Evde diş taşı (tartar) nasıl temizlenir?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

sağlık blogu
Ağız ve diş temizliği için gerekli önemi göstermiyor ve yeterli temizlenmediğinde diş taşı oluşumuna davetiye çıkarıyoruz. Bu nedenle diş eti çekilmesi gibi bir çok problem yaşıyoruz. Bu problemlerin önüne geçmek veya en aza indirebilmek için bir kaç yöntemle evde diş taşlarınızı temizleyebilirsiniz.

1. yöntem

-40 gram ceviz kabuğu
-1 su bardağı su

Hazırlanışı:

- Ceviz kabuklarını suyun içine atın ve 20 dakika boyunca kaynatın, suyunuz kaynamaya başladıktan sonra altını kapatın ve 10 dakika bu şekilde soğumaya bırakın. Daha sonra diş fırçamızı bu suya batırıp dişlerinizi iyice fırçalayın.

Kanayan diş etleri için de oldukça faydalı olan bu karışım, diş eti iltahapları içinde oldukça yararlıdır.

-Günde 3 kere tekrar edebilirsiniz

2. yöntem

-Karbonat

Uygulanışı:

Evde diş taşı temizliği için uygulanacak diğer  yöntemlerden biri de diş fırçasına karbonat eklemek ve bir dakika boyunca fırçayı dile ve damağa değdirmeden dişleri fırçalamaktır.

Diş Ağrısı için 6 Altın Öneri

6 Aralık 2016 Salı


doktor
Diş ağrılarının; 20 yaş diş ağrıları, diş sinirinden kaynaklanan ağrılar, diş ve diş eti iltihabı ağrıları, eklem ağrıları gibi pek çok nedenden kaynaklandığını söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Diş Hekimi Recep Eşkar, “Öncelikle diş ağrısının neden kaynaklandığı tespit edilmeli ve buna uygun bir tedavi uygulanmalıdır. Çoğu kişi diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmek adına kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor ve dişe aspirin, kolonya, alkol yerleştiriyor. Bunlar kesinlikle doğru değildir. Diş ağrısı tespiti ve tedavisinin sadece diş hekimi tarafından yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Ancak diş hekimine gidinceye kadar ağrıyı hafifletmek için bazı çözüm önerileri de bulunmaktadır.” diye konuştu.

Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Dt. Recep Eşkar, diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmede uygulanabilecek doğal çözümleri şöyle sıraladı.

1- Diş fırçalamak çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin diş ipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur.

2- Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler ve şişlikleri azaltır. Diş eti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır.

3- Diş hekiminizin önerisiyle ve kullanım şartlarına uyarak ağrı kesici almanız ağrınızı belirli bir süre için geçirecektir.

4- Dişe kesinlikle aspirin, kolonya, alkol konulmamalı bunların yerine karanfil yağı tercih edilmelidir. Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır.

Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder.

5- Buz uygulaması; ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması ya da soğuk su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir. Bu durumun tam tersi olarak ağrıyan diş bölgesine sıcak kompres uygulaması ya da sıcak su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir.

6- Gece diş ağrısı oluşmuşsa, yatar durumda olmak ağrıyı artıracağından yastık yükseltilebilir.

Diş çürükleri için en basit yöntem

25 Şubat 2016 Perşembe

diş
Ksilitol, ağza alındığı zaman ağızda ferahlık hissinin oluşmasına neden olan ve tadı şekere çok benzeyen bir maddedir. Görüntüsü de şekere benzer ancak kan şekerini ani şekilde yükseltmediği gibi kalorili de değildir. Diyetlerde de sıklıkla karşımıza çıkan bu madde, diş sağlığı açısından da son derece faydalıdır.

Günümüzde sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilen ksilitolün dişler, diş eti ve çene kemikleri üzerindeki pozitif etkisini Diş Hekimi Pertev Kökdemir anlattı…

“Ksilitolün düzenli bir şekilde şeker yerine kullanımının etkisi bazı yönlerden pozitiftir. Ağızda çözünürken tükürük salgılanmasını uyarmaktadır. Bu durum, tükürüğün mine oluşumu ve sertleşmesi için gerekli olan çok miktarda kalsiyum fosfat içermesi açısından avantaj sağlamaktadır. Ksilitol minenin içinde minerallerin depolanmasını destekler. Ayrıca ağız içindeki asit içeriklerinin etkisini azaltır. Diş çürüklerine neden olan bakterilerin dişlerin üzerine yapışması ve orada kümelenmesi için düşük seviyede pH'a ihtiyaçları vardır. Çürük oluşturan bu bakteriler (s. mutans) sadece asit ortamda (pH seviyesi 4-5) zarar verici plak oluşturabilir. Ksilitol ağız içindeki pH seviyesini arttırarak dişlerin çürük oluşumuna karşı korunmasında önemli derecede katkı sağlar.”

KSİLİTOL SAYESİNDE ÇÜRÜK POTANSİYELİNDE AZALMA

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Ağız ortamında ksilitolün bulunması, şeker ya da nişasta gibi karbonhidratları laktik aside dönüştürerek dişte hasara sebep olan bakterilerden etkili bir biçimde korunma sağlar. Günlük olarak düzenli kullanıldığında, ağız florasının olumlu yönde değişmesine yardım eder. Bu yönden ksilitol, streptococcus bakterisi popülasyonunu etkileyerek çarpıcı biçimde çürük oluşma potansiyelini azaltır. Ksilitol, bakterileri öldürmez ama zarar verici içeriklerinin üretimine engel olur. Finlilerin yaptığı çalışmalara göre ksilitolün gün boyunca katkı sağlaması için kullanılması gereken optimal günlük miktar 9-12 gram arasındadır. Günümüzde ksilitol; sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilir” diyor.

KEMİK KAYBINA SEBEP OLABİLİR

Almanya'da tüm yetişkinlerin sadece yüzde 1’inin çürüğü yoktur diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir sözlerine şöyle devam ediyor; “Çürük, bakteriler tarafından üretilen asitlerin dişleri etkilemesi sonucu oluşur. Bu durum şeker ya da nişastanın metabolize edilmesinden kaynaklanır. Bakterilerin dişlerin yüzeyine yapışması için asidik ortam (pH 4-5) gereklidir. Eğer bakteriler dişlerin boyun kısımlarında birikir ve plak üretmeye başlarsa; periodontal hastalıklar görülebilir. Bu süreç boyunca yayılmış bakteri artıkları dişeti iltihabına (gingivitis) neden olur. Bu hastalığın ileri safhası periodontitis olarak adlandırılır ve sadece dişeti çekilmesi değil, dişler etrafında kemik kaybı da görülür.”

ÖNLEYİCİ TEDAVİNİN ÖNEMİ BÜYÜK

Diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının önlenmesindeki en etkili yöntem, diş fırçalama ve diş ipi kullanımından oluşan ağız bakımını kapsayan mükemmel bir önleyici tedavidir diyen Kökdemir, “Aynı zamanda beslenme de önemli rol oynamaktadır. Sağlıklı ve mümkün olduğunca az şeker kullanımı olmalıdır. Özellikle bunlara ek olarak düzenli ksilitol kullanıldığında çürük oluşturan bakterilerin hiç şansı olmayacaktır” dedi.

BİR DAKİKA BOYUNCA AĞZINIZDA TUTUN AMA YEMEYİN

Her yemekten sonra yarım çay kaşığı ksilitolün ağza alınması tavsiye edilir diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Ksilitol yenmemelidir” diyerek de özellikle uyarıyor. “Çünkü bu madde en iyi ağız boşluğunda çözündüğünde yarar sağlar. Bu süreçte pH seviyesinin yükselmesinde istenilen etkinin sağlanması için tükürük üretimi hızlanır. Dişlere yararı için bir dakika boyunca ağızda kalmalıdır. Ksilitol antibiyotik gibi çürük yapan bakterileri direkt olarak öldürerek etkilemez. Ama şeker ve nişastanın laktik asite dönüşmesini önler. Bunun ötesinde pH seviyesini yükselterek bakterilerin diş yüzeyine yapışmak amacıyla bir araya toplanmasına engel olur.”

DİŞ YÜZEYİ PÜRÜZSÜZ BİR HAL ALIR

“Ağzın ksilitol ile çalkalanması sonucu tükürük içeriğinde bulunan kalsiyum fosfat sayesinde meydana gelen remineralizasyonla (yeniden mine oluşumu) diş yüzeyinin daha pürüzsüz, kaygan bir hal alması dikkat çekici bir etkidir. Her gargaradan sonra diş yüzeyi daha da pürüzsüz bir hal alır ve bu da bakterilerin dişlere yapışmasını zorlaştırır. Birçok çalışma düzenli gargara yapma, sakız çiğneme ya da pastillerin kullanımının çürük oluşumunda bilinen en etkili önleyici tedavi yöntemleri olduğunu ifade etmektedir.”

Hamilelere özel diş bakımı tavsiyeleri

27 Kasım 2015 Cuma

kadın
“Hamilelik döneminde günlük ağız ve diş bakımına her zamankinden daha özenli ve dikkatli şekilde devam edilmeli” diyerek uyaran Diş Hekimi Pertev Kökdemir; hamilelik döneminde diş bakımında dikkat edilmesi gerekenleri anlattı…

“Hamilelikte oluşan hormon artışı ağız mukozasını dış etkenlere, özellikle de bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Günde iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanıp etkili diş bakımı yapılarak, plak birikimi engellenmelidir. Ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılarak, diş etleri rahatlatılmalıdır. Kusma oluyorsa, ağız hemen bol suyla çalkalanmalı, dişler ise yarım saat sonra fırçalanmalıdır.”

KONTROLLER İHMALE GELMEZ

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, planlanan hamileliklerde, hamilelik öncesinde mutlaka ağız ve diş sağlığı kontrolünden geçilmesi gerektiğini, teşhis edilen sorunların da en kısa sürede tedavi edilmesi gerektiğini belirtiyor. Hamilelik döneminde yaşanacak ağız ve diş sağlığı problemleri anne adayını olduğu kadar, bebeğin sağlığını da yakından ilgilendiriyor. Dolayısıyla diş hekimi kontrolleri hamilelik döneminde daha da önemli hale geliyor.

BEBEK DÜŞÜK KİLODA DOĞABİLİR!

Hamilelik sırasında yaşanan hormonal değişimler diş eti hastalıkları başta olmak üzere, diş çürüklerine ve diğer pek çok ağız sağlığı problemlerine ortam hazırlıyor. Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kadınların en çok diş kaybı yaşadığı hamilelik döneminde meydana gelen diş ve diş eti problemleri, bebeğin düşük ağırlıkta doğma olasılığını da artırıyor” diyerek anne adaylarını uyarıyor.

GARGARA İLE DİŞ ETLERİNİ RAHATLATIN

Hamilelikte yaşanan hormonal değişimlerle birlikte anne adayının tükürüğündeki asit miktarında artış meydana geliyor. Yine gebelik döneminde yaşanan kusmalarda da diş ve diş etleri yoğun biçimde aside maruz kalıyor. Hormonal değişimler, gebelik öncesinde var olan diş eti problemlerini daha da alevleniyor. Ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılarak diş etleri rahatlatılmalı, kusma oluyorsa, hemen ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Kusmadan hemen sonra değil, yarım saat sonra dişler fırçalanmalıdır.

DİŞ İPİ İLE PLAK BİRİKİMİNİ ENGELLEYİN

Dişler fırçalanırken zaman zaman kanamalar meydana gelebilir. Dişlerinin kanadığı gören bazı anne adayları paniğe kapılarak diş fırçalamaya ara veriyor. Fırçalanmayan dişlerin üzerinde biriken bakteriler; diş etlerinde şişmeye ve kızarmaya sebep olabilir. Günde iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanıp etkili diş bakımı yapılarak, plak birikimi engellenmelidir.

Anne adayının özel bir durumu veya bir hastalığı yoksa hamilelik döneminde diş tedavisi, diş çekimi gibi işlemlerin yapılmasında sakınca yoktur.

Diş hekimi fobisi diye bir şey yok!

3 Kasım 2015 Salı

diş doktoru korkusu
Çocuk, genç veya yaşlı… Herkes hayatının en az bir döneminde diş hekimine gitmek durumunda kalıyor. Diş hekimi korkusu nedeniyle tedaviyi ertelemek ise işleri daha da içinden çıkılmaz bir duruma sürüklüyor. Ağrı ve iltihap artıyor, tedavi süresi uzuyor…

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, aslında diş hekimi fobisi diye bir durumun olmadığını iddia ediyor. Yapılacak tedavi ile ilgili bilgi sahibi olmamak, yanlış inanışlar, kulaktan dolma bilgilerin buna sebep olduğunu özellikle belirtiyor. ‘Diş hekimi korkusunun ‘beyaz önlük tansiyonu’ndan hiçbir farkı yok! Nasıl bir hastaneye gittiğinizde, doktorları gördüğünüzde kalp atışlarınız hızlanırsa; diş hekimine geldiğinizde de en fazla bunu yaşarsınız, fazlası yoktur, diş hekimlerinin adı çıkmış bir kere’ diyor.

Diş hekimi Pertev Kökdemir, ‘Diş hekimi fobisi diye bir şey yok. Herkes hastaneye giderken endişe, tereddüt ve korku içerisinde gider. Özellikle de ağrı çekiyorsa, nasıl bir tedavi yapılacağını tam olarak bilmiyorsa hekimden ve tedaviden korkar. Bu sadece diş hekimlerine özgü bir durum değil. Bizim adımız çıkmış bir kere’ diyor.

SİZ KORKARSANIZ, ÇOCUĞUNUZ DA KORKAR!

Pertev Kökdemir aileleri de uyarıyor: ‘Eğer siz diş hekiminden korkuyorsanız ve bunu hissettirirseniz; çocuğunuz da korkar. Erken yaşta diş hekimine güle oynaya gelen, diş hekiminden korkulmaması gerektiği öğretilen çocuklar, yetişkinliklerinde de sıkıntı yaşamazlar’ diyor.

STRESİNİ KONTROL EDEMEYENLERE SEDASYON ÖNERİLİYOR

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, diş tedavisinde kullanılan cihazların çıkardığı seslerin, ağıza iğne yapılmasının ve ağzın sürekli açık olmasının getirdiği rahatsızlığın hastaları strese soktuğunu belirtiyor. Ancak bu stres seviyesini kontrol edemeyen hastalara da sedasyon yöntemi uyguladıklarını sözlerine ekliyor.

SEDASYON NEDİR?

Sedasyon genel anesteziye bir alternatif olarak klinik veya hastane koşullarında uygulanır. Sedasyonda olan hastanın bilincinde hafif bir azalma olur ve ‘Ağzını aç-kapat’ gibi basit komutları yerine getirir ve böylece tedavisi çok daha kolay bir şekilde yapılabilir. Açılan damar yolundan ilaç verilir. Hasta yarı uyur vaziyettedir, bilinci açıktır ancak tedavi ile ilgili detayların farkında değildir ve uyandığında hiçbir şey hatırlamaz.

KİMLERE UYGULANIR?

Sedasyon yöntemi özellikle lokal anestezinin yeterli olmadığı hastalarda (diş implantı operasyonları, işlemin uzun süreceği seanslarda, çene kırığı tedavisi, çenede kist, gömülü yirmi yaş dişi, bulantı refleksi fazla olan bireyler gibi), stresini kontrol altına alamayan fazla endişeli kişilerde, zihinsel engelli hastalarda, hipertansiyon veya diyabet gibi eşlik eden hastalıklar nedeniyle yaşlılarda tercih edilir. Yüksek stres ve gerginliğe bağlı olarak kalp atım hızının artması ya da azalması ile terleme, kusma, düşük tansiyon gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu da tedaviyi aksatır ya da hastanın tedaviye devamında sorun çıkarır. Ayrıca çocukların diş hekimine gelirken duydukları stres ve uygunsuz şartlarda yapılan müdahaleler yaşamları boyunca onları etkiler. Bu şekilde yapılan diş tedavileri onların ömür boyu doktor ve tedaviden kaçmalarına neden olur. Bu durumda çocukları zorla koltuğa oturtmak yerine güvenli koşullarda sedasyon desteği alarak bu sorun çözülebilir.

Kalp-karaciğer-böbrek rahatsızlıklarında, depresyon, epilepsi veya astım gibi kronik bazı hastalıkları olanlarda doz ayarlaması önemlidir. Hastanın kendi doktorunun onayı alındıktan ve hastanın kendi ilaç dozlarının ayarlanmasından sonra sedasyon uygulaması yapılması gereklidir.

Dişler Hızlanıyor, Süreler Kısalıyor

14 Ocak 2015 Çarşamba

dr aylin sezen yalcin
Ortodonti tedavi süresini yaklaşık yarı yarıya kısaltan yöntem artık Türkiye’de de uygulanıyor.

Ortodonti tedavisi gören hastaların en merak ettikleri konu tellerinden ne zaman kurtulacakları ya da tedavilerinin ne zaman sona ereceği…  Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın yaşı kaç olursa olsun ister ortaokula gitsin, ister  profesyonel iş hayatında yer alan bir erişkin olsun, ortodonti tedavisi gören istisnasız her hastanın gündemindeki en önemli konunun “Ortodontik tedavi süresi” olduğuna dikkat çekiyor.

“Ne zaman tellerimi çıkaracaksınız?”,  “2 haftada bir gelsem daha hızlı biter mi?”,  “Mezuniyette tellerim çıkacak değil mi?” gibi daha onlarca soruyla hem kendinin hem de meslektaşlarının sık sık karşılaştıklarını belirten Dr. Yalçın, FDA onaylı Acceledent cihazının kullanılmasının tedavi süresini yaklaşık yarı yarıya azaltabildiğini ifade ediyor.

Dişlere Titreşim Veriliyor

Acceledent cihazının uygulamanın tedavi süresini nasıl kısalttığına gelince…  FDA onaylı bir cihaz belli bir frekansta titreşerek çalışıyor. Ağıza giren bir aparata sahip cihaz tedavi süresince her gün, belli bir süre hasta tarafından uygulanıyor. Düzenli kullanıldığında aygıtın tedavi süresini %40 oranında kısalttığı tespit edilmiş durumda. 2 yıl olarak planlanan bir tedavinin süresi aygıt kullanıldığında 1 yıl ya da 1.5 yıla indirgenebiliyor.

Bu yeni uygulama, tedavi süresinin uzun olmasından şikayet eden hastalara alternatif  bir tedavi seçeneği sunuyor. Dr. Yalçın “ Tedavi süresi uzun olduğu için ortodonti yaptırmak istemeyen, onun yerine protez yaptırmayı düşünen hastalar da kendi dişleriyle yaşamaya devam edebilirler” diyor.

Dişler Şeffaf Plaklar İçinde Düzeliyor

Erişkin ortodontik tedavileri ile ilgili önemli bir diğer yenilik ise ‘şeffaf plaklar’ ile ortodontik tedavi.  Bu yöntemin sabit olarak yapılan geleneksel tedavilerden en önemli farkı takıp çıkartılabilen şeffaf plaklar yardımıyla yapılıyor olması. Dr. Yalçın tedavi sürecini şöyle anlatıyor; “Öncelikle ilk muayenede, kişinin şeffaf plaklar ile tedavi edilip edilemeyeceğine karar veriliyor. Eğer uygun bulunursa, alt ve üst dişlerden bir çift ölçü alınıyor. Yapılacak tedavi ortodontist tarafından planlanıyor ve Amerika’ya gönderiliyor. Amerika’daki teknik ekip ile tam bilgisayar desteği ile tedavi detaylandırılıyor ve tedavide kullanılacak olan plaklar, el değmeden hazırlanıyor. Yaklaşık 20 gün sonra şeffaf plaklar hastaya takılıyor.”

En önemli avantajı istenildiği zaman çıkartılabilmesi olan bu plaklar, oldukça ince ve hafif bir malzemeden yapılıyor. Gün içinde ve uyurken, toplantıda, yazı yazarken rahatlıkla kullanılabiliyor. Sadece yemek yerken çıkarmak gerekiyor. Dr. Yalçın, bu yöntemin tüm dünyada “Şeffaf plaklar ile ortodontik tedavi özel eğitim sertifikası, kullanma ehliyeti” olan ortodontistler tarafından uygulanabildiğine dikkat çekiyor.

Ortodontide Kök Hücre Uygulaması

Ortodonti alanında bir diğer yenilik de son dönemde popüler olan trombozitten zengin plazma (PRP) ile kombine yapılan ortodontik tedavi. Kendi kanımızın  “kök hücre deposu” olduğunu artık hepimiz tarafından bilindiğine dikkat çeken Dr. Yalçın, tedavinin süreçlerini şöyle anlatıyor. “Kan veriyorsunuz. Kan, özel aygıtlarla belli sürelerde santrifüj ediliyor. Bu yolla kırmızı kan hücrelerinden ayrıştırılan sıvı, yine çeşitli amaçlarla kendi dokumuza enjekte ediliyor.” Dr. Yalçın,  İmplant operasyonlarında, kemik iyileşmesini hızlandırmak için, kemik kaybı olan hastalarda yaklaşık 1 yıldır kullanılan yöntemin artık ortodontik tedavi hastalarında, diş hareketini hızlandırmak ve kemik hacmini korumak amacıyla kullandıpını ifade ediyor.

Ses kısıklığı kanser belirtisi olabilir

23 Eylül 2014 Salı

agiz
KBB Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, ses kısıklığının gırtlak, akciğer ve beyin kanserlerinin de ilk ve önemli işareti olabileceğini ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

Genellikle ciddiye alınmayan ses kısıklığı ihmal edildiğinde ciddi problemlere yol açabiliyor. Bu tip rahatsızlıkların önemsenmemesi durumunda sesin tamamen kaybedileceği ve gırtlak kanseri gibi büyük tehlikelere yol açabileceğini belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, ses kısıklığında hemen paniğe kapılmamak ancak durumu küçümsemeyip, ihmal etmemek gerektiğini söyledi.

Genellikle sesin azalması ya da çıkmaması olarak düşünülen ses kısıklığı, her türlü normalden farklı ses oluşumuna deniyor. Sesteki çatallaşma, titreşim, boğukluk ve tizleşme gibi bozulmaları da bu gruba ekleyebileceğimizi belirten Prof. Kazkayası, “Sesin şiddetinde azalma ya da tümüyle sesin çıkmaması, seste çatallaşma, boğulma gibi tüm rahatsızlıklara kabaca ‘ses kısıklığı’ diyoruz. Sesi oluşturan ana organ gırtlaktaki ses telleri olmakla birlikte akciğerlerden dudaklara kadar sesin yolu üzerindeki pek çok organ sesin oluşumuna katkıda bulunuyor. Buna ses tellerini hareket ettiren kasları sinirlendiren onuncu kranial sinir ve bunun beyinde çıktığı yapı da dahil edilmelidir” dedi.

BİRÇOK KANSERİN HABERCİSİ OLABİLİYOR
Ses kısıklığının basit bir viral üst solunum yolu enfeksiyonu ya da reflüden de kaynaklanabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Kazkayası, zaman zaman basit bir enfeksiyondan da kaynaklanabilen bu hastalığın gırtlak, akciğer, beyin gibi birçok organ kanserinin de öncü işaretlerinden biri olabileceğini bu nedenle ses kısıklığının ciddiye alınması gereken uyarıcı bir semptom olduğunu belirtti.

Çeşitli enfeksiyonların dışında en sık ses kısıklığı yapan nedenler arasında; ses tellerinde meydana gelen nodül, polip, kist ve ödem yer alıyor. Özellikle boyunda şişlik, yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi, öksürükle kan gelmesi, gıdaların istemsiz bir şekilde akciğere kaçarak öksürük oluşturması durumlarında hemen muayene olmak gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Kazkayası, özellikle iki haftayı geçen ses kısıklığında hekime başvurunun önemli olduğunu söyledi.

Colgate Optik Beyaz ile Caddeler Podyum Oldu!

21 Aralık 2012 Cuma

colgate optik beyaz

Aslında Colgate bunu ilk defa yapmıyor… Ana sponsoru olduğu İstanbul Fashion Week 2012’de Türkiye’nin ilk temalı styling defilesi 'Colgate Optik Beyaz by Hakan Öztürk'ü gerçekleştirdikten sonra Colgate Optik Beyaz ile beyaz gülüşlerimizi podyumla buluşturduğu çarpıcı etkinliklerine devam ediyor.

Podyumları Bağdat Caddesi’ne taşıdığı 'Sürpriz Defile' konsepti ile hepimizi bir kez daha şaşırtmayı başaran Colgate Optik Beyaz, keyifli anları ve mutlu gülüşleri paylaşma ve çoğaltma fırsatı verdi. 'Gülüşün en güzel aksesuarın' sloganı ile 'güzellik ürünü' olarak tüketicilerle buluşan Colgate Optik Beyaz bizlere sürprizlerinin bitmediğini göstererek şimdiden bir sonraki adımının ne olacağı merakını yaşatıyor.

Bağdat Caddesi’nde yürürlerken kendilerini bir anda Colgate Optik Beyaz’ın kurduğu sürpriz podyumda bulan insanlar, başlarına belki de ilk defa gelebilecek bir defilenin parçası olma duygusunu yaşayarak her halleriyle oldukça renkli görüntüler yarattılar. Cadde’nin en güzel gülüşlerini podyuma taşıyan Colgate Optik Beyaz sokaktaki insana doğrudan dokunuşuyla en özgüvenli ve göz alıcı gülüşlerin simgesi olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi.

İnsanlar bu defa kendi kıyafetleri, stillerini vurgulayan aksesuarlar ve modası hiç geçmeyecek beyaz gülüşleri ile Colgate Optik Beyaz’ın onlar için hazırladığı sürpriz bir defilede yer alarak sıradan geçen günlerinin renkli sahnesindeydiler.

colgate ürünleri


Colgate Optik Beyaz’ın da dediği gibi en güzel aksesuarımız olan gülüşümüzde fark yaratabilmek gerçekten çok önemli. Colgate Optik Beyaz’ın içeriğindeki beyazlatıcı mikro-kristaller ile lekeleri diş minesine zarar vermeden gideriyor olması, 1 haftada 1 ton daha beyaz dişlere kavuşmamız, düzenli kullanımda ise dişlerin beyazlığını daha uzun süre koruma sağlaması onu ayrı bir yere koymanızı sağlıyor.

Beyaz gülüşleri, moda dünyası ile buluşturduğu sürprizlerle karşımızda olmaya devam edeceğinin hızlı sinyallerini veren Optik Beyaz’ın sürpriz defilesi 'Caddeler Podyum Olsa?' videosunu izleyerek bu keyifli dakikaları paylaşabilirsiniz.


http://facebook.com/ColgateTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Diş Çekiminden Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler

11 Kasım 2012 Pazar

diş çekimi sonrası

Diş hekimlerinden insanlar genelde korkarlar. Çünkü diş hekimi sadece ve sadece diş çekimi üzerine mesleği olan birisi olarak bilindiğinden ve insanlar genelde dişlerini çürüttükten sonra diş hekimlerine başvurarak, işi bitmiş olan dişin çekimi için giderler. Diş çekimi korkusunu yendikten sonra genelde insanlar bir de diş çekiminden sonra ki ağızda çıkan yara ve ağrılar için de düşüne dururlar. Sizlere dikkat etmeniz gereken birkaç noktayı paylaşmak gerekirse;

• Diş çekimi yapıldıktan sonra tampon adını pamuğu minimum 30 dakika bekletmelisiniz.
• 30 dakika sonrasında bozulma vb. durumu yoksa tampon çıkartılabilir.
• Diş çekimini yaptığınız gün sıcak veya soğuk yemek/ içecek içmemelisiniz ve en az 2 saat sonra yemek yemelisiniz.
• Gün içerisinde ağzınızı su ile çalkalamalısınız.
• Dişin çekildiği yerin iltihaplanmaması için 24 saat boyunca sigara içilmemelidir.
• Aynı şekilde yine 24 saat boyunca alkol da kullanılmamalıdır.
• Dişin çekildiği bölgeye dokunmamalı ve orayla ilgili ağzınızda hiçbir işlem yapmamalısınız.
• 6-24 saat içindeki kanamalar hafifleyecektir. Eğer bu durum olmazsa veya ağrı durumlarıyla karşılaşırsanız hekime gitmelisiniz.

Diş Çürüğünü Önlemek İçin Basit Öneriler

21 Ekim 2012 Pazar

Kişiler, günlük yaşam tarzlarına biraz dikkat edip ve farkında olmadan yaptıkları basit hatalardan uzaklaşarak daha sağlıklı dişlere sahip olabilirler.

Gün boyu kahve, çay, kola gibi içecekleri tüketmek ve aperitif gıdalar atıştırmak, ağızda asit salgılayan bakterileri sürekli uyararak dişlerin çürümesine neden olur. Sigara içmek, ağız kokusuna, dişlerde plak birikimine hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir. Ayrıca çay, kahve ve sigara vücutta sıvı kaybına yol açar ve bu durum ağız kuruluğuna neden olur. Çay, kahve gibi içecekler makul düzeyde ve şekersiz tüketilmesinde yarar vardır.

Düzenli fırçalamak şart!
Ağız ve diş sağlığınız için yapmanız gereken en önemli bakım işlemi ise, dişlerinizi düzenli olarak fırçalamaktır. Dişler günde en az iki uygun metotla fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık aralıklarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır. Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları, diş ipi kullanarak temizlenmelidir. Gargaralar ile ağız çalkalanmalıdır. Gün içinde tatlı, kek, çikolata gibi gıdaları yeme alışkanlığından vazgeçilmelidir. Bu tür yiyecekler ana öğünler içerisinde tüketilmelidir.

Yemekten sonra bir parça peynir..
Yemek yedikten sonra dişleri fırçalamak eğer mümkün değilse su veya süt içilmeli ya da bir parça peynir yenilmelidir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı dengeler. Ayrıca süt içmek ve peynir yemek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.

Şekerli sakız ve yapışkanlı tatlılardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Yenildiği takdirde ise dişler fırçalanmalı veya su içilmelidir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük miktarında artış sağladığı için tavsiye edilir. Meyve ve sebzelerin içeriğindeki vitaminleri diş etleri için çok yararlıdır. Ayrıca elma, havuç gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, özellikle ön dişlerin doğal temizliğini de sağlar.

Sağlıklı Diş Etleri İçin Lazer Teknolojisi

20 Haziran 2012 Çarşamba

Teknolojinin gelişimi, estetikte varılacak noktayı her gün bir basamak daha yükseltiyor. “Bundan daha fazlası yapılamaz” denilen noktada ortaya çıkan yeni bir gelişme, aranılan doğallığa biraz daha yaklaştırıyor. Kozmetik diş hekimliğinde de geliştirilen materyaller, beyazlatma ajanları beyaz estetiğine uyumu sağlarken, dişeti için gerçekleştirilen cerrahi yöntemlerde de bazı değişim ve gelişimler sağladı.

Estetik Diş Hekimliği nedir?
Güzel bir gülümseme, yalnız beyaz ve muntazam dişlerle değil, bu dişlere uyumlu diş etleri ile mümkündür. Diş eti problemi olan insanlarda estetik dişlerden veya etkili bir gülümsemeden söz etmek imkansızdır. Beyaz ve pembenin uyumu, sınırları ve dudakla ilişkileri hep anlatılan bilinen bir bilimsel gerçek olarak hayatımıza girdi. Estetik diş hekimliği de bu sınırları kişiye özel tasarımlar olarak uygulamaya koydu ve gülüşler değişti. Gülüşler değişti ama diş etlerinin her zaman istenen renkte olmaması, koyu renk lekelenmelerin olması, kozmetik diş hekimliğinde düzeltilmesi gereken sorunlardandır.

Sağlıklı dişeti görünümü nasıl olmalıdır?
Gül pembesi renginde dişetleri sağlıklı doğal ve estetik dişetlerinin rengidir. Dişetlerindeki kahverengi siyah renkteki pigmentasyon odakları hem sağlıklı bir görüntü oluşturmaz hem de göze estetik gelmez. Dişetlerindeki bu renklenmelerin çeşitli sebepleri olabilir. Genetik faktörler kadar sigara kullanımı da etkenler arasındadır.

Bu renklenmelerin ortadan kaldırılması için cerrahi yöntemler geliştirilmiştir. Diş hekimliğinde de artık kendine geniş bir alan bulan lazer, dişetindeki hiperpigmentasyonun yani koyu renklenmelerin tedavisinde cerrahi yöntemler kadar etkin bir alternatif oluşturur. Hatta artık lazerin aktif kullanıldığı kliniklerde en çok tercih edilen yöntemdir.

Lekelenmelerin tedavisinde lazerin diğer yöntemlerden farkı nedir?
Bu renklenmelerin ortadan kaldırılmasında depigmentasyon tedavisinde lazerin belirgin avantajları vardır. Uygulama sırasında daha az anestezi uygulandığı gibi işlem sonrasında da ağrı ve şişlik şikayetlerinin daha az olması ve kısa sürede (yaklaşık 1 hafta) iyileşmenin sağlanması en önemli avantajlarından bazılarıdır. Aynı zamanda lazerin dezenfeksiyon sağlaması enfeksiyon kontrolü açısından da büyük avantaj sağlar.

Lazer işlemi sonrasında iyileşme süreci nasıl gerçekleşmektedir?
İşlem uygulandıktan sonra dişetlerinde koyu kırmızı bir renk oluşur, daha sonra da bu kırmızı alanların üstü beyaz bir tabaka ile örtülür, bu beyaz tabaka iyileşme bandıdır, bundan bir hafta sonra dişeti sağlıklı ve normal rengi olan gül pembesi rengine ulaşır.

Üç yıl ve üzeri sürede sigara gibi etkenler sebebiyle tekrarlamalar görülse de dişeti renginden ve lekelenmelerden rahatsız olanlar için lazer, kozmetik diş hekimliğinde yüz güldüren bir çözümdür.

"Airflow” ile Dişlerde Ağrısız Temizlik

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Dr. Helin Erdoğdu Yılmaz, ağız ve diş bakımında uygulanan yeni yöntemlerin de gelişmesiyle, zamandan ve maliyetten tasarruf edildiğini belirterek, ağrısız ve pratik bir uygulama olan “Airflow” yöntemi hakkında bilgi verdi.

“Renklenmeler giderilip, dişler parlatılıyor”
Tükürüğün içindeki kalsiyumun çökmesi ya da yanlış diş fırçalama nedeniyle yiyecek artıklarının çok iyi temizlenemediği durumlarda diş taşlarının oluşabileceğini söyleyen Dt. Helin Erdoğdu,  “Bazı kişilerde 6 ayda bir diş taşı oluşabiliyorken; bazılarında iki yılda bir görülebilmektedir. Diş taşı temizliğinin ne kadar sıklıkta yapılacağına düzenli kontrolleri gerçekleştiren diş hekiminin karar vermesi uygun olur. Bu işlem sırasında önce ultrasonik aletlerle ya da el aletleriyle diş taşları kırılır ve daha sonra özel bir fırça yardımı ile veya şimdilerde kullanılan “airflow” yöntemi ile renklenmeler giderilir ve dişler parlatılır. “Airflow” yöntemi özellikle çay, kahve ve sigara tüketiminden doğabilecek renklenmelerin giderilmesinde kullanılmaktadır” dedi.

Her yaş için uygundur
Genellikle 17-18 yaşından küçük çocuklarda böyle bir yönteme ihtiyaç duyulmadığını ifade eden Dt. Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

“Tükürüğün yıkayıcı etkisi sayesinde diş taşı oluşumu bu yaşlarda fazla görülmez. Diş taşları temizliği için henüz erken olsa bile, airflow yöntemi ile parlatma istenilen her yaş için uygundur. Özellikle küçük yaşlarda, ağız içinde yaşayan bakterilerin dişin üzerine yapışmasıyla meydana gelebilecek küçük siyah noktacık şeklindeki lekelenmeler fırçalamayla temizlenmezken, bu durumda “airflow” cihazı kullanılarak gerekli temizleme ve parlatma işlemi yapılabilmektedir”.

Dişlere zarar vermiyor
Dt. Yılmaz, hastaların diş taşı temizliği ve parlatma işleminden dişlerine zarar geleceği endişesi ile kaçındıklarını belirterek, “Diş taşı temizliği sırasında ilk olarak taş kırmada kullanılan ultrasonik yöntemler ya da el aletleri hiçbir zarar vermez. Ama sonrasında yapılan parlatma işlemi sırasında eskiden kullanılan fırçalar ve bazı temizleyici malzemeler, her defasında bir bardak asitli içeceğin verdiği zararı vermekteydi. “Airflow” yönteminde ise artık dişe dokunulmuyor. Uzaktan, belli bir mesafeden hava ve özel bir ilaçla bütün renklenmeler alınırken, özellikle düzgün olmayan diş yapılarında, fırçanın ulaşamadığı, suyun girebildiği her nokta temizlenebiliyor. Daha iyi ve ağrısız bir temizleme ile hastalar klinikten daha mutlu ayrılıyorlar” dedi.

Hayalinizdeki Gülümsemeye 1 Saatte Kavuşun


Kim daha beyaz, estetik ve daha güzel bir gülümseme istemez ki!. Hem de 1 saat gibi bir sürede… Dişlerinizin şeklinden, geçmeyen lekelerden memnun olmayabilirsiniz ve bu durum sizi mutsuz etmeye yetebilir. Çoğunlukla kozmetik gereksinimler için kullanılan “bonding yöntemi” ile 1 saatlik bir işlem sonrasında ışıltılı ve etkili bir gülümsemeye sahip olabilirsiniz. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Aslı Tapan “bonding yöntemi” hakkında bilgi verdi.

İşlem sırasında dişi uyuşturmaya gerek kalmıyor
Minimum düzeyde diş kaybı ile dişinizin kötü rengini veya beğenmediğiniz şeklini değiştirip tüm kusurlarını kapattırabilirsiniz. Bonding adı verilenu sistem en az miktarda diş kaybı ile dişe yapılan ilaveleri ifade eder. Koruyucu diş hekimliğinin en çok tercih edilen uygulamalarından biridir. En güzeli çoğu durumda dişi uyuşturmaya gerek duyulmamasıdır.

Kırık dişler için kurtarıcı
Bonding sistemi; dişler arasındaki boşlukları kapatmak, çürük ve kırık dişlerinizi onarmak, kalıcı renklenme problemlerinizden kurtulmak, dişlerin daha uzun görünmesini sağlamak ya da dişlerde şekil değişikliği yaratıp gülüş tasarımı için başvurulabilen bir yöntemdir.

Tedavi süresi çok kısa
Dental bonding işlemi diş rengindeki özel estetik dolguların özel bir ışık ile dişe yapıştırılıp kişinin kaybettiği estetik görüntüyü yakalamasını sağlar. Tedavi süresinin kısa olması büyük bir avantajdır; ancak yapılacak işleme göre seans sayısı belirlenir. Eğer çok yoğun bir tedavi uygulaması yoksa hastanın en fazla 1 saatini alacak bir işlemdir. Diğer estetik işlemlere göre daha ekonomiktir. Kullanımı kendi dişleriniz gibi oldukça rahattır.

Kullanım süresi sizin dişlerinizi korumanıza bağlı
Bu uygulamanın kullanım süresi 5-10 yıl arasında değişim gösterir. Ancak hastadan istenen çok sert nesneleri ısırmak ve kırmaktan kaçınmasıdır. Tırnak yeme, kalem ısırma gibi kötü alışkanlıklar da bu estetik dolguların ömrünü kısaltabilir. Bunun için kendi dişlerinize nasıl bakmanız gerekiyorsa uygulama sonrası yine bunlara dikkat etmelisiniz.

Sigara, çay ve kahve izleri dişlerinizden siliniyor
En sık sorulan soru ise bu tedaviden sonraki renk değişikliliğidir. Cilalama bu konuda önemli bir yere sahiptir. Cilalamanın başarılı bir şekilde yapılması lekelenmelerin oldukça az olmasını sağlar. Hastanın kullandığı yoğun sigara, çay, kola, kahve gibi lekelenmeler ise basit bir parlatma işlemi ile giderilebilir. Normal dişleriniz nasıl renk değiştirebiliyorsa bonding sonrası değişimde o şekilde olur. Porselen kronlar ve kaplamalarla karşılaştırıldığında diş minesinin en az düzeyde kaldırılmış olması kısa sürede olması daha uygun fiyatta olması büyük bir avantajdır. Ancak kalıcı ve sağlıklı olarak bu işlemi uygulamak için iyi bir planlama esastır.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger