Yaz aylarında fit olabilmek için

25 Temmuz 2017 Salı

tatil
Yaz aylarında fit olabilmek için bütün günü spor ve diyet ile geçirenler, tatilde açık büfe tuzağına dikkat!  Birbirinden güzel yiyeceklerin, tatlıların yer aldığı her şey dahil sofralar, kısa sürede kilo almanıza neden olabilir. Hem tatil yapıp dinlenmek hem de kilo almadan geri dönmek istiyorsanız gün içerisinde yapacağınız egzersizler, ara öğünler ve dengeli beslenme ile ideal kilonuzu tatil sonrasında da koruyabilirsiniz.

Tatilde soslu ve ağır yemekler yerine bol yeşillikli ve dörde bölünmüş tabaklar hazırlayın diyen Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır İçerenköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Korkmaz; tatili fit ve sağlıklı geçirmek isteyenler için beslenme tüyoları verdi:

1)    TATİLDEN ÖNCE TARTIYA ÇIKIN: Tatile gitmeden önceki kilonuzu not olarak yazın. Tatil dönüşünde de tartılıp kilonuzu not edin. Burada amaç tatil boyunca kilonunuz artıp azalması konusunda bilgi sahibi olmak ve devam eden günlerde buna göre hedeflerinizi belirlemek.

2)    KAHVALTISIZ GÜNE BAŞLAMAYIN: Günlük hayatınızda olduğu gibi tatilde de mutlaka iyi bir kahvaltı yapın. Kahvaltı, günün en önemli öğünü. Açık büfede kahvaltıda bol yeşillik, domates, salatalık almayı unutmayın.  Tabağınıza alacağınız birkaç çeşit peynir ile birlikte yağsız omlet ya da haşlama yumurtayı tercih etmek size tokluk hissi verecek besinlerin başında yer alıyor. Tatlı olmadan kahvaltı yapamam derseniz açık büfede yer alan kuru meyveler ya da 1 yemek kaşığı bal veya reçel tatlı ihtiyacınızı karşılayacaktır. Masum görünen kahvaltıdaki en büyük tehlike ise hamur işi yiyecekler. Bu noktada tercih hakkınızı bir çeşit veya yarım porsiyon olarak kullanmaya çalışın.

3)    ARA ÖĞÜNLERİ TATİLDE ATLAMAYIN: Havuz, deniz, gezilecek yerler derken ara öğün yapmayı unutmayın. Kahvaltıda verilen kuruyemişlerden bir avuç ya da kuru meyvelerden 4-6 adet ya da bir orta boy taze meyve ara öğün için ideal olacaktır.

4)    YEMEĞİNİZ SOSSUZ OLSUN: Soslu yapılan yemeklerin yağ ve kalori içeriği fazla. Böyle yapılan yemeklerden uzak durursanız gereksiz kalori almaktan kendinizi korumuş olursunuz.

5)    TABAĞINIZA ÜST ÜSTE YİYECEK KOYMAYIN: Otellerde yer alan açık büfe ve birbirinden lezzetli yiyeceklerin olması sizi kandırmasın. Gün içerisinde yediklerinize dikkat etmelisiniz. Tüm yiyeceklerden yemek için tabağınıza yiyecekleri üst üste koymayın. Tabağınızı 4 parçaya bölünmüş olarak kabul edin. Böylece farklı yemeklerden yemiş olur, besin alımı kontrol altında tutmuş olursunuz.

6)    TATLININ CAZİBESİ SİZİ KANDIRMASIN: Tatillerde tatlı büfeleri insanı içine çeken bir görsellik içerisinde. Bu nedenle de tatlı büfesine dikkat edin. Tercih ve porsiyon miktarı çok önemli. Sütlü tatlı ya da dondurma tüketmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Hamur işi ya da kızartma şeklinde yapılan bir tatlı tüketmek istediğinizde ise yarım porsiyon ve öğle yemeğinde tüketmek daha doğru olacaktır.

7)    İÇECEK KİLO YAPMAZ DEMEYİN: Sıcak havalarda yediklerimiz kadar hatta bazen daha fazla kaloriyi içeceklerimizden alıyoruz. Bu noktada önemli olan, tercih edilecek içeceklerin ne olacağı. Tabi ki öncelikle ilk tercihimiz su olmalı. Onun dışında maden suyu, soda, diyet içecekleri çok abartmamak şartı ile tercih edebiliriz.

8)    ALKOL YAĞLI YEMEK KADAR KALORİLİ: Alkol tüketiminize dikkat edin. Alkollü içecekler, her şey dahil tatil anlayışında yemeklerden daha tehlikeli olabilir. Unutulmamalıdır ki, alkol tüketildiğinde metabolizma yağlı bir besin alıyormuşsunuz gibi davranıyor. Bu noktada önemli olan sıklık ve alınan içeceğin alkol oranının ne olduğu. Alkollü içecek tüketildiğinde, o öğün yemek porsiyonlarını azaltmak kilo kontrolü açısından iyi olacaktır.

9)    HER ŞEY DAHİL SİSTEME EGZERSİZİ DE EKLEYİN: Her şey dahil tatil anlayışında bir önemli noktada da hareketin az olmasıdır. Tabi ki tatil demek dinlenmek demektir ama yine de günde yapılacak 30 dakika yürüyüş, alınan kalorilerin bir kısmının enerjiye dönüşmesi açısından iyi olacaktır.

10)    AZ VE SIK YEME HAYAT MOTTONUZ OLSUN: Hem tatilde tadınızın kaçmaması hem de tatil dönüşünde tartıda gördüğünüz rakamların canınızı sıkmaması için her zaman söylediğimiz gibi “AZ VE SIK ARALIKLARLA BESLENME PLANI” prensibini unutmamak gerekiyor.

Bel ağrısı belirtileri ve tedavi yöntemleri

14 Temmuz 2017 Cuma

sağlık blogu
Hemen herkesin mutlaka bir bel ağrısı tecrübesi olmuştur. Kimi okula, işe gidemeyecek kadar ağır; kimisi daha hafif ama sabit...
 
 
Peki  “Doktora görün” sinyali veren bel ağrısı belirtileri nelerdir ve nasıl tedavi edilir?

 
 
 
 
 
 
Bu belirtiler varsa DİKKAT!
  • Yeni bağırsak veya mesane problemlerine neden olduysa
  • Ateş yükseliyorsa
  • Düşme sonrası veya belinize direkt darbe varsa
  • Şiddetli ve dinlenme ile iyileşmiyorsa
  • Özellikle ağrı bacağınıza ve dizin altına yayılırsa
  • Bir veya iki bacakta güçsüzlük, uyuşma veya karıncalanmaya varsa
  • Açıklanamayan kilo kaybının eşlik ediyorsa

Peki ne zaman doktora gitmeli?

İki hafta içinde ev istirahati ve kişisel bakım ile kademeli olarak iyileşmeyen bel ağrısı mutaka bir hekim görüşü gerektirir.

Bel sağlığınız için küçük tüyolar, büyük fayda sağlar

Egzersiz : Düşük tempolu aerobik egzersizlerle, bel gücü ve dayanıklılığınızı artırarak kaslarınızın daha iyi çalışmasını sağlayabilirsiniz. Yürüyüş ve yüzme iyi seçimlerdir. Doktorunuz sizi en doğru egzersize yönlendirecektir.

Sağlıklı kilo : Fazladan her bir kilo, belinize 5 kiloymuş gibi yansır. Fazla kilo, bel ağrılarınızın düzelmesini engellediği gibi; ana sebebi de olabilir.

Doğru duruş : Uzun süre ayakta durmanız gerekirse, belinizi biraz rahatlatmak için bir ayağınızın altına 10-15 cm’lik tabla yerleştirin. Belli aralıklarla ayaklarınızın pozisyonunu değiştirin. İyi duruş, bel kaslarındaki stresi azaltabilir.

Doğru oturuş :  Bel desteği, kolçağı ve döner tabanı olan bir koltuk seçin. Belinize bir yastık veya havlu koyun. Dizlerinizi ve kalçalarınızı koruyun. Konumunuzu en az yarım saatte bir değiştirin.

Doğru kaldırma : Ağır kaldırmaktan kaçının. Mecbur kalırsanız, bacaklarınızdan destek alın. Belinizi dik tutun ve sadece dizlerinizi bükün. Yükü vücudunuza yakın tutun. Nesne ağır veya dengesiz ise mutlaka yardım isteyin.

Bel ağrısı tedavi yöntemleri nelerdir?

Ağrı kesiciler : Ağrı kesicileri mutlaka doktorunuzun yönlendirmesiyle kullanın. Aşırı ilaç kullanımı, ciddi yan etkilere neden olabilir.

Kas gevşeticiler : Hafif-orta bel ağrısı ağrı kesiciler ile düzelmezse, doktorunuz bir kas gevşetici de önerebilir. Baş dönmesi ve uyku yan etkileri görülebilir

Topikal ağrı kesiciler : Bu krem ve merhemleri ağrıyan bölgeye sürebilirsiniz.

Narkotik : Bu tür ilaçlar, kodein veya hidrokodon olarak, doktorunuzun yakın gözetimi altında kısa bir süre için kullanılabilir.

Antidepresanlar : Mutlaka doktor önerisiyle verilen düşük doz antidepresanlar, depresyon üzerindeki etkiden bağımsız olarak kronik bel ağrısının bazı türlerini de rahatlatır.

Enjeksiyonlar : Mevcut tedavi ile ağrı dinmiyor ve/veya bacağa yayılıyorsa kortizon enjeksiyonu kullanılabilir. Direkt kas içine yapılacağı gibi, ağrı kesici bir ilaç ile birlikte epidural boşluğa da uygulanabilir. Bu kortizon enjeksiyonu sinir kökleri çevresinde iltihabı azaltmaya yardımcı olur, ancak ağrı üzerindeki etkisi 6-12 ay sürer.

Fizik tedavi ve egzersiz : Fizik tedavi, bel ağrısı tedavisinin temel taşıdır. Fizyoterapist; acıyı azaltmak için ısı, ultrason, elektriksel uyarı ve kas gerdirme teknikleri gibi bel kasları ve yumuşak dokulara çeşitli tedaviler uygulayabilir. Ağrı iyileştikçe, terapist size esneklik kazandıracak, belinizi ve karın kaslarınızı güçlendirecek egzersizleri verir ve böylece duruşunuzu düzeltir. Bu teknikleri düzenli olarak kullanmak, ağrının geri gelmesini önlemeye yardımcı olabilir.

Ameliyat : Bel ağrısı için ameliyata nadiren ihtiyaç duyulur. Ağrı bacağa yayılıyorsa ve sinir basısı nedeniyle bacak kaslarında kuvvetsizlik geliştiyse ameliyattan faydalanabilirsiniz. Ameliyat, genellikle omurganın daralması (spinal stenoz) veya bel fıtığı gibi yapısal sorunlarla ilgili ağrının diğer tedavi yöntemlerine cevap vermediği durumlarda uygulanır.

Alternatif tıp : Bir takım alternatif tedaviler be ağrısı semptomlarını hafifletebilir. Herhangi bir yeni alternatif terapiye başlamadan önce yararları ve riskleri doktorunuzla tartışın.

Karyopraktik bakım : Bir terapist ağrınızı hafifletmek için omurganızın belli noktalarına tedavi uygular.

Akupunktur : Vücudun belli bölgelerine batırılan steril iğnelerle uygulanır.  Bel ağrısı olan hastalarda ağrıların hafiflemesine yardımcı olabilir.

Masaj : Yorgun ve gergin bel kaslarının rahatlatılmasında masajın faydası olacaktır.

Yoga :Yoga, belirli duruş veya pozlar, nefes egzersizleri ve gevşeme tekniklerini içeren geniş bir disiplindir. Yoga, kaslarınızı gerginleştirir ve güçlendirir ve duruşunuzu düzeltir. Ancak sizi zorlayan ve ağrıya sebep olan hareketlerden uzak durmak gerekir.

Bioenerji : Üzerinizdeki hem duygusal hem fiziksel yükler belinizde ve sırtınızda ağrıya sebep olur. Bioenerji uygulaması ile bu yükler hafifletilebilir.

Algı değişimi : Uzun süreli veya fiziksel olarak herhangi bir bozukluk saptanmayan (hatta bazen saptanan) durumlarda beyninize ve dolayısıyla bilinçaltınıza hükmederek vücudunuzdan ağrıyı uzaklaştırabilirsiniz.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

13 Temmuz 2017 Perşembe

sağlık blogu
Her sekiz kadından biri meme kanseri ile karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser çeşidi olması, erken teşhisin ne kadar önem taşıdığını gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, erken tanı için hastalara 20 yaşından itibaren her ay kendilerini kontrol etmelerini, 40 yaş üzerindekilerin de her yıl mamografi ve klinik meme muayenesi yaptırmalarını önerdiklerini ifade ediyor.

Meme kanserinin gidişatını belirleyen faktörler

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, hastalığın gidişatını belirleyen faktörleri söyle sırladı: “Yaş, menopoz durumu, ırk, tümör histolojisi, reseptör durumu, tümör evresi bunlardan bazılarıdır.”

Meme kanserinin belirtileri

1. Memede büyüme/asimetri, şekil bozukluğu, renginde değişiklik.
2. Koltuk altında ele gelen kitle
3. Meme başında içeri doğru çöküntü, çekinti, şekil bozukluğu.
4. Meme başından akıntı (özellikle tek kanaldan, kanlı veya şeffaf).
5. Meme başı derisinde kabuklanma, soyulma.
6. Meme cildinde ödem, portakal kabuğu görüntüsü, içeri doğru çekinti.
7. Meme cildinde kızarıklık, yara oluşması.

Evde diş taşı (tartar) nasıl temizlenir?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

sağlık blogu
Ağız ve diş temizliği için gerekli önemi göstermiyor ve yeterli temizlenmediğinde diş taşı oluşumuna davetiye çıkarıyoruz. Bu nedenle diş eti çekilmesi gibi bir çok problem yaşıyoruz. Bu problemlerin önüne geçmek veya en aza indirebilmek için bir kaç yöntemle evde diş taşlarınızı temizleyebilirsiniz.

1. yöntem

-40 gram ceviz kabuğu
-1 su bardağı su

Hazırlanışı:

- Ceviz kabuklarını suyun içine atın ve 20 dakika boyunca kaynatın, suyunuz kaynamaya başladıktan sonra altını kapatın ve 10 dakika bu şekilde soğumaya bırakın. Daha sonra diş fırçamızı bu suya batırıp dişlerinizi iyice fırçalayın.

Kanayan diş etleri için de oldukça faydalı olan bu karışım, diş eti iltahapları içinde oldukça yararlıdır.

-Günde 3 kere tekrar edebilirsiniz

2. yöntem

-Karbonat

Uygulanışı:

Evde diş taşı temizliği için uygulanacak diğer  yöntemlerden biri de diş fırçasına karbonat eklemek ve bir dakika boyunca fırçayı dile ve damağa değdirmeden dişleri fırçalamaktır.

Zona hastalığı belirtileri nelerdir?

11 Temmuz 2017 Salı

sağlık blogu
Zona hastalığı halk arasında gece yanığı olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalık çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Zona oluşmaya başladığında nasıl belirtiler verir, zona hastalığı belirtileri nelerdir, diyorsanız açıklayalım…

Zona hastalığı belirtileri

Zona hastalığında iltihap sinir köklerine yerleşir. Bu durumun sonucunda kıl köklerinde çeşitli yumurtalar birikir. Yumurtaların birikmesi sonucunda, kıl köklerinde yumurtlama meydana geldiği andan itibaren Ağrılı ve sancılı süreç başlar.  Bu durumun sonucunda deri köklerinde küçük kabarcıklar meydana gelir.

Zona hastalığı deride kızarıklık ve kabarıklık haricinde şu şekilde belirtiler verir;
 
  • Halsizlik
  • Ateşlenme
  • Sürekli yorgunluk
  • Deri üzerinde yanma veya ağrı

Bulunduğu bölgede oluşmaya çalışan zona yarası mide, safra kesesi,  kalp ve böbrek ağrılarıyla karıştırılabilir.

Zona hemen hemen her yaş gurubunda çıkabilen bir hastalıktır.  Fakat 50 ve ve üzeri kişilerde zona hatalığının görülme sıklığı daha fazladır.  Aynı zamanda zonanın ortaya çıkmasının da çeşitli nedenleri vardır.

İşte zona hastalığının nedenleri
  • Depresyon
  • Stres
  • Yoğun iş temposu
  • Üzüntü
  • Kanser ilaçları kullanımı
  • Radyasyon tedavisi
  • Dengesiz ve yetersiz beslenme
  • Besin zehirlenmesi  ve yaşanan bir takım kazalar sonucu ortaya çıkabilir.

Zona hastalığının günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Hastalığın genellikle tekrarlama olasılığı çok fazladır. zona hastalığı ortaya çıkmaya başladığı an ve belirtilerini hissetmeye başladığınız andan itibaren muhakkak doktor kontrolünde tedavisi yapılması gerekir.  Doktorun verdiği ilaçlar çok fazla yan etki gösteriyor ve ilaca karşı hassasiyetiniz olduğu doktor tarafından söylendiyse alternatif tıp yöntemlerine yine doktor kontrolünde başlayabilirsiniz.

Zona hastalığı doğal tedavi yöntemleri 
 
  • 6 adet lahana yaprağını robottan geçirin. Daha sonra lahana yapraklarını temiz bir tülbent içerisine koyun ve yara olan bölgeye uygulayın.
  • 4 Çorba kaşığı ezilmiş kuşburnu 4 su bardağı suyun içine atılarak yarım saat kaynatılır. Karışım nöbet şekeri ile tatlandırılarak günde 3 defa tüketilir.
  • 1 Çay kaşığı kurutulmuş oğul otu 2 su bardağı kaynamış suyun içine atılarak 10-15 dakika bekletilir. Elde edilen karışım lezyonların üzerine sürülür.

Zona tedavisi nasıl yapılmalıdır? 
 
Zona tedavisi muhakkak tıbbi bir yöntemle yapılmalıdır. Çünkü zona sinir uçlarını etkileyen bir hastalıktır. Doktorun vermiş olduğu ilaçlar ağrıları kısa sürede azaltır ve zonanın geçmesine yardımcı olur. Zonanın erken tedavisi oldukça önemlidir. Kabarcıklar ve kızarıklıklar ortaya çıkmadan önce hastalığın anlaşılıp tedavisinin yapılması ağrılı süreci bir nebze de olsa iyi geçirmenizi sağlayacaktır.  

Yanma ve ağrı hissinin duyulmaya başlamasıyla en geç 3 gün içerisinde ilaçlara başlanması gerekir. Ciltte oluşan kızarıklıklar meydana gelmeden zonanın tedavi edilmesi en iyisidir.

Zonanın tekrarlaması ve bir daha ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirler alınması gerekir. vücut yorgun düştüğünden ve bağışıklık sisteminin zayıflamasından zona hastalığı meydana gelmektedir. bu nedenle hastalık süresince dinlenmek oldukça önemlidir.  Aynı zamanda yaraların iyileşmesi için doktorun önerdiği şekilde pansumanları ihmal etmemek gerekir.

Kıl dönmesinin nedenleri ve tedavisi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

sağlık blogu
Kıl dönmesinin genellikle 30’lu yaşlardaki genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda görülmesi nedeniyle, bu sorunun fazla ve sert kıllardan kaynaklanabileceği görüşü ağır basıyor. Oysa kuyruk sokumunun yapısından fazla kiloya kadar pek çok etkenin rahatsızlığa zemin hazırlayabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Ancak günümüzde minimal invaziv yöntemler sayesinde kişi, daha kısa sürede bu rahatsızlıktan kurtulabiliyor ve günlük hayata hızlıca dönebiliyor” diyor.

Küçük bir sorun gibi görünmesine rağmen, kişinin yaşam kalitesini düşüren kıl dönmesi, kuyruk sokumunda Ağrılara, akıntı, şişlik, koku, kanama, iltihaplanma ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açıyor. Kimilerinde uzun süre hiçbir belirti vermezken, çoğunlukla kuyruk sokumunda apse gelişimiyle kendini ele veriyor. Genellikle gençlerde ve erkek popülasyonda görülen kıl dönmesi sanıldığı gibi, sadece vücut kılları fazla ve sert olanlarda görülen bir sağlık sorunu değil.

Aynı sorunun bölgede tüy yoğunluğu olmayan genç kızlarda da görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Aşırı terleme, kuyruk sokumu oluğunun dar ve derin olması, bölgede biriken tüylerin uzun süre kalması gibi nedenler de kıl dönmesine yol açabiliyor” diyor. Ayrıca, uzun süre oturarak çalışmak, şişmanlık ve bölge hijyeninin kötü olması da rahatsızlığa zemin hazırlıyor.

Köstebek yuvası gibi yayılıyor!

Kıl dönmesi tedavi edilmediğinde sorun daha da büyüyor. Uzun dönem devam eden ve tedavi edilmeyen vakalarda, kist boşluğunun iltihaplanması sonucunda cilt altında kronik enfeksiyon meydana gelebiliyor. Enfeksiyonun şiddetli olduğu dönemlerde ateş ve iltihabi akıntı birbirine eşlik ediyor. Dr. Hakan Yardımcı, rahatsızlığın farklı noktalara yayılabileceğine de işaret ediyor:

“Rahatsızlık, orta hattın yukarı aşağısına veya sağına soluna doğru fistüller oluşturarak, yeni sinüs ağızları oluşturabilir ve cilt altında köstebek yuvası gibi geniş alanlara yayılabilir.” Kıl dönmesinde, uzun süre (15-35 yıl) tedavi olmayan kişilerde çok nadir olarak epidermoid (deride) kanser gelişimi de var ancak bu durum, kronik enfeksiyon, kronik irritasyon sonucunda gelişiyor.

En kötü yanı nüks etmesi

Kıl dönmesinde oluşan kist cerrahi olarak çıkartılsa bile nüks etme ihtimali var. Ancak tekrar etmemesi için alınabilecek bazı önlemler de bulunuyor. Ameliyat öncesi iyi bir hazırlık yapılması, enfeksiyonun giderilmesi, hijyenik bakımın iyi olması, uygun ameliyat modeli ve ameliyatın titizlikle yapılması olası tekrarların önüne geçiyor. Ameliyat sonrası erken dönemde yaranın korunması ve doktorun önerilerine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Hakan Yardımcı, “İlerleyen zamanlarda ise, ameliyat bölgesinin tüylerden temizlenmesi ve bölge hijyeninin sağlanması çok önemli.

Kuyruk sokumunda ameliyat sonrasında tüylerin temizlenmesi, tek başına bile nüksleri engelleyebilir.” diyor. Tüylerin temizlenmesinde lazer epilasyon yöntemini öneren Dr. Hakan Yardımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ameliyat sonrası erken dönemde cilt hassas olabileceğinden ilk aylarda önermiyoruz. Yerine jilet ile dikkatlice temizlemek daha uygun. Ayrıca lazer epilasyon, özellikle kuyruk sokumunda çok yoğun ve sert tüyleri olan kişiler veya ailesel olarak hastalığa yatkın olan kişiler için önleyici olması açısından faydalı.”

En etkin tedavi, cerrahi

Kıl dönmesinin etkin tedavisi, cerrahi yolla yapılıyor. Hastalığın cerrahi tedavisinde yıllar boyu kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte, günümüzde minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığından bahseden Dr. Hakan Yardımcı, bu yöntemlerden biri olarak son yıllarda öne çıkan diode lazeri örnek veriyor: “İnsanlar artık kıl dönmesinin cerrahi tedavisinde; ameliyatın kısa sürmesini, ameliyat sonrasında günlük aktivitelere ve işe erken dönebilmeyi istiyor.

Bunları mümkün kılan diode lazer yönteminde işlemin genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor olması, geniş yara olmaması ve dikişe gerek duyulmaması yeni yöntemin diğer avantajları... Kişi ameliyat sonrası daha az ağrı hissediyor ve kolayca poposunun üzerine oturup banyo yapabiliyor.”

Fistül lazerle kapatılıyor

Bir lazer teknolojisi olan diode lazer yönteminden, kıl dönmesinin yol açtığı fistülün (tünel) kapatılmasında faydalanılıyor. Diode lazer, verdiği enerji sayesinde dokunun kendi üzerine çökerek fistülün kapanmasını sağlıyor.

Ameliyat öncesinde bir kür oral antibiyotik tedavisi başlanarak, kist boşluğunun küçültülmesi amaçlanıyor. Ameliyat sırasında, diode lazer işlemine geçilmeden önce, küçük ve ince uçlu bir küret kullanılarak, kist boşluğu iyice temizleniyor. Ardından kıl dönmesinin olduğu sinüs ağzından girilerek lazer uygulanıyor. Yöntem sayesinde tüm boşluk kapatılıyor ve işlemin bu kısmı 10-15 dakika sürüyor.

Ayak burkulmasına iyi gelecek yöntemler

sağlık blogu
Hemen hemen her gün, özellikle topuklu veya rahatsız ayakkabılar giydiğimizde  ya da düzensiz, engebeli yollarda  burkulma tehlikesi yaşarız. Bazı burkulmalar şiddetli yaşanırken bazılarında ise rahatsız edecek hafif ağrılar veya sızlamalar hissedebiliriz. Bu durumda ağrıyı hafifletecek bir kaç yöntem kısa süre içinde ayaklanabilmenize yardımcı olacaktır.

 
 
Öncelikle burkulmanın boyutu önemlidir eğer ;

-Şiddetli ağrı
-Şişme
-Kızarıklık (birkaç gün sonra morarma)
-Dokununca hassasiyet
-Ağırlık verirken ağrı ve üzerine basamama

Bu belirtilerden herhangi biri varsa, mutlaka doktora başvurun.

Eğer sadece yumuşak doku ödemi veya az ağrılı bir durumsa, bu yöntemler ayak burkulma sorununuza iyi gelebilir.

Buz yöntemi

Buz, burkulmada kullanılan en basit ve en etkili çözümlerden biridir. Buz torbası ya da dondurulmuş sebze torbası etkilenen bölgeye doğru bir beze sarılarak 10 dakika boyunca uygulanabilir.3 gün boyunca her gün sık sık uygulanabilir. Buz, soğuk kan damarlarını daraltır ve böylece ağrı, şişlik ve kanamanın azalmasına yardımcı olur. Damar hastalıkları ve diyabet kişiler buz uygulaması yapmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Sıkıştırma yöntemi

Sıkıştırma ile şişlikler engellenebilir. Elastik bandajlar ile çok fazla sıkıştırmadan  burkulan bölge sarılır. Çok sıkı bandajlar kan akışını kısıtlar ve alanın şişmesine neden olabilir. Yatmadan önce bandaj çıkarılmalıdır.

Yüksekte tutmak

Yaralı bölge yüksekte tutularak olası şişlikler azaltılabilir. Ayak bileğindeki yaralanmalar için ayağın altına bir yastık konabilir. Yüksekte tutulduğunda bölgede kan birikimi az olacağı için burkulan yer daha az şişer.

Soğan yöntemi

1 adet kuru soğanı parçalayarak, 2 bardak zeytinyağının içine koyun. Soğanı yumuşayana kadar pişirin. Temiz bir bezin üzerine koyduğunuz karışımı burkulan yere sarın.Soğan uygulaması iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur.

Maydanoz yöntemi

Maydanoz ezilerek lapa haline getirilir. Buzdolabında bir süre bekletilir. Ardından soğuk kompres olarak burkulan alana uygulanır. Ağrının yanı sıra olası iltihabın azalmasına da yardımcı olur.

Sabun yöntemi

Kullanılmamış yarım kalıp sabunu 1 bardak alkolle karıştırın. Merhem kıvamına geldiğinde bir beze koyarak, burkulan ayağınıza sarın.

Zeytinyağı yöntemi

Unu ve zeytinyağını yoğurarak lapa kıvamına getiriyorsunuz ve burkulan bölgeye hazırladığınız lapa ile yavaş yavaş masaj yapıyorsunuzBu yöntem ağrılarınızın kısa sürede geçmesine yardımcı olur.

Zeytin yöntemi

Zeytin ile de ayak burkulmasına bitkisel tedavi uygulayabilirsiniz. Zeytin, tuz, soğan ve sarımsağı ezin, burkulan alana sarın. Kokudan rahatsız olma ihtimalinizden dolayı bu işlemi gece yatarken yapmanız daha iyi olacaktır.

Kuru meyvelerin faydaları

6 Haziran 2017 Salı

kuru meyvelerin faydaları
Bizi şeker rahatsızlığından, insülin direncinden, kabızlıktan, gripten ve böbrek rahatsızlıklarından koruyan kuru meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor. İşte yararları:

Kuru kayısı: A vitamini ve potasyum bakımından zengindir.

Kuru erik: Bol miktarda B vitamini, A vitamini ve E vitamini içerir. Bağırsakları çalıştırır, içerdiği zengin potasyum ve magnezyum sayesinde metabolizmayı hızlandırma özelliğine sahiptir.

Kuru elma: Nefes darlığı, astım ve kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. İçerdiği zengin lif sayesinde bağırsakları temizler.

Kuru üzüm: Demir açısından zengindir. Kan şekerini iyi dengeler, yaşlanmaya karşı korur.

Burun Ameliyatı Hakkında En Çok Merak Edilenler!

5 Mayıs 2017 Cuma

burun estetigi
Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.

Okan Üniversitesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü burun estetiği hakkında sık sorulan soruları cevapladı!

Burun yüz estetiğinin önemli bir bileşenidir. Estetik burun ameliyatı ya da rinoplasti, burnun, yüz yapısıyla uyumlu olarak yeniden şekillendirilmesidir. Burnun boyutları üç boyutlu olarak (uzunluk/kısalık, genişlik/darlık, yükseklik/düşüklük) değiştirilerek asimetri ve eğrilikler giderilebilir, kemer ya da girintiler düzeltilebilir, burun ucu ve delikleri şekillendirilebilir. Hastanın istekleri de göz önüne alınarak yüz hatları ile uyumlu, dengeli ve işlevsel sonuçlar elde edilir.

Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.
Burun estetiği sonrası ile yüze düşen ışığın değişimi/yayılımı ile yüzün kendi doğal güzelliği ön plana çıkmakta, bu durum tüm estetik ameliyatlar sonrasında olduğu gibi kişinin iç dünyasına ve dünyaya bakışına da yansımaktadır.

Kimlere yapılmalı?

Burun şekli kalıtsaldır, ancak geçirilmiş kaza ya da ameliyat/lar sonrası değişikliğe uğrayabilir. Bazı özel durumlar (dudak/damak yarığı vb) dışında 17 yaş beklenmelidir. Kişi ameliyata başkalarının etkisi altında kalmadan kendisi karar vermelidir. Gerçekçi olmayan beklentilerin yerine getirilemeyeceği unutulmamalıdır.

Ameliyat öncesinde yapmam gerekenler?

Görüşme sırasında, burnunuzla ilgili düşüncelerinizi, yapılmasını istediğiniz değişiklikleri ve varsa benzemek istediğiniz kişi ile ilgili resimleri doktorunuzla paylaşınız. Olası düzeltme ve değişiklikler konusunda doktorunuz sizi ayrıntılı olarak bilgilendirecektir. Size bilgisayar üzerinde gösterilen ameliyat sonrası görüntülerinizin yalnızca bilgilendirme amaçlı canlandırmalar olduğunu unutmamalısınız. Ameliyat sonrası değişiklikler, özellikle erken dönemde, birebir örtüşmeyebilir.

Solunum ile ilgili yakınmanız olup olmadığını, geçirmiş olduğunuz tedavi ve girişimleri, kullanmakta olduğunuz ilaç ve bitkisel ürünleri belirtiniz. Aspirin ve benzeri ilaçlar ile bitkisel ürünler, ameliyat sonrası kanamayı artırıcı etkileri nedeniyle en az 2 hafta öncesinden kesilmelidir. Sigaradan da ameliyat sırası ve sonrasındaki olumsuz etkileri nedeniyle kaçınmalısınız.

Ameliyatım nasıl yapılacak?

Ameliyatınız hastanede, genel anestezi altında estetik/plastik cerrahi uzmanı tarafından yapılacaktır. Öncesinde anestezi uzman hekimi tarafından muayene edilecek ve gerekli kan testleriniz yapılacaktır. Ameliyatınız ortalama 1-2 saat sürecektir. Burun deformitenizin durumuna göre açık ya da kapalı teknik kullanılabilir burun ucunuza yönelik bir girişim planlanıyorsa açık teknik tercih edilir. Açık ameliyat sonrası burun direkçiğinde ince birkaç dikiş bulunacaktır.

Ameliyat sonrası uymam gerekenler?

Ameliyat sonrası burnun yeni şekli silikon tabaka ve bantlar ile iki hafta süreyle korunur. İlk geceyi hastanede geçireceksiniz ve yüzünüze soğuk (buz) uygulaması yapılacaktır. Tampon kullanıldıysa 2 gün sonra alınır. 
Günümüzde bu amaçla delikli silikon stentler kullanıldığından nefes almayı sürdürürsünüz, ve çıkarma işlemi sanıldığının tersine ağrısızdır. Burun ateli 1 hafta sonra alınarak, ince bantlar uygulanır. Açık teknik ile ameliyat olanların burun direkçiğindeki dikişleri de bu sırada alınır. 1 ay süresince zorlayıcı hareketler ve ağır egzersizlerden kaçınmalısınız.

Ameliyat sonucunu ne zaman görebilirim?

Atel alındıktan sonra burnun yeni görüntüsü kabaca ortadadır, ancak şişliklerin çözülmesi zaman alır. Son şeklini alması 6 ay-1 yılı bulabilmektedir. Bu süre içinde travmadan korunma önem taşır.

İstenmeyen durumlar (komplikasyonlar) nelerdir?

Her ameliyat için sözkonusu olabilecek istenmeyen durumların yanı sıra solunum bozukluğu ya da küçük şekil bozukluklarına bağlı olarak ikincil girişimler nadir de olsa gerekebilir.

Yüz Estetiği İle Zamanın Yıkıcı Etkisi Sizi Teğet Geçsin

28 Nisan 2017 Cuma

yaşlı kadın
Geçip giden yıllar ile birlikte stres, yer çekimi, sigara kullanımı ve güneş ışınları gibi bir takım iç ve dış etkenler nedeniyle, cilt eski görünümünü kaybeder. Özellikle orta yaş sınırına gelinmesiyle birlikte, yaşlanma belirtilerinin en çok görüldüğü vücut bölgesi olan yüzde; izler, kırışıklıklar ve sarkmalar meydana gelir, yüzdeki kemikler ve yağ dokusu zayıflar, deri kırışır ve cilt yaşlı görünmeye başlar. Yaşlanma belirtileri olarak da tarif edilebilecek bu değişimler, kişiyi psikolojik olarak olumsuz yönde etkiler.

Cilde yeni bir görünüm kazandırmak üzere yapılan estetik operasyonların genel ismi olan yüz estetiği ile, yaşlanmaya bağlı bozulmaların azaltılması ve daha genç görünümlü bir cilt elde edilmesi amaçlanmaktadır. Zamanın yıkıcı etkisine yenik düşen cilt; yüz estetiği ile genç ve güzel bir görünüm kazanabilir. Kazandıkları yeni görünüm ile kişiler; bedenen yenilendikleri gibi psikolojik olarak da kendilerini çok daha iyi hissetmektedirler.

Yılların yüzde oluşturduğu etkileri silmek amacıyla kişilerin sıklıkla başvurduğu yüz estetiği ameliyatları, günümüzün yeni ameliyat teknikleri ve yardımcı tedavi seçenekleri ile birlikte çok doğal sonuçlar vermektedir. Alın germe ve kaş kaldırma estetiği, dudak estetiği, göz kapağı estetiği, kulak estetiği, yüz gençleştirme ve germe estetiği, gıdı estetiği, badem göz estetiği, çene ve elmacık kemiği estetiği gibi operasyonlar ile yaşlılık belirtileri giderilmektedir.

Eğer siz de yüzünüze dair estetik kaygılar taşıyorsanız bir estetik cerraha danışarak konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
https://www.estecenter.com/medikal-estetik

Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

Genç Yaşlarda Beyin Kanaması Riskine Dikkat!

4 Mayıs 2016 Çarşamba

beyin kanaması
Beyin kanamaları sadece yaşlılarda değil gençler arasında da sıklıkla yaşanabiliyor. Daha çok doğuştan gelen damar anomalileri ve aktif geçirilen gençlik döneminde meydana gelen travmalara bağlı olarak yaşanan beyin kanamalarında erken teşhis hayati önem taşıyor. Gençlik döneminde yaşanan şiddetli baş ağrıları ve aşırı dalgınlık belirtilerinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Şişli / Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, gençlerde yaşanan beyin kanamaları hakkında bilgi verdi.

Gençler travma bakımından daha riskli gurupta

Beyin kanamaları, kafatası ve beyin zarının arasında ya da beyin zarının altında meydana gelmektedir. Kafatası ve beyin zarı arasında meydana gelen kanamalar daha çok travmalar, darp, yüksekten düşme veya trafik kazaları sonucu oluşan kırıklarla meydana gelmektedir. Kafatasında oluşan büyük, açık ya da çizgi şeklinde bir kırık, damarı yırtarak zarın üzerinde kan toplanmasına neden olmaktadır. Bu tür kanamalar, kişide giderek artan bir uyandırılma zorluğuna yol açmaktadır. Gerekli müdahale yapılmazsa kanama ölümle sonuçlanacak büyüklüğe ulaşabilmektedir. Diğer yaş guruplarına göre daha aktif bir yaşam süren, gezmeyi seven, kalabalık konserlere giden ya da ağır sporlarla uğraşan gençlerin travmaya maruz kalma riski daha fazladır.

Hastalığınız doğuştan gelebilir

Beyin zarının altındaki kanamalar ise çok çeşitli olabilmektedir. Bu kanamalar yine travmalardan kaynaklanabileceği gibi beyin içindeki bir damarın yırtılmasıyla da meydana gelebilmektedir. Özellikle gençlerde beyin dokusu içindeki kanamalar doğuştan gelen damar yumağı hastalığında görülmektedir. 15-40 yaş arasında damar yumağına bağlı kanama görülme sıklığı diğer yaş gruplarına göre daha fazladır.

Dalgınlığınız beyin kanaması belirtisi olabilir

Beyin kanamaları epileptik nöbetlerle ve tekrarlayıcı baş ağrılarıyla belirti verebilmektedir. Bununla birlikte sık sık geçirilen dalgınlıklar da geçirilen nöbet anlamına gelebilmektedir. Ayrıca;

  •     Kol ve bacaklarda istemsiz hareketler.
  •     Bilinç kaybıyla birlikte düşme, yığılma veya kasılma.
  •     İdrar kaçırma.
  •     Ağızdan köpük gelmesi
  •     Kulaktan gelen su şırıltısı, çınlama ya da çalışan saat sesi gelmesi.
  •     Sabah uyandığında bile görülen baş ağrısına bulantı, kusma atakları, bilinç kayıpları ve vücudun bir tarafında uyuşma yaşandığında beyin kanamasından şüphelenmek gerekmektedir.

Bu belirtiler devamlılık gösteriyorsa üzerinde durulması ve kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

Kafa basıncını arttıran danslardan kaçının

Genç yetişkinlerde yüksek tansiyon beyin kanaması açısından risk oluşturmaktadır. Baloncuk olarak bilinen anevrizma ya da damar yumağı bulunan hastalarda sigara ve madde bağımlılığı beyin kanaması riskini arttırmaktadır. Güneş altında çok kalma, aşırı yorgunluk, kafa basıncını arttırıcı danslar ve rock konserlerinde kafa sallama gibi aktiviteler var olan bir damar yumağının ya da anevrizmanın kanamasına neden olabilmektedir. Bu faktörler anevrizma veya damar yumaklarının oluşmasına neden olmamakla birlikte, var olan rahatsızlığın kanamasına yol açabilmektedir.

Tedavide cerrahi ön plana çıkıyor

Beyin kanamasına yol açan rahatsızların tedavisinde cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır. Cerrahinin riskli olabildiği durumlarda Cyber Knife, Gamma Knife ve True Beam gibi cihazlarla kanamaya neden olan rahatsızlığa müdahale edilebilmektedir. Ayrıca, kasıktan damara girilerek kanamaya neden olan anevrizma ya da damar yumağının içine, kan akışını durduracak dolgu maddelerinin yerleştirildiği, endavasküler yöntemler de mevcuttur. Bazı durumlarda üç yöntemin kombinasyonu uygulanmaktadır. Her vakanın özelinde, radyolojik bulguların da yardımıyla hastanın hangi tedaviye daha iyi cevap vereceği belirlenmektedir. Hastaların sosyal hayata kısa sürede dönmesini sağlayan cerrahi yöntemler nöronavigasyon gibi ileri teknolojiler sayesinde daha güvenli yapılmaktadır.

Beyin sağlığınızı korumak elinizde

Beyin kanaması açısından riske yol açan faktörleri en aza indirmek mümkündür. Bu noktada kişinin hem bireysel hem de sosyal çevreye ilişkin alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır;

  •     Günlük aktivitelerinizi iyi düzenleyin. İş saatinde iş yapmaya, uyku saatinde uyumaya özen gösterin. Biyoritminizi bozmayın.
  •     Sağlıklı ve dengeli beslenin. Kolalı içecekler ile organik olmayan, işlenmiş gıdalar tüketmeyin.
  •     Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazlardan mümkün olduğunca uzak durup, çevrenizde oluşan elektromanyetik alanı azaltın.
  •     Kazalara karşı önleminizi alın, kafa travmalarından korunmaya çalışın.
  •     Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmayın.

Bel fıtığı nedir? Bel fıtığının belirtileri nelerdir?

29 Ekim 2015 Perşembe

bel
Bel ağrısının hekime başvuru sebepleri arasında ikinci sırada olduğunu, dolayısıyla ciddi bir toplum sağlığı konusu olduğunu vurgulayan DOÇ. DR. MEHMET AYDOĞAN, bel ağrısının sebepleri arasında çok büyük bir yer tutan bel fıtığının altını çiziyor. Bel fıtığı tabi şekille göstermek gerekirse disklerin, kemik disk, kemik disk, kemik diye omurgada dizildiğini anlatan Aydoğan, her iki omurun arasında bulunduğunu belirtiyor.

Tüm omur boyunca diskler bulunuyor fakat en hareketli bölüm bel bölümü olması dolayısıyla beldeki elastikiyetimizi sağlayan yapılar esasen disklerdir. Şok absorbsiyonu dediğimiz bir yerden zıpladığımızda oluşan enerjiyi absorbe ediyor, kemiklerimizin kırılmasını engelliyor aslında bizim için günlük hayatımızda çok yardımcı yapılar bu diskler. Her kemiğin arasında bir tane var demiştik. Sağlıklı olduğu dönemde bu kadar işimize yarayan bir yapı olmasına rağmen disklerimiz arkaya doğru fıtıklaştığında kapsülünü yırtıp arkaya doğru belimizin ve bacağımızdan ağrı hissettiğimiz ve bacağımıza giden sinirlere baskıyı yaparak şiddetli bel ve bacak ağrılarına sebep oluyor ne yazık ki.

Bel fıtığı olduğunda, tabi ki sinir baskısı olduğundan majör belirtilerini veriyor ve siniri baskıdan kurtarmak üzere vücut eğri şekil alıyor. Hastalar bize bir tarafı eğilmiş şekilde geliyor. Fıtık çıkan siniri baskıdan kurtarmak üzere refleks bir mekanizma, sanki skolyoz varmış gibi eğri duruyorlar. Hareketleri çok sınırlanıyor. Çünkü hareket etikçe bel fıtığı siniri üzerindeki baskıyı biraz daha artırıyor.

İki şekilde görülebiliyor:

Genellikle en sık görülen, bel ve bacak ağrısının birlikte olması. Diğeri ise, belde ağrı olmadan sadece bacakta ağrı olması.

Sadece bacakta ağrı ile bel fıtığı oluyor mu dediğimizde nadiren oluyor. Sadece bacağa giden sinire bası yaptığında bacakta hissettiğimiz ağrı. Tabi ki sinirlerimiz bir elektrik kablosu gibi çalışıyor. Hani düğmeye bastığınızda lamba yanıyor, düğmeye bastığınızda lamba sönüyor. Tam böyle açıklanıyor kısacası. Elektrik kablosunun merkezinde bir problem olduğunda bütün ağrıyı bacağımızda hissedebiliriz.

Bel fıtığı tedavi edildikten sonra tekrar eder mi?

Fıtığın oluş mekanizmasında, zaten kapsülünü yıkıp, yırtıp dışarıya çıkması vardı. Biz ameliyatta hangi yöntemle yapmış olursak olalım, ister mikroskobik ister endoskopik yaptığımızda fıtığın kendisini alıp çıkıyoruz ve fıtıklaşma ihtimali olan disk parçalarını alıyoruz. Fakat o yırttığı tamir etmiyoruz. Ameliyat sonrası dönemlerde tekrarlamaların yüksekliğinin sebebi o yırtığı tamir edemememiz. O yırtığın doğal süreçte iyileşmesini bekliyoruz ki bu da yaklaşık 2 ile 3 haftalık bir süre alıyor. Bu 2-3 haftalık sürede ben hastalarımdan anormal hareketler yapmamalarını istiyorum.

Bu en kritik tekli fıtığın, en kritik süreci burası…

İki üç haftalık süreçte; öne eğilmemek, yana eğilmemek, burulmamak, omurgalarını böyle burmamaları benim için en önemli nokta. Bunları yapmadıkları takdirde zaten tekrar olasılığı hemen hemen hiç olmuyor. Ameliyattan sonra iki, üç haftalık dönemi başarıyla geçirdikten sonra hastalarımızı ciddi bir egzersiz programına alıyoruz ki bizim için zaten hasarlı bir bel, ameliyatlı bir bel artık onların o belin omurgaların ve disklerin etrafında kuvvetli kaslar olmalı ki hayat boyu sorun yaşamadan geçirilsin. Öğretilen yasak hareketlere dikkat etmek ve yüzme, mekik, ters mekik gibi egzersizlerle bel etrafındaki kasları kuvvetli tutmak hastalarımızı uzun bir süre sağlıklı bir mutlu yaşamaları için imkan verecektir.

Bel fıtığında en başarılı yöntem nedir?

Bel fıtığının tedavi alternatifleri, başta da belirttiğimiz gibi öncelikle konservatif tedavi yani ilaç tedavisi, fizik tedavisi gibi tedavi şekilleridir. Bunlarla ağrıya hakim olamıyorsak geçmiyorsa o zaman ameliyattan önce yapabileceğimiz birkaç şey daha var. Bunlardan en önemlisi de bele yapılan enjeksiyonlar. Bir iğne yardımıyla böyle skopi cihazıyla, röntgen cihazında tam fıtığın olduğu yere yaklaşarak iğne yardımıyla girip oraya yapılan kortizon enjeksiyonlarını ve lokal enjeksiyonlarını içeriyor. Doç. Dr. Mehmet Aydoğan, hastaların birçoğunun bundan da fayda gördüğünü belirtiyor. Eğer bundan da fayda görmediyse ağrı nedeniyle cerrahi tedavi gündeme geliyor. Cerrahi tedavi opsiyonları olarak günümüzde gelişen teknoloji ile birçok cerrahi tedavi opsiyonları var fakat, en sık yapılan tedavi opsiyonları deneysel olmayan etkinliği kanıtlanmış tedavi opsiyonları. İki tanesinden bahsedeceğim. Bir tanesi mikroskobik diskektomi ki henüz altın standart, bel fıtığının tedavisinde. Mikroskop eşliğinde 1-1.5 cm yerden açılarak sinirin önünde bir kemik var onu alıp, sinir kökünü nazikçe kenara çekip almak. Kısaca özetleyebileceğim tedavi oldukça başarı oranları yüksek %98, %99 başarı oranları bulunan ameliyat mikroskobik diskektomi. 1960’lı yıllardan beri, başarıyla uygulanan ameliyat yöntemidir. Yeni teknolojinin bize kazandırdığı yeni avantajlarla endoskopik diskektomi sıkça duyar olduk. Endoskopik diskektomi de genel anestezi vermeden biraz daha dışarıdan 8 mm insizisyonla girilip borunun içerisinden diz anterior gibi, kalça anterior gibi küçük bir borunun içerisinden kamera yardımıyla görerek yaptığımız ameliyatlardır. Bunlarla da faydalı olabiliyoruz fakat bunların gereklilikleri biraz daha sınırlı. Her hastaya uygulanmayabilir. İleride mümkün olacak fakat şuan genellikle daha kenara doğru olan bel fıtıklarını bu yöntemle alabiliyoruz. İşlemi sonlandırmak açısından, hasta lokal anestezide olduğu için ağrısının geçtiğini ve böylelikle işlemin başarılı geçtiğini söylüyor. Bu tedavi yöntemleri bu saydığım iki tedavi yöntemi birincisi mikroskobik distektomi ikincisi Endoskopik diskektomi şu anda bel fıtığının cerrahi tedavisinde kullanılan etkinliği yüksek en sık kullanılan tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Gözlerinizi Ovuştururken Bir Kez Daha Düşünün

23 Ağustos 2015 Pazar

göz ovuşturmak
Gözlerimiz en hassas organlarımızdır. Kimi zaman kaşıntı, yanma gibi sorunlar olabilir. Alerjik hastalıklar da sıklıkla gözleri etkileyerek kızarıklık, sulanma, yanma ve kaşıntı gibi belirtiler gösterebilir. Bu gibi durumlarda gözlere uzun süre ve bastırarak yapılan ovalama ve kaşımaların korneada şekil bozukluğuna sebep olabileceğini belirten Liv Hospital Ankara Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sibel Şalvarlı alerjisi olanları gözlerini ovalamama ve kaşımamaları konusunda uyardı. Keratokonus hastalığının erken teşhisine dikkati çeken Şalvarlı, hastalığın tedavi edilmemesi durumunda kornea nakli ile sonuçlanabileceğini vurguladı.

Keratokonus nedir?

Gözün sürekli ovalanması, kaşınması sonucu korneadaki kollagen lifler zayıflar, gevşer, uzar bu durum korneada incelme, şekil bozukluğu ve görme merkezinde aşağı kaymaya neden olur. Buna keratokonus denir. Bu durum ilerleyicidir. Hastanın gözlük dereceleri sürekli değişir, numaraları artar, astigmat oluşur, hastalar sık sık gözlük değiştirse de yeni gözlüklerle de net göremezler.

Belirtileri nelerdir?

  • Gözlük numaralarının hızla ilerlemesi
  • Ağırlıklı olarak astigmat artışı
  • Net görememe ve bulanıklık
  • Gözlük numarası sık değiştiği halde net görememe
  • Hayalet imajlar ve açıklanamayan ışık hassasiyeti

Erken teşhis için ileri teknoloji gerekir

Keratokonusta hastalık ilerleyici olduğundan erken teşhis çok önemlidir. Hastalığın teşhisinde topografi denilen kornea haritalarının çekilmesi gerekir. Hastalığın ilk belirtileri korneanın arka yüzünde ortaya çıkar. Sadece korneanın ön yüzünü gösteren haritalarla erken bulgular gözden kaçabilir. Erken teşhis için korneanın ön ve arka yüzünü değerlendirme imkanı sağlayan ileri teknoloji, topografi cihazları gerekir.

İleri safhada kornea nakli gerekebilir

Kornea, saat camı gibi gözün ön yüzünü örten ve fotoğraf makinesinin objektifine benzer rol oynayan en önemli tabaka olduğundan net görüşte kritik rol oynar. Keratokonus korneayı etkilediğinden hastada ilerleyici astigmata yol açar. Erken evrede yakalanırsa korneal kollagen çapraz bağlama veya crosslinking (CCL) adı verilen ameliyatla hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Bu hastalığı durdurucu etkiye sahip tek tedavi yöntemidir. Ancak teşhiste geç kalınırsa kornea çok inceldiğinde ve hastalık ilerlediğinde kornea nakli gerekebilir.

Sıcak ve Nemli Havada Sağlıklı Kalmanın Yolları

doktor
Sıcak ve nemli hava, gün içinde nefes almayı zorlaştırmakla kalmayıp, pek çok hastalığa zemin hazırlıyor. Bu dönemde halsizlik, aşırı yorgunluk, güneş çarpması ve baş ağrısından korunmak için bir dizi önlem alınması gerekiyor. Memorial Hizmet Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Yavuz Öztürker, sıcak havalarda sağlıklı kalmak için önerilerde bulundu.

Sıcak çarpmasının belirtilerine dikkat!

Güneş çarpması, aşırı sıcak havada vücut ısısını ayarlayan terleme mekanizmasının bozulmasına bağlı olarak, ısının düşürülememesi sonucu ortaya çıkar. Acil olarak tedavi edilmediği takdirde, vücutta kalıcı hasarlara veya hayati kayıplara neden olabilir. Kişinin ateşi 39,4 derecenin üzerinde, derisi kuru, kırmızı ve sıcaktır. Bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, göz çukurlarının belirginleşmesi ve görme netliğinin bozulması ile komaya kadar gidebilen şuur bulanıklığı veya kaybı vardır, terleme görülmez. Kişi hemen serin ve hava akımı olan bir yere alınmalı, sıkı giysileri gevşetilmeli, soğuk su veya vantilatör, klima gibi cihazlarla soğutulmaya çalışılmalıdır. Kesinlikle içmesi için sıvı verilmemeli ve en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.

Fazla kilolarınız ve kronik bir hastalığınız varsa…

Diyabet hastaları, kalp damar ve böbrek hastalığı olanlar, sürekli ilaç kullananalar, hamileler 65 yaş ve üzerindeki kişiler ile açık alanda çalışanlar sıcak havada çok daha dikkatli olmalıdır. Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı artmakta ve metabolizma bu yeni duruma alışmakta güçlük çekmektedir. Şişmanlık, bir hastalığa bağlı yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı, kalp hastalığı, ruh ve sinir hastalığı, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile bazı ilaçların kullanımı da sıcak havalarda terlemeyi etkileyen diğer faktörlerdendir. Bu gibi durumlarda yükselen vücut ısısı, beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabilir.

Yetersiz sıvı alımı sıcak kramplarına neden olabilir

Aşırı aktivite sonucunda terlemeye bağlı olarak vücutta hızla bir su ve tuz kaybı meydana gelir. Düşük tuz seviyeleri kaslarda sıcak kramplarına neden olabilir. Sıcak krampları aynı zamanda sıcak bitkinliğinin belirtilerinden birisidir. Genellikle karın, bacak ve kol kaslarının fiziksel aktivite sırasında ağrılı spazmlarıyla meydana gelir. Sıcak krampları için tıbbi tedaviye gerek yoktur, kişinin yaptığı aktivite durdurulmalı sakin ve serin bir yerde oturtulmalıdır, meyve suyu veya mineralli içecekler içirilmelidir. Kramp meydana geldikten sonra en az bir kaç saat fiziksel aktivitede bulunulmamalı, bir saat içerisinde geçmezse en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Güneş yanığını kulaktan dolma bilgilerle geçirmeye çalışmayın

Uzun süreli güneş ışığına maruz kalmakla güneş yanıkları meydana gelebilir. Deri kızarık, ağrılı ve aşırı derecede sıcaktır. Eğer etkilenen kişide ateş, su toplaması ve şiddetli ağrı varsa veya 1 yaşından küçükse en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Güneş yanığından korunmak için aşırı güneş ışığına maruz kalmaktan kaçınılmalı, güneş yanığı olan yerler soğuk su ile silinmeli, etkilenmiş bölgelere doktor tavsiyesi ile alınan nemlendirici losyon sürülmelidir. Yağ, salça, yoğurt ve diş macunu gibi maddeler kesinlikle sürülmemeli, bölgede su toplanması olduysa patlatılmamalıdır.

Yetişkinlerde de isilik görülebiliyor

Sıcak ve nemli havalarda aşırı terlemeye bağlı olarak deri tahrişi olabilir. İsilik başta bebekler olmak üzere her yaşta görülür. Kızarık bölgeler kuru tutulmalı, daha serin ve daha az nemli ortamlarda bulunmaya özen gösterilmelidir.

Sıcak ve nemli havaya karşı alınması gereken önlemler

· 10.00-16.00 saatleri arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmamalıdır.
· Sokağa çıkarken açık renkli, hafif, bol kıyafetler giyilmelidir.
· Gün içinde sık sık duş alınabilir.
· Geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka takılmalı ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmalıdır.
· Güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde denize girilmemeli ve güneşten korunulmalıdır.
· Sokağa çıkarken cilt tipine uygun güneş koruyucular tercih edilmelidir.
· Egzersiz yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmelidir.
· Bol sıvı alımı ihmal edilmemelidir.
· Bebekler, çocuklar, engelli bireyler ve hayvanlar kapalı, park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır.

Dudak Revizyonu Mümkün!

29 Mart 2015 Pazar

dudak revizyonu
Her kadın, daha dolgun, gösterişli dudaklara sahip olmak ister. Bu sebeple, dünyada en çok gerçekleştirilen dolgu işlemlerinden biridir dudak uygulamaları. Ancak, sonuç her zaman istenildiği gibi olmaz. Üstelik, dudaklarınıza botoks gibi geçici değil, kalıcı bir dolgu yaptırmışsanız işiniz daha zordur. Ya da zordu, diyelim. Çünkü artık, 30 dakikalık ağrısız bir cerrahi işlem ile, dudaklardaki kalıcı dolgu deformasyonlarını gidermek mümkün. Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Türkyılmaz, “kaş yapayım derken, göz çıkartan” müdahaleleri nasıl düzelttiğini anlattı.

Dudak revizyonu nedir?

Dudak revizyonu, dudak düzeltme veya dudak küçültme de diyebileceğimiz, genellikle dolgularla yapılan işlemlerden sonra dudaklarda oluşan deformasyonları gidermeye yönelik yapılan cerrahi işlemlerdir. Çoğunlukla kalıcı dolgularla yapılmış dudak büyütme işlemlerinin komplikasyonlarını ki bunlar aşırı büyük ve sarkıklık yapan görüntü bozuklukları, yabancı cisim reaksiyonlarına bağlı olarak gelişen girinti çıkıntılı, yer yer kabarıklık yapan şekil bozuklukları, asimetriler gibi yüzün en önemli parçalarından biri olan dudaklarda probleme yol açmış kalıcı hasarları düzeltmek için uygulanır.

Ameliyat ya da dolgu sonrası mı gerçekleştirilir? Cerrahi bir işlem midir?

Lokal anestezi altında uygulanabilen bir işlemdir. İşlem yaklaşık 30 ila 45 dakika sürmektedir. Dudağın içte kalan kısmından girilerek şekil bozukluğuna sebebiyet veren bölgenin simetriyi sağlayacak şekilde düzgünce çıkarılması, dışarıdan görülebilecek herhangi bir yara izine sebebiyet vermemektedir. Daha sonrasında özel bir pansuman uygulanmakta ve dikişler 5 ila 7 gün içerisinde alınmaktadır.
Kimler yaptırabilir, yan etkileri var mıdır?

Deformasyonun büyüklüğüne bağlı olarak tam ve kalıcı sonucun elde edilmesi yaklaşık 2 ila 6 hafta arasındadır. Cerrahi işlemde önemli olan öncesinde  deformasyonu iyi analiz etmek ve anatomik strüktürlere uygun olarak -dudağın şekli, kırmızı ve beyaz birleşkesi kasların durumuna bağlı olarak- küçültme veya düzeltme işlemini gerçekleştirebilmektir.

Türkiye'de en çok yapılan işlemlerden biri olarak dudak büyütme sonrası düzeltme için size gelen çok hasta oluyor mu?

Bu işlemi yaptıran hastaların çoğunluğu eskiden 5 ila 10 sene öncesinde başta da belirttiğim gibi kalıcı maddelerle dudak büyütme işlemi yaptırmış olan hastalardır. Diğer bir grup ise aşırıya kaçmış veya yanlış yapılmış kalıcı olmayan dudak dolgusuna bağlı oluşan deformasyonlu hastalardır. Yaklaşık senede 25-30 hasta bu işlem için kliniğimize başvurmaktadır. Tekrar hatırlatmakta yarar var, aslında en önemlisi dudak büyütme işleminin doğru kişiler tarafından, güvenilirliği ispatlanmış maddelerle kararınca  yapılması bu tür problemlere yol açmayacaktır.

Op. Dr. Burak Türkyılmaz
Plastik, Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı

Gripli anne bebeği emzirmeli mi?

10 Ekim 2014 Cuma

bebek
Emziren anneler, grip olduklarında emzirmeye ara vererek bebeklerini hastalıktan koruduklarına inanıyorlar ancak uzmanlara göre bu davranışla bebeklerine zarar veriyorlar.

'Emzirme hurafeleri' pek çok şeyde karşımıza çıktığı gibi, grip mevsiminde de annelerin kapısını çalıyor. Bebeğini emziren bir anne grip veya soğuk algınlığı olduğunda hemen o çok yaygın yanlış inanışa kapılıyor ve 'sütümden bebeğime de geçerse' düşüncesiyle emzirmeye ara veriyor! Aslında o dönemde sütünün bebeği için bir şans olduğunu bilmiyor. İşte tam da mevsim geçişi nedeniyle hapşırığın, öksürüğün, burun akıntısının kısacası grip ve soğuk algınlığının kol gezdiği bugünlerde anneleri uyarın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Didem Çevik Gündoğan, anne sütünün hiçbir şekilde kesilmemesi gerektiğini belirtti. Grip olduğunda annenin emzirmeyi kesmesinin kesinlikle yanlış olduğunu belirten Gündoğan, bu düşüncenin bir hurafe olduğunu söyledi.

Emziren annelere, grip olduklarında kendi başlarına ilaç kullanmaktan kaçınmalarını öneren Dr. Gündoğan, “Doktora danıştıklarında 'hastalık ve anne sütü' açısından kar-zarar ilişkisine göre daha basit ilaçlarla tedavi olabiliyorlar. Anne sütünü hiçbir şekilde kesmiyoruz” diye konuştu.

Peki grip olduğunda annenin sütü bebeğine nasıl etki ediyor? Halk arasında yaygın inanışın aksine grip olan annenin sütünün bebeği için “tam bir koruyucu ilaç” olduğunu belirten Dr. Gündoğan, “Grip olduğunda annenin emzirmeyi kesmesi kesinlikle yanlış bir inanışın sonucu. Tam tersine anne sütünü hiçbir şekilde kesmemeli. Çünkü sütü ile bebeğe doğal bağışıklık sağlıyor, gribe karşı antikorlar içerdiğinden bebeğini koruyor. O dönemde hasta olmasını daha da engelliyor aslında. Bilinenin aksine anne sütü o dönemde bebeği için koruyucu ilaç vazifesi görüyor” ifadesini kullandı.

ANNE SÜTÜ MUCİZEVİ BİR BESİN!
Anne sütü öyle bir mucize ki bebeğin bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, zihinsel, beyinsel ve fiziksel gelişiminde son derece önemli rol oynuyor, kanserden kalbe, diyabetten obeziteye dek pek çok hastalığa karşı ileriki yaşlarda da koruyucu oluyor. Sonbahar ve kış aylarında çocuklarda sıkça karşılaşılan orta kulak iltihaplarına karşı da anne sütünün koruyucu olduğu yapılan çalışmalarla kanıtlanmış. Bebekleri ilk 6 ay boyunca mutlaka sadece anne sütü ile beslemek gerektiğini, mümkünse 2-3 yaşına kadar anne sütü verilmesinin faydalı olacağını belirten Dr. Gündoğan, olası bir grip durumunda annelerin emzirme kurallarına ise mutlaka dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

GRİP OLAN ANNELER NASIL EMZİRMELİ?
Emziren annenin her zaman ellerini iyice yıkaması gerekiyor ama hapşırık, öksürük, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, göz yanması, halsizlik, kırgınlık gibi durumlarda yani grip veya nezle kapısını çaldığında çok daha dikkat etmeli. Nefesini doğrudan bebeğe ulaşmasından kesinlikle kaçınmalı. Evi sık sık havalandırmalı çünkü mikroplar damlacık yoluyla kolayca bulaşıyor. Göğüs ucunun ve kıyafetinin temiz olmasına dikkat etmeli. Eve gelen ziyaretçilerin ardından da oda mutlaka havalandırılmalı. Maske kullanılabileceğini ancak maske kullanırken ayrıca dikkat edilmesi gereken önemli kurallar bulunduğunu belirten Dr. Gündoğan, "Maskeyi her 20 dakika yarım saatte bir değiştirmek gerekiyor. Maskeye dokunduktan sonra eller çok iyi yıkanmalı. Bir poşete konulmalı, açıkta bırakılmamalı" dedi.

DENGELİ VE DÜZENLİ BESLENMEK ÇOK ÖNEMLİ
Emziren annelerin hasta olmadan önce de beslenmesine her zaman çok dikkat etmesi, düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi, bol sıvı tüketmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Didem Çevik Gündoğan, "Bütün enfeksiyonlarda bol su içmek vücudun savaşması açısından önemli. Süt üretimini artırmada da başı çeken su; anne nezle, soğuk algınlığı veya grip olduğunda burun kanallarını açık tutuyor, enfeksiyonlara karşı direnç sağlıyor. Emziren anne hasta olmayı beklemeden, öncesinde de C vitamini içeren besinler tüketerek önlemini almalı. Haftada 2 kez Omega-3 yağ asitlerince zengin balık tüketmek de griple mücadelede önemli” şeklinde konuştu.

Sedef Hastalığı Nedir ?

9 Ekim 2013 Çarşamba

Hastalığın sebebi tam olarak bilinmese de en fazla genetik geçiş sorumlu tutulmaktadır. Psikolojik faktörler hastalığı başlatabildiği gibi, daha önceden varolan tabloyu da alevlendirebilmektedir. Bunun dışında travma, bazı ilaçlar, enfeksiyon geçirilmesi hastalığı tetikleyen diğer faktörlerdir.
 
Sedef hastalığı klinik olarak çok çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. En sık görülen tipi;  üzeri yapışık beyaz kepekleri olan, bazen kaşıntılı, değişik ebatlarda kızarıklıklar şeklindedir. En sık yerleşim yeri dizler, dirsekler ve saçlı deridir. Tırnaklar da sık tutulur ve çukurlanmalar, renk ve şekil değişikliği görülür. Sedefi olanların % 5'inde eklem tutulumu olur, eklem hareketleri sertleşir ve ağrılı olur. Hastalığın tanısı için bir kan testi yoktur. Tanı çoğunlukla klinik görünüm ve bazı durumlarda deri biyopsisi ile konulur.  

Sedef hastalığı uygun tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Günümüz tedavi metodları ile sedef hastalığı kaybolsa da yeniden başlama ihtimali vardır. Tedavinin şekli hastalığın tipine ve şiddetine göre değişir. Sedefin tedavisi; yerel tedaviler, fototerapi (ultraviyole tedavisi) ve sistemik tedaviler olmak üzere 3 ana grupta incelenebilir. Bunun dışında stres kontrolü açısından hastanın profesyonel destek alması da tedavide ivme kazandırmaktadır.

Hafif formdaki sedefler yerel tedaviler ile tedavi edilebilirken daha fazla lezyon ve bulgular olduğunda ya da topikal tedaviler (sürülerek kullanılan ilaçlar) ile düzelmediğinde daha aktif tedaviler gerekir. Bunlardan ultraviyole tedavisi sedef dahil birçok deri hastalığında uzun süredir başarı ile kullanılmaktadır. Özel makinalar kullanılarak ultraviyole ışığın iki tipi verilebilir: UVA ve UVB. PUVA denen yöntemde UVA ışığının etkisi psoralen tabletleri ile artırılmaktadır. PUVA tedavisi özellikle kronik büyük plaklı sedef için en iyi tedavi yöntemidir. Bu tedavide psoralen güneşe hassasiyeti artırdığı için tedaviden sonra güneş gözlüğü ve güneş koruyucu kullanmalıdır. UVB tedavisinde tablete gerek yoktur. Bu tedavide ise ilaç kullanılmadığı için güneşten korunmaya da gerek yoktur. Seçilecek  ışık tedavisinin tipi hastanın lezyonlarına göre doktor tarafından belirlenmektedir. Tedavi genellikle haftada 3 kez başlanıp hastanın yanıtına göre sıklığı azaltılmaktadır.

Daha ağır hastalarda immunsupresif tedaviler olarak bilinen hap tedavilerine ihtiyaç duyulabilir. Ancak hap tedavileri beraberinde yan etkiler taşır. Bu yüzden daha basit yollarla hastalık kontrol altına alınabiliyorsa sistemik tedaviler kullanılmaz.

Sonuç olarak, sedef kronik bir hastalık olmakla beraber tedavi edilebilen bir hastalıktır. Önemli olan hastanın tedaviye uyumu, moralini yüksek tutması ve bu hastalığı yenmeyi istemesidir...
                                                                                             
Herkese sağlıklı günler dilerim...
             
Uzm. Dr. Semra TOKER
Dermatoloji uzmanı

Boyun Ağrısı Sonucu Oluşan Boyun Fıtığı

28 Eylül 2013 Cumartesi

Boyun ağrıları günümüzde kronik ağrı sıralamasında, bel ağrılarından sonra ikinci sırayı oluşturur. Genel nüfusta her üç kişiden biri hayatlarının bir döneminde çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen boyun ağrılarından şikayetçi olmaktadır. Boyun ağrısının sık nedenlerinden biri de boyun fıtığıdır (servikal disk hernisi). Aslında sanıldığının aksine boyun fıtıkları boyun ağrılarının en sık karşılaşılan nedeni değildir. Boyun bölgesi ağrılarının ancak yüzde 10- 20 kadarı boyun fıtığı kaynaklıdır. Fıtık ağrısı diğer ağrılara göre şiddetli olduğundan böyle yanlış bir kanı yerleşmiştir. En sık karşılaştığımız boyun ağrısı nedeni myofasial ağrı sendromu olarak adlandırdığımız kas gerilme ağrılarıdır. Bunu 50 yaşından sonra ortaya çıkan omurga kireçlenmesine (spondilozis) bağlı ağrılar izler.Spondilosise radyolojik olarak 50 yaş grubunda % 25, 65 yaş grubunda ise % 75 oranında rastlanmaktadır.

Boyun fıtığı nedir?
Boyunda 7 adet omur cismi bulunur. Disk materyali iki omur arasında dışarıda görece olarak daha sert bir kılıf, içinde ise jel kıvamında yumuşak doku kısımlarından oluşur. Dış kılıfın zayıflaması veya yırtılması ile iç kısım dışarıya doğru kayar ve sinirlere baskı yapmaya başlar.

Dış tabakadaki zayıflama veya yırtılma daha çok boyun ağrısına yol açarken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi  larak tanımlanabilecek boyun fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özelikle omuza ve kola vuran ağrıya yol açar. Kol ağrısı sinir köklerine bası olduğu için çoğunlukla boyun ağrısından daha şiddetlidir. Sinir köklerine olan basının düzeyine göre kol ve el kaslarında güçsüzlük ve uyuşukluk olabilir.

Boyun fıtığının belirtileri nelerdir?
Boyun fıtığı eğer dış-yan taraftan (posterolateral fıtık) kola gelen sinire bası yaparsa (Radikülopati) kolda ağrı yakınması ve etkilediği kolda kuvvet ve duyu kaybı gibi bulgular ortaya çıkar. Bazen fıtık ortadan geriye doğru (santral) omuriliğe bası yapabilir. Bu durum Myelopati denilen kol ve bacaklarda kuvvetsizlik, duyu kayıpları, yürümede güçlük gibi omurilik hasarı bulguları ile kendini gösterir.

- Ensede ağrı, kas spazmı, boyun hareketlerinde kısıtlılık
- Enseden kollara bazen art kafaya, göğse
ve sırta yayılabilen ağrı
- Kollar ve/veya ellerde uyuşma hissi
- Baş dönmesi, kulak çınlaması, gözlerde
sinek uçuşması, bulantı, konsantrasyon bozukluğu gibi semptomlar
- Kol ve/veya ellerde kas gücü azalması
(elinden sık sık bir şeyleri düşürme, kavrama
güçlüğü)
- Ağrı, özellikle gece uykuda aşırı derecede
artar
- Omuz ve kollarda ağrı, uyuşma ve iğne
batar gibi olması
- Bacak ve kollarda uyuşma veya güçsüzlük
- Mesane kontrolü sorunları
- Bacaklarda dengesizlik veya sertlik

Nasıl teşhis edilir?
Ağrının lokalizasyonunu ve karakteristiğini tespit etmek için eksiksiz bir klinik muayene ile birlikte, boyun muayenesi, kuvvetsizlik, duyu kaybı ve anormal reflekslere bakılarak disk hernisinin (fıtığın) yeri belirlenebilir.
Boyun fıtığını göstermede en iyi yol magnetik rezonans (MR) görüntülemedir. MR ile omurilik, sinir kökleri ve disk hakkında bilgi alınır. Ayırıcı tanıda önemli olan fıtık benzeri bulgu verebilen diğer hastalıklarda görüntülenebilir. Fıtığın baskısının sinir kökü ya da omurilik üzerindeki etkisini belirlemek için sinir iletim çalışmaları (EMG) testi gerek görülürse yapılabilir.

Ayırıcı teşhis yönünden boyunda ağrı ve sertlik kola vuran ağrı görülen bütün hastalıkları bir arada düşünmekte fayda vardır.

Boyunda ağrı ve sertlik yapan hastalıklar: Servikal artroz ve disk hernisi, boyunun travmatik lezyonları, boyun kaslarının fibrozisi, servikal omurganın tüberkülozu ve diğer enfeksiyonları, tümörler.

Kola vuran ağrı yapan hastalıklar:
Medulla spinalis üzerinde santral bası bulgusu verenler; Medulla spinalis tümörleri, servikal spondilolistezis, santral servikaldiskus hernisi.Pleksus brakialis basısı yapanlar: Akciğerin apeks tümörü (Pancoats), servikal kosta ve skaleneus sendromu, intervertebral diskusun lateral hernisi.Omuza ve kola vuran ağrı yapan çeşitli omuz hastalıkarı (bursit, tendinit) ve bu bölgedeki kemiklerde infeksiyon, kistik ve tümöral değişiklikler. Ulnar sinirin kronik travmasına bağlı nöriti, el bileğinde median sinir basısı bulguları veren karpal tünel sendromu boyun fıtığı teşhisinde ayırıcı tanı olarak düşünülmelidir.

Boyun fıtığında ne tür tedaviler bulunmaktadır?
Cerrahi olmayan tedavi Cerrahi olmayan tedavinin amacı, fıtıklaşmış diskin rahatsız ettiği siniri rahatlatmak, ağrıyı azaltmak ve hastanın fiziksel durumunu geliştirmektir. Bu işlem, birçok tedavi metodunun birlikte kullanıldığı organize bir bakım programıyla disk hernili hastaların çoğunda başarılı bir şekilde uygulanabilir.

Analjezik tedavisi: Ağrıyı kontrol etmek için kullanılan ilaçlara analjezikler denir. Nonsteroidal anti - inflamatuar ilaçlar(NSAD): NSAD’ler, analjeziklerdir ve disk hernisinin bir sonucu olarak meydana gelen şişlik ve enflamasyonu azaltmak için kullanılabilir.

Fizik tedavi :
Servikal disk hernisinden kaynaklı ağrının başlangıcından sonra 1-2 günlük kısa istirahat periyodu yararlı olabilir. Bu kısa istirahat periyodundan sonra, eklemlerin sertleşmesini ya da kasların zayıflamasını önlemek
için tekrar harekete başlanması önemlidir. Doktorunuz, fizyoterapist ya da bir hemşire yardımıyla, boynunuzu kuvvetlendirmek için spesifik egzersiz eğitimine ve bilgilendirmeye de başlamalıdır. Bu egzersizler evde uygulanabilir ya da gereksinim ve kapasiteleriniz ölçüsünde daha spesifik bir program için bir fizik tedavi merkezine de başvurabilirsiniz. Doktor ya da fizyoterapist tarafından anlatılan egzersizleri uygulamak önemlidir.

Boyun fıtığında çekme ve germe yöntemi:
Doktorunuz traksiyon (çekme, germe), sıcak uygulama, soğuk uygulama ve elle masaj gibi tedavileri uygulayarak boyun fıtığı ağrısını, inflamasyonu (tahriş) ve kas spazmını azaltabilir. Pek çok hasta cerrahi olmayan medikal tedavi veya konservatif tedavi ile iyiye gidecektir.

Cerrahi tedavi
Myelopatisi (omurilik basısı) olan santral fıtıklı hastalar zaman kaybetmeden cerrahi tedavi olmalıdır. Radikülopati (sinir kökü basısı) yapan yan-dış yerleşimli fıtıklarda 4-6 haftalık ilaç ve fizik tedavisi ile iyileşme sağlanamazsa cerrahi önerilir. Cerrahinin amacı, sinir üzerine bası yapan disk kısmını çıkarmaktır. Bu işleme “diskektomi” adı verilir.

Soğuk havalarda yapılması gerekenler

22 Eylül 2013 Pazar

Kış aylarının yaklaşması ve havaların soğuması ile birlikte birçok hastalıkta artış olmaktadır. Özellikle idrar yollarında enfeksiyon başta olmak üzere, prostat ve taş hastalıklarının şikayetleri de atmaktadır. Havaların soğuması pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor. Üroloji Doktoru Op. Dr. Kenan Yalçın, havaların soğuması ile meydana gelebilecek hastalıklar hakkında bilgi verdi:

"İdrar yolu enfeksiyonu kadınlarda daha çok idrar torbasının iltihabı anlamına gelen "sistit" şeklinde gelişirken, erkeklerde prostat bezinin iltihabı ( prostatit ) olarak ortaya çıkmaktadır. Kadınlar zaten mevcut anatomik yapıları itibariyle bulaşıcı hastalıklara ve idrar yolları enfeksiyonlarına karşı daha yatkın bir yapıya sahipler.

Havaların soğuması ile dikkat edilmediği takdirde enfeksiyonlara daha fazla oranda rastlanılıyor. Aslında halk arasında 'idrar zoru' diye de adlandırılan 'sistit' yaşamları süresince hemen hemen her kadında ortaya çıkabilen ve bazen de sık sık tekrar edebilen önemli bir sorundur. Sistit, sık sık idrara gitmek, az az idrar yapmak, tam olarak rahatlayamamak ve idrar yaparken yanma, ağrı hissetmek şeklinde kendisini göstermektedir."

Dr. Yalçın, idrar yolu enfeksiyonlarının riskini artıran faktörler hakkında şu bilgileri veriyor:"Havaların soğuması ile daha çok soğuk ortamlara maruz kalan kadınlarda hem vücudun mikroorganizmalara karşı savunma direncinin azalması hem de tüketilen sıvı miktarının azalması nedeniyle idrar yollarına enfeksiyon yerleşme riski daha da artmaktadır. Bu duruma idrarını tutma alışkanlığı, kabızlık ve hijyene dikkat etmemede eklendiği zaman sistit gelişim riski çok daha fazla artmaktadır. Ayrıca özellikle ayakların ve bacakların üşütülmesi ile damar duvarlarının soğukta kasılması sonucu idrar torbası bölgesinde sıvı miktarının artması da bu durumun gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Dolayısı ile sıcak ortamlarda bulunmak, sıvı tüketimini yeterli düzeyde tutmak, idrar tutma alışkanlığını mutlaka bırakmak ve hijyene dikkat etmek idrar yolu enfeksiyonlarının engellenmesinde temel önleyici mekanizmalar olarak karşımıza çıkmaktadır."

Dr. Yalçın, havaların soğumasına bağlı idrar yolu enfeksiyonunun sadece kadınları değil sanıldığının aksine erkeklerde de rastlandığına, ayrıca prostat ve taş hastalığının da şikayetlerinin soğukta arttığına dikkat çekiyor:"Erkeklerde yaşla birlikte artan prostat bezi büyümesi ve idrar torbasının tam olarak boşalmaması ile yaşlılığın getirmiş olduğu vücut direncinde azalma durumu prostat bezini enfeksiyonlara daha yatkın duruma getirebilmektedir. Aşırı soğuk ortamlardan kaçınılması, yeterince sıvı tüketilmesi, vücut direncini arttıracak besinlerin daha çok tüketilmesine ek olarak yukarıda sözü edilen diğer koruyucu önlemlerin de alınması ile bu sıkıntılı durumun gelişmesi anlamlı ölçüde azalabilecektir.

Prostat iltihabı da sistit gibi sık sık idrara gitme, ağrılı ve zor idrar yapma, tam olarak rahatlayamama ve zaman zaman da ateş gelişimi ile kendisini göstermektedir. Havaların soğuması ile birlikte prostat şikayetinin artığını ve bu yüzden prostat büyümesi (kısaca BPH) hastalarının özellikle soğuk havalarda ilaç tedavilerini aksatmadan düzenli olarak almaları, çok soğuk havada dışarı çıkmamaları, ayaklarını soğuktan korumaları, soğuk yere oturmamaları, acı ve baharat tüketimini azaltmaları, akşam yatmadan 2-3 saat evvel sıvı alımını sonlandırmaları gerekmektedir.

Ayrıca taş hastalığı olanların da kendilerini soğuktan korumaları gerekmektedir. Çünkü soğuk havalar ve yeterli sıvı alımının azalması şikayetleri ciddi oranda artırmakta ve enfeksiyona meyil oluşturmaktadır.'' dedi.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger