ların yüzyıllardır şifa kaynağı olarak kullandığı Afrika Sardunyası son dönemde bilim ve tıp dünyasının da ilgisini çekti. Afrika Sardunyası gribe karşı en etkili ilaçların yapımında kullanılıyor. Öyle ki, yılda 100 bin ton Afrika  Sardunyası ilaç şirketleri tarafından alınıp grip ve daha birçok hastalığın tedavisinde yazılan güçlü  ilaçların yapımında kullanılıyor. Tüm bilim dünyasının büyük bir merak ve hayranlıkla incelediği bu mucizevi bitkiyle ilgili ilginç bir durum da var. Afrika Sardunyası’na son tüketicinin ulaşması engelleniyor.  Afrika Sardunyası aktar vb. hiçbir yerde satılmıyor. 


Konuyla ilgili dokumana buradan ulaşabilirsiniz.


http://www.slideshare.net/Doktor724/grip-bitti

Grip, Soğuk Algınlığı ve Baş Ağrısına Karşı Yenilmesi Gereken Yiyecekler

25 Kasım 2012 Pazar


Gribe, soğuk algınlığına ve baş ağrısına kış boyunca teslim olmamak için...
Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların kapımızı çaldığı kış mevsiminde hastalıklardan korunmak için tabiat eczanesini öneriyor. Yılmaz'a göre her gün 2- 3 porsiyon sebze ve 3- 4 adet meyve tüketmek vücudu bomba gibi yapıyor.

Düşük enerji ile beslenme durumunda vücut direncinin ve iş performansının düşeceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, her gün mutlaka 2- 3 porsiyon sebze ile birlikte 3- 4 adet meyve tüketilmesi gerektiğini açıklıyor. Yılmaz, meyve yemeyenler için bir bardak portakal veya mandalina-greyfurt suyunu alternatif olarak öneriyor. 4000'in üzerinde farklı antioksidan bulunduğunu açıklayan Yılmaz, kış aylarında özellikle A, C ve E vitaminlerinin gerekli olduğunu sözlerine ekliyor.

"Alternatif antioksidan yiyecekler içeren değişken bir beslenme programı, bağışıklık sistemini güçlendirmenin en iyi yoludur" açıklamasını yapan Yılmaz, yüksek değerli antioksidan içerikli besinleri şöyle sıralıyor:
  • Kuru erik
  • Nar
  • Kuru üzüm
  • Yaban mersini
  • Sarımsak
  • Ispanak
  • Brüksel lahanası
  • Brokoli
  • Portakal
  • Kırmızı biber l Kivi

VÜCUDU GÜÇLÜ KILMANIN YOLLARI
Besinlerin, hayatımız için küçük fakat önemli rolleri bulunuyor. Sabah yapılan bir kahvaltı ile gün içindeki vücut direnci artırılabiliyor veya öğleden sonra alınan ara atıştırmaların kaliteli besinlerden oluşması (meyve, peynirli sandviç, süt veya kuru meyveler, ceviz, badem) akşam saatlerine kadar birikecek yorgunluğu önleyebiliyor. Aylin Yılmaz, "kış aylarında, özellikle lahanagiller, brokoli, mandalina, portakal, greyfurt, limon gibi kış sebze ve meyvelerini tercih edin" diyor.

VÜCUT DİRENCİNİ AZALTAN YİYECEKLER
Vücut direncini artıran besinlerin yanı sıra vücut direncini kıran, hastalıklara neden olan besinlerin de bulunduğundan söz eden Aylin Yılmaz, bu tip besinlerin yüksek enerji içerikli veya kafein ağırlıklı olabileceğini belirtiyor. Aylin Yılmaz, vücut direncini düşüren besinleri şöyle sıralıyor:
  • Kızarmış besinler, cipsler, şekerlemeler, hamurlu ve şerbetli tatlılar, asitli içecekler (Kola türevi içecekler) böbrekleri negatif etkiler ve mineral emilimini bozar.
  • Kafein; kahve (günde iki fincandan fazla alınmamalı)ve çay (unutmayın yeşil çayda bile kafein vardır)
  • Sadece protein ağırlıklı beslenme ve protein ağırlıklı, kızarmış ürünler almak vücut direncini negatif etkiler, kas ve su kaybına neden olur.
  • Alkol tüketimi, vücut direnci için özellikle önemli olan vitamin ve mineral emilimini azaltır. Haftada 2 kadeh kırmızı şarabı aşmamalısınız.
  • Konserve ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı.
  • Düzensiz uyku yemek düzenini negatif etkiler özellikle gece yemeleri artar ve metabolizma bozulur.

YEMEK PİŞİRİRKEN TUZ KOYMAYIN
Aylin Yılmaz, pişirme işleminin besinlerdeki antioksidanları negatif etkilediğini, bu nedenle meyve ve sebzeleri buharda pişirmenin daha sağlıklı olduğunu belirtirken, sebzeleri kaynatma süresinin daha kısa olması için sebzeleri önceden kaynamış olan suya atmak gerektiğini sözlerine ekliyor.

Yılmaz, sebzeleri pişirirken içinde bulunan potasyumun ve C vitamininin azalmasına neden olan tuzun kullanılmaması gerektiğinin de altını çiziyor.

SOĞUK ALGINLIĞINI ÖNLEYEN FORMÜL
Enfeksiyondan korunmak için aşağıdaki günlük beslenme planını uygulayabilirsiniz:
Kalkış: Ilık su ve kuru erik Sabah kahvaltısı: 1 bardak az yağlı süt içine 2 kaşık yulaf, yarım muz ve 5-6 çiğ badem
Ara: Greyfurt-yeşil elma ve portakal suyu
Öğle: Mercimek çorbası veya nohutlu - cevizli salata, yanında çavdar ekmeği ve ayran
İkindi: Kuru erik veya yaban mersini
Ara: Kefir veya soya sütü
Akşam yemeği: Somon balığı ve bol yeşillikli salata (limonlu-z.yağlı) Yatmadan 1saat önce: 1 portakal, kivi.

YORGUNLUĞA KARŞI ETKİLİ REÇETE
Kalkış: Ilık su ve kuru erik.
Sabah kahvaltısı: Çavdar ekmeği yumurta ve portakal suyu.
Ara: Kuru erik veya kuru üzüm. Ögle: 150 gr et, veya ızgara balık, bulgur.
İkindi: Taze sıkılmış nar suyu. Ara: Çavdar ekmeğine beyaz peynirli tost.
Akşam yemeği: 1 kase mercimek çorbası, ıspanak yemeği, limonlu salata. Yatmadan önce: 1 bardak süt veya az yağlı yoğurt.

ŞİFA VE VİTAMİN DEPOSU
Somon (182 kalori, 20 mcg selenyum, 310 mg potasyum).
Fındık (650 kalori, 25 mg E vitamini, 2.2 mg çinko, 4.9 mg manganez).
Muz (95 kalori, 11 mg C vitamini, 400 mg potasyum, 6 mg kalsiyum).
Nohut (115 kalori, 1.55 mg E vitamini, 1,5 mg demir, 43 mg kalsiyum).
Sarımsak (98 kalori, 0.38 mg B6 vitamini, 2 mcg selenyum, 620 mg potasyum).
Patates (136 kalori, 14 mg C vitamini, 630 mg potasyum, 0.54 mg B vitamini).
Kuru erik (140 kalori, 2,6 mg demir).

Çocuklarda Grip ve Soğuk Algınlığı

21 Ekim 2012 Pazar

Havalar soğuk geçiyor. Mevsimin en sık hastalıklarıdan birisidir grip. Soğuk algınlığı gripten farklıdır. İklimin değişimi ile virüs adlı mikroorganizmalar doğada üreyip solunum yoluyla buruni boğaz ve akciğere giderek hastalık yapar.

Soğuk algınlığı neden olur?
Soğuk algınlığı, halsizlik, kas ağrıları, hapşırma ve hafif burun akıntısı ile oluşur. Pek ateş yoktur. Gripal enfeksiyonlarda ateş, öksürük, burun akıntı veya tıkanıklığı, boğaz ağrısı vardır. Her iki hastalığı da rino, rsv gibi virüsler yaparlar. İnsanın vücut direncine göre belirtiler kişiden kişiye değişir. Özellikle 1 yaş altı çocuklarda erken tedavi edilmezse bronşit ve zatürreye kısa sürede çevirir.

Grip tedavisinde neler yapılıyor?
Eğer 6 ay üzeri çocuk senede 3 veya 4′den fazla grip oluyorsa, eylül ayından mayıs ayına kadar grip aşısı yaptırabilir. El temizliği ve ortam havalanması çok önemlidir. Gripal enfeksiyonlarda antibiyotik verilmez. Eğer ateş çok yüksekse (38,5 derece ve üstü); boğaz enfeksiyonu varsa antibiyotik verilir. Uygun burun damla ve spreyleri 3 veya 5 gün kullanılır.

Ekinezya, kefir, c vitaminli yiyecekler, bal, proposil, muz grip için yararlı gıdalardır. Piyasada bulunan immün sistemi destekleyici bazı bitkisel ilaçlar otörlerce faydalı veya faydasız olarak görülmektedir. Beta glukagon isimli maddenin faydalı olduğu da ileri sürülmektedir.

Son yıllarda bazı antiral ilaçlarda ağız gripal enfeksiyonlarda kullanılabiliyor. Grip sırasında öpüşmekten, el sıkışmaktan kaçınmak, öksürürken ağız kapatmak gerekir. Vitaminlerin gripe direkt faydası yoktur. İstirahat ve stressiz yaşam faydalıdır.

Bu Besinler Soğuk Algınlığına Birebir

28 Eylül 2012 Cuma

soguk_alginligi

Serin havaların kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde soğuk algınlığı, grip, bronşit gibi hastalıklar da kapımızı çalmaya başladı. Sonbaharı sağlıklı geçirebilmek için bağışıklık sistemimizi güçlendirmek büyük önem taşıyor. Güçlü bir savunma mekanizmasının temelinde ise yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte antioksidanlardan zengin besinlerin tüketilmesi yer alıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Yüksek, hastalıklardan korunmak için sağlıklı beslenme önerilerini sıraladı.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger