İyi bir hafızanın sırrı su içmekte saklı!

21 Temmuz 2017 Cuma

kadın
Vücudumuzu yöneten ancak genel sağlık durumumuzla ilgili değerlendirme dışı kalan beynimizin hastalıkların ipuçlarını yıllar öncesinden vermeye başladığını ve bu ipuçlarını zamanında fark etmediğimizde karşılaşabileceğimiz problemleri biliyor muydunuz?

Hastane Derindere Nöroloji Bölümü Uzmanı Dr. Keriman Oğuz’la sağlıklı yaşamın anahtarlarından biri olan beyin sağlığımızı korumanın ipuçlarını konuştuk…

Genellikle beyinle ilgili problemlerin ancak hastalık aşamasına gelindiğinde anlaşıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Keriman Oğuz; ‘Felç geçirdi'' veya 'Alzheimer tanısı konuldu' diyoruz. Ama beyin ile ilgili hastalıklar tanının konulduğu evrenin çok öncesinde başlayan süreçleri kapsıyor. Alzheimer hastalığını düşünelim. Hasta veya yakınları 1-2 ay veya birkaç yıldır unutkanlığı var diye anlatırlar belirtileri. Alzheimer tanısı konulduğunda aslında 20-25 yıl öncesinde Alzheimer oluşturacak alt yapı gelişmeye başlamıştır. Ya da inmede felç geçiren bir hastanın beynin bir bölgesini besleyen damar tıkanır. Aslında damar tıkanıklığının oluşabilmesi için 10-15 yıl öncesinden riskler oluşmaya başlar. Hasta felç geçirdiğinde veya Alzheimer tanısı konulduğunda süreç ilerlemiş ve genellikle hastalar ileri yaşta olurlar. Ama aslında erişkin yaşlardan itibaren 20-25 yıllık bir süreçte var olan bu hastalıklar için zemin hazırlanmıştır’ açıklamasında bulundu.

Beyin Sağlığınızı Korumak İçin…

Peki, o zaman biz bu hastalıkların başlangıcını nasıl yakalayabiliriz? Durdurabilmek veya yavaşlatabilmek mümkün mü? Riskleri azaltabilir miyiz? gibi sorular akla gelmeye başlar.  Beyin sağlığını tehdit eden risk faktörlerini bilip alınması gereken önlemleri hayatımıza uyguladığımızda bu riskleri önemli ölçüde azaltmış oluruz.

Egzersiz sadece vücudunuz değil; beyninizin de ihtiyacı vardır:

Araştırmalar, günde 10-15 dakikalık egzersizin beyin gücünü %30 oranında artırdığını gösteriyor. Egzersizle birlikte tüm vücutta kan dolaşımı arttığı için, beyne giden kan miktarı da artar. Böylece beyinde nöronlar arası iletişim artar ve hafıza güçlenir. Egzersiz yanında daha az araç kullanmak, kısa mesafeli yerlere araçla değil yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak gibi günlük hayatta mümkün olduğunca aktif olmaya çalışmak yarar sağlayabilir.

İyi bir hafızanın sırrı su içmekte saklı!

Hafızanızı zinde tutmanın en basit ve sağlıklı yolu günde 2-3 litre su içmekten geçer.

Zamanın boşa harcanmaması gereken ilk şey olduğunu unutmayın.

Bilgisayar veya telefonun nasıl bir kapasitesi varsa beynimizin de bir kapasitesi mevcut. Nasıl bu cihazların kapasitesi dolup zaman zaman yeterli alan yok uyarısıyla karşılaşıyorsanız beyninizin de zaman zaman dinlendirilmeye gereksiz şeylerle doldurulmamaya ihtiyacı olduğunu unutmayın. Bunu dikkate almazsanız artık yeni bilgiler öğrenemez ve gereksiz bilgilerle dolu bir beyinden iyi bir performans bekleyemezsiniz.

Kaliteli uyku bedeninizin yanı sıra beyninizi de dinlendirir. 

Herkes aynı miktarda uykuya ihtiyaç duymaz. Ama her gün yeterli uykuyu almak nöronların daha etkili çalışmasını sağlar. Bu da hafızamızı güçlendirir.

Midemiz kadar beynimizin de doğal besinlere ihtiyacı var!

Doğada bulunan bazı vitamin ve mineraller beyniniz için hayati önem taşır. Özellikle folik asit, B6 ve B12 vitaminleri demansa neden olan bazı proteinlerin daha düşük seviyelerde kalmalarını sağlar. Ama bunları hap tarzında almaktan ziyade doğal gıdalardan almak daha önemlidir. Yapay tatlandırıcı içermeyen gıdalar tüketenlerde IQ oranının daha yüksek olduğunu gösteren çalışmalar var.

Teknoloji her zaman yararlı olmayabilir.

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte yaşamımızı kolaylaştırmak amacıyla cep telefonu, bilgisayar, televizyon, elektrikli ev aletleri, kablosuz iletişim sistemleri hayatımıza girmiştir. Bu aletlerin yaydığı elektromanyetik alanın biyokimyasal ve fizyolojik olarak birçok hücrenin işleyişini olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Cep telefonu kullanımının artışı ile kanser, baş ağrısı ve hafıza kayıplarının artış gösterdiğiyle ilgili çalışmalar mevcuttur. Cep telefonu ve elektrikli aletlerden vazgeçmek mümkün olmasa da bazı önlemlerle riskler azaltabilir. Uzun süreli cep telefonu görüşmelerinden kaçınmak, gece uyumadan önce cep telefonunu kapatmak çözüm olabilir. Yine mutfakta elektrikli aletlerin yaptığı işlerin bir bölümünü onları kullanmadan yapmak riski azaltmada yardımcı olabilir.

Çok yönlü olmak aynı anda birçok işi yapmaya kalkışmak anlamına gelmez!

Günümüzde teknolojinin etkisiyle insanlar araba kullanırken, yürürken, işte, toplantıda arkadaşları ile sohbet ederken sosyal medyaya giriyor, maillerini kontrol ediyor. Bunlar hatayı beraberinde getirir. Kişinin dikkati dağılarak konsantrasyon ve hafıza problemleri oluşur. Bu nedenle sadece yapacağınız işe konsantre olun. Arkadaşlarınızla sohbet ederken, iş yaparken, araba kullanırken, yürürken telefon ve diğer iletişim araçlarından uzak durun.

Elinizdeki işi bitirmeden yenisine başlamayın!

Bir kitabı okumaya başladığınızda onu bitirmeden bir başka kitabı okumaya başlamayın. Hangi kitabı okuyorsun dediğimizde 3-4 tane kitap adı sayanları görmüşsünüzdür, hepsi yarım kalmış, başlanmış ama bitirilmemiş. İşte bu durumda yine beyinde konsantrasyon ve hafıza problemleri görmeye başlarız.

Bel ağrısı belirtileri ve tedavi yöntemleri

14 Temmuz 2017 Cuma

sağlık blogu
Hemen herkesin mutlaka bir bel ağrısı tecrübesi olmuştur. Kimi okula, işe gidemeyecek kadar ağır; kimisi daha hafif ama sabit...
 
 
Peki  “Doktora görün” sinyali veren bel ağrısı belirtileri nelerdir ve nasıl tedavi edilir?

 
 
 
 
 
 
Bu belirtiler varsa DİKKAT!
  • Yeni bağırsak veya mesane problemlerine neden olduysa
  • Ateş yükseliyorsa
  • Düşme sonrası veya belinize direkt darbe varsa
  • Şiddetli ve dinlenme ile iyileşmiyorsa
  • Özellikle ağrı bacağınıza ve dizin altına yayılırsa
  • Bir veya iki bacakta güçsüzlük, uyuşma veya karıncalanmaya varsa
  • Açıklanamayan kilo kaybının eşlik ediyorsa

Peki ne zaman doktora gitmeli?

İki hafta içinde ev istirahati ve kişisel bakım ile kademeli olarak iyileşmeyen bel ağrısı mutaka bir hekim görüşü gerektirir.

Bel sağlığınız için küçük tüyolar, büyük fayda sağlar

Egzersiz : Düşük tempolu aerobik egzersizlerle, bel gücü ve dayanıklılığınızı artırarak kaslarınızın daha iyi çalışmasını sağlayabilirsiniz. Yürüyüş ve yüzme iyi seçimlerdir. Doktorunuz sizi en doğru egzersize yönlendirecektir.

Sağlıklı kilo : Fazladan her bir kilo, belinize 5 kiloymuş gibi yansır. Fazla kilo, bel ağrılarınızın düzelmesini engellediği gibi; ana sebebi de olabilir.

Doğru duruş : Uzun süre ayakta durmanız gerekirse, belinizi biraz rahatlatmak için bir ayağınızın altına 10-15 cm’lik tabla yerleştirin. Belli aralıklarla ayaklarınızın pozisyonunu değiştirin. İyi duruş, bel kaslarındaki stresi azaltabilir.

Doğru oturuş :  Bel desteği, kolçağı ve döner tabanı olan bir koltuk seçin. Belinize bir yastık veya havlu koyun. Dizlerinizi ve kalçalarınızı koruyun. Konumunuzu en az yarım saatte bir değiştirin.

Doğru kaldırma : Ağır kaldırmaktan kaçının. Mecbur kalırsanız, bacaklarınızdan destek alın. Belinizi dik tutun ve sadece dizlerinizi bükün. Yükü vücudunuza yakın tutun. Nesne ağır veya dengesiz ise mutlaka yardım isteyin.

Bel ağrısı tedavi yöntemleri nelerdir?

Ağrı kesiciler : Ağrı kesicileri mutlaka doktorunuzun yönlendirmesiyle kullanın. Aşırı ilaç kullanımı, ciddi yan etkilere neden olabilir.

Kas gevşeticiler : Hafif-orta bel ağrısı ağrı kesiciler ile düzelmezse, doktorunuz bir kas gevşetici de önerebilir. Baş dönmesi ve uyku yan etkileri görülebilir

Topikal ağrı kesiciler : Bu krem ve merhemleri ağrıyan bölgeye sürebilirsiniz.

Narkotik : Bu tür ilaçlar, kodein veya hidrokodon olarak, doktorunuzun yakın gözetimi altında kısa bir süre için kullanılabilir.

Antidepresanlar : Mutlaka doktor önerisiyle verilen düşük doz antidepresanlar, depresyon üzerindeki etkiden bağımsız olarak kronik bel ağrısının bazı türlerini de rahatlatır.

Enjeksiyonlar : Mevcut tedavi ile ağrı dinmiyor ve/veya bacağa yayılıyorsa kortizon enjeksiyonu kullanılabilir. Direkt kas içine yapılacağı gibi, ağrı kesici bir ilaç ile birlikte epidural boşluğa da uygulanabilir. Bu kortizon enjeksiyonu sinir kökleri çevresinde iltihabı azaltmaya yardımcı olur, ancak ağrı üzerindeki etkisi 6-12 ay sürer.

Fizik tedavi ve egzersiz : Fizik tedavi, bel ağrısı tedavisinin temel taşıdır. Fizyoterapist; acıyı azaltmak için ısı, ultrason, elektriksel uyarı ve kas gerdirme teknikleri gibi bel kasları ve yumuşak dokulara çeşitli tedaviler uygulayabilir. Ağrı iyileştikçe, terapist size esneklik kazandıracak, belinizi ve karın kaslarınızı güçlendirecek egzersizleri verir ve böylece duruşunuzu düzeltir. Bu teknikleri düzenli olarak kullanmak, ağrının geri gelmesini önlemeye yardımcı olabilir.

Ameliyat : Bel ağrısı için ameliyata nadiren ihtiyaç duyulur. Ağrı bacağa yayılıyorsa ve sinir basısı nedeniyle bacak kaslarında kuvvetsizlik geliştiyse ameliyattan faydalanabilirsiniz. Ameliyat, genellikle omurganın daralması (spinal stenoz) veya bel fıtığı gibi yapısal sorunlarla ilgili ağrının diğer tedavi yöntemlerine cevap vermediği durumlarda uygulanır.

Alternatif tıp : Bir takım alternatif tedaviler be ağrısı semptomlarını hafifletebilir. Herhangi bir yeni alternatif terapiye başlamadan önce yararları ve riskleri doktorunuzla tartışın.

Karyopraktik bakım : Bir terapist ağrınızı hafifletmek için omurganızın belli noktalarına tedavi uygular.

Akupunktur : Vücudun belli bölgelerine batırılan steril iğnelerle uygulanır.  Bel ağrısı olan hastalarda ağrıların hafiflemesine yardımcı olabilir.

Masaj : Yorgun ve gergin bel kaslarının rahatlatılmasında masajın faydası olacaktır.

Yoga :Yoga, belirli duruş veya pozlar, nefes egzersizleri ve gevşeme tekniklerini içeren geniş bir disiplindir. Yoga, kaslarınızı gerginleştirir ve güçlendirir ve duruşunuzu düzeltir. Ancak sizi zorlayan ve ağrıya sebep olan hareketlerden uzak durmak gerekir.

Bioenerji : Üzerinizdeki hem duygusal hem fiziksel yükler belinizde ve sırtınızda ağrıya sebep olur. Bioenerji uygulaması ile bu yükler hafifletilebilir.

Algı değişimi : Uzun süreli veya fiziksel olarak herhangi bir bozukluk saptanmayan (hatta bazen saptanan) durumlarda beyninize ve dolayısıyla bilinçaltınıza hükmederek vücudunuzdan ağrıyı uzaklaştırabilirsiniz.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

13 Temmuz 2017 Perşembe

sağlık blogu
Her sekiz kadından biri meme kanseri ile karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser çeşidi olması, erken teşhisin ne kadar önem taşıdığını gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, erken tanı için hastalara 20 yaşından itibaren her ay kendilerini kontrol etmelerini, 40 yaş üzerindekilerin de her yıl mamografi ve klinik meme muayenesi yaptırmalarını önerdiklerini ifade ediyor.

Meme kanserinin gidişatını belirleyen faktörler

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, hastalığın gidişatını belirleyen faktörleri söyle sırladı: “Yaş, menopoz durumu, ırk, tümör histolojisi, reseptör durumu, tümör evresi bunlardan bazılarıdır.”

Meme kanserinin belirtileri

1. Memede büyüme/asimetri, şekil bozukluğu, renginde değişiklik.
2. Koltuk altında ele gelen kitle
3. Meme başında içeri doğru çöküntü, çekinti, şekil bozukluğu.
4. Meme başından akıntı (özellikle tek kanaldan, kanlı veya şeffaf).
5. Meme başı derisinde kabuklanma, soyulma.
6. Meme cildinde ödem, portakal kabuğu görüntüsü, içeri doğru çekinti.
7. Meme cildinde kızarıklık, yara oluşması.

Evde diş taşı (tartar) nasıl temizlenir?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

sağlık blogu
Ağız ve diş temizliği için gerekli önemi göstermiyor ve yeterli temizlenmediğinde diş taşı oluşumuna davetiye çıkarıyoruz. Bu nedenle diş eti çekilmesi gibi bir çok problem yaşıyoruz. Bu problemlerin önüne geçmek veya en aza indirebilmek için bir kaç yöntemle evde diş taşlarınızı temizleyebilirsiniz.

1. yöntem

-40 gram ceviz kabuğu
-1 su bardağı su

Hazırlanışı:

- Ceviz kabuklarını suyun içine atın ve 20 dakika boyunca kaynatın, suyunuz kaynamaya başladıktan sonra altını kapatın ve 10 dakika bu şekilde soğumaya bırakın. Daha sonra diş fırçamızı bu suya batırıp dişlerinizi iyice fırçalayın.

Kanayan diş etleri için de oldukça faydalı olan bu karışım, diş eti iltahapları içinde oldukça yararlıdır.

-Günde 3 kere tekrar edebilirsiniz

2. yöntem

-Karbonat

Uygulanışı:

Evde diş taşı temizliği için uygulanacak diğer  yöntemlerden biri de diş fırçasına karbonat eklemek ve bir dakika boyunca fırçayı dile ve damağa değdirmeden dişleri fırçalamaktır.

Zona hastalığı belirtileri nelerdir?

11 Temmuz 2017 Salı

sağlık blogu
Zona hastalığı halk arasında gece yanığı olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalık çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Zona oluşmaya başladığında nasıl belirtiler verir, zona hastalığı belirtileri nelerdir, diyorsanız açıklayalım…

Zona hastalığı belirtileri

Zona hastalığında iltihap sinir köklerine yerleşir. Bu durumun sonucunda kıl köklerinde çeşitli yumurtalar birikir. Yumurtaların birikmesi sonucunda, kıl köklerinde yumurtlama meydana geldiği andan itibaren Ağrılı ve sancılı süreç başlar.  Bu durumun sonucunda deri köklerinde küçük kabarcıklar meydana gelir.

Zona hastalığı deride kızarıklık ve kabarıklık haricinde şu şekilde belirtiler verir;
 
  • Halsizlik
  • Ateşlenme
  • Sürekli yorgunluk
  • Deri üzerinde yanma veya ağrı

Bulunduğu bölgede oluşmaya çalışan zona yarası mide, safra kesesi,  kalp ve böbrek ağrılarıyla karıştırılabilir.

Zona hemen hemen her yaş gurubunda çıkabilen bir hastalıktır.  Fakat 50 ve ve üzeri kişilerde zona hatalığının görülme sıklığı daha fazladır.  Aynı zamanda zonanın ortaya çıkmasının da çeşitli nedenleri vardır.

İşte zona hastalığının nedenleri
  • Depresyon
  • Stres
  • Yoğun iş temposu
  • Üzüntü
  • Kanser ilaçları kullanımı
  • Radyasyon tedavisi
  • Dengesiz ve yetersiz beslenme
  • Besin zehirlenmesi  ve yaşanan bir takım kazalar sonucu ortaya çıkabilir.

Zona hastalığının günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Hastalığın genellikle tekrarlama olasılığı çok fazladır. zona hastalığı ortaya çıkmaya başladığı an ve belirtilerini hissetmeye başladığınız andan itibaren muhakkak doktor kontrolünde tedavisi yapılması gerekir.  Doktorun verdiği ilaçlar çok fazla yan etki gösteriyor ve ilaca karşı hassasiyetiniz olduğu doktor tarafından söylendiyse alternatif tıp yöntemlerine yine doktor kontrolünde başlayabilirsiniz.

Zona hastalığı doğal tedavi yöntemleri 
 
  • 6 adet lahana yaprağını robottan geçirin. Daha sonra lahana yapraklarını temiz bir tülbent içerisine koyun ve yara olan bölgeye uygulayın.
  • 4 Çorba kaşığı ezilmiş kuşburnu 4 su bardağı suyun içine atılarak yarım saat kaynatılır. Karışım nöbet şekeri ile tatlandırılarak günde 3 defa tüketilir.
  • 1 Çay kaşığı kurutulmuş oğul otu 2 su bardağı kaynamış suyun içine atılarak 10-15 dakika bekletilir. Elde edilen karışım lezyonların üzerine sürülür.

Zona tedavisi nasıl yapılmalıdır? 
 
Zona tedavisi muhakkak tıbbi bir yöntemle yapılmalıdır. Çünkü zona sinir uçlarını etkileyen bir hastalıktır. Doktorun vermiş olduğu ilaçlar ağrıları kısa sürede azaltır ve zonanın geçmesine yardımcı olur. Zonanın erken tedavisi oldukça önemlidir. Kabarcıklar ve kızarıklıklar ortaya çıkmadan önce hastalığın anlaşılıp tedavisinin yapılması ağrılı süreci bir nebze de olsa iyi geçirmenizi sağlayacaktır.  

Yanma ve ağrı hissinin duyulmaya başlamasıyla en geç 3 gün içerisinde ilaçlara başlanması gerekir. Ciltte oluşan kızarıklıklar meydana gelmeden zonanın tedavi edilmesi en iyisidir.

Zonanın tekrarlaması ve bir daha ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirler alınması gerekir. vücut yorgun düştüğünden ve bağışıklık sisteminin zayıflamasından zona hastalığı meydana gelmektedir. bu nedenle hastalık süresince dinlenmek oldukça önemlidir.  Aynı zamanda yaraların iyileşmesi için doktorun önerdiği şekilde pansumanları ihmal etmemek gerekir.

Kıl dönmesinin nedenleri ve tedavisi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

sağlık blogu
Kıl dönmesinin genellikle 30’lu yaşlardaki genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda görülmesi nedeniyle, bu sorunun fazla ve sert kıllardan kaynaklanabileceği görüşü ağır basıyor. Oysa kuyruk sokumunun yapısından fazla kiloya kadar pek çok etkenin rahatsızlığa zemin hazırlayabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Ancak günümüzde minimal invaziv yöntemler sayesinde kişi, daha kısa sürede bu rahatsızlıktan kurtulabiliyor ve günlük hayata hızlıca dönebiliyor” diyor.

Küçük bir sorun gibi görünmesine rağmen, kişinin yaşam kalitesini düşüren kıl dönmesi, kuyruk sokumunda Ağrılara, akıntı, şişlik, koku, kanama, iltihaplanma ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açıyor. Kimilerinde uzun süre hiçbir belirti vermezken, çoğunlukla kuyruk sokumunda apse gelişimiyle kendini ele veriyor. Genellikle gençlerde ve erkek popülasyonda görülen kıl dönmesi sanıldığı gibi, sadece vücut kılları fazla ve sert olanlarda görülen bir sağlık sorunu değil.

Aynı sorunun bölgede tüy yoğunluğu olmayan genç kızlarda da görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Aşırı terleme, kuyruk sokumu oluğunun dar ve derin olması, bölgede biriken tüylerin uzun süre kalması gibi nedenler de kıl dönmesine yol açabiliyor” diyor. Ayrıca, uzun süre oturarak çalışmak, şişmanlık ve bölge hijyeninin kötü olması da rahatsızlığa zemin hazırlıyor.

Köstebek yuvası gibi yayılıyor!

Kıl dönmesi tedavi edilmediğinde sorun daha da büyüyor. Uzun dönem devam eden ve tedavi edilmeyen vakalarda, kist boşluğunun iltihaplanması sonucunda cilt altında kronik enfeksiyon meydana gelebiliyor. Enfeksiyonun şiddetli olduğu dönemlerde ateş ve iltihabi akıntı birbirine eşlik ediyor. Dr. Hakan Yardımcı, rahatsızlığın farklı noktalara yayılabileceğine de işaret ediyor:

“Rahatsızlık, orta hattın yukarı aşağısına veya sağına soluna doğru fistüller oluşturarak, yeni sinüs ağızları oluşturabilir ve cilt altında köstebek yuvası gibi geniş alanlara yayılabilir.” Kıl dönmesinde, uzun süre (15-35 yıl) tedavi olmayan kişilerde çok nadir olarak epidermoid (deride) kanser gelişimi de var ancak bu durum, kronik enfeksiyon, kronik irritasyon sonucunda gelişiyor.

En kötü yanı nüks etmesi

Kıl dönmesinde oluşan kist cerrahi olarak çıkartılsa bile nüks etme ihtimali var. Ancak tekrar etmemesi için alınabilecek bazı önlemler de bulunuyor. Ameliyat öncesi iyi bir hazırlık yapılması, enfeksiyonun giderilmesi, hijyenik bakımın iyi olması, uygun ameliyat modeli ve ameliyatın titizlikle yapılması olası tekrarların önüne geçiyor. Ameliyat sonrası erken dönemde yaranın korunması ve doktorun önerilerine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Hakan Yardımcı, “İlerleyen zamanlarda ise, ameliyat bölgesinin tüylerden temizlenmesi ve bölge hijyeninin sağlanması çok önemli.

Kuyruk sokumunda ameliyat sonrasında tüylerin temizlenmesi, tek başına bile nüksleri engelleyebilir.” diyor. Tüylerin temizlenmesinde lazer epilasyon yöntemini öneren Dr. Hakan Yardımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ameliyat sonrası erken dönemde cilt hassas olabileceğinden ilk aylarda önermiyoruz. Yerine jilet ile dikkatlice temizlemek daha uygun. Ayrıca lazer epilasyon, özellikle kuyruk sokumunda çok yoğun ve sert tüyleri olan kişiler veya ailesel olarak hastalığa yatkın olan kişiler için önleyici olması açısından faydalı.”

En etkin tedavi, cerrahi

Kıl dönmesinin etkin tedavisi, cerrahi yolla yapılıyor. Hastalığın cerrahi tedavisinde yıllar boyu kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte, günümüzde minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığından bahseden Dr. Hakan Yardımcı, bu yöntemlerden biri olarak son yıllarda öne çıkan diode lazeri örnek veriyor: “İnsanlar artık kıl dönmesinin cerrahi tedavisinde; ameliyatın kısa sürmesini, ameliyat sonrasında günlük aktivitelere ve işe erken dönebilmeyi istiyor.

Bunları mümkün kılan diode lazer yönteminde işlemin genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor olması, geniş yara olmaması ve dikişe gerek duyulmaması yeni yöntemin diğer avantajları... Kişi ameliyat sonrası daha az ağrı hissediyor ve kolayca poposunun üzerine oturup banyo yapabiliyor.”

Fistül lazerle kapatılıyor

Bir lazer teknolojisi olan diode lazer yönteminden, kıl dönmesinin yol açtığı fistülün (tünel) kapatılmasında faydalanılıyor. Diode lazer, verdiği enerji sayesinde dokunun kendi üzerine çökerek fistülün kapanmasını sağlıyor.

Ameliyat öncesinde bir kür oral antibiyotik tedavisi başlanarak, kist boşluğunun küçültülmesi amaçlanıyor. Ameliyat sırasında, diode lazer işlemine geçilmeden önce, küçük ve ince uçlu bir küret kullanılarak, kist boşluğu iyice temizleniyor. Ardından kıl dönmesinin olduğu sinüs ağzından girilerek lazer uygulanıyor. Yöntem sayesinde tüm boşluk kapatılıyor ve işlemin bu kısmı 10-15 dakika sürüyor.

Ayak burkulmasına iyi gelecek yöntemler

sağlık blogu
Hemen hemen her gün, özellikle topuklu veya rahatsız ayakkabılar giydiğimizde  ya da düzensiz, engebeli yollarda  burkulma tehlikesi yaşarız. Bazı burkulmalar şiddetli yaşanırken bazılarında ise rahatsız edecek hafif ağrılar veya sızlamalar hissedebiliriz. Bu durumda ağrıyı hafifletecek bir kaç yöntem kısa süre içinde ayaklanabilmenize yardımcı olacaktır.

 
 
Öncelikle burkulmanın boyutu önemlidir eğer ;

-Şiddetli ağrı
-Şişme
-Kızarıklık (birkaç gün sonra morarma)
-Dokununca hassasiyet
-Ağırlık verirken ağrı ve üzerine basamama

Bu belirtilerden herhangi biri varsa, mutlaka doktora başvurun.

Eğer sadece yumuşak doku ödemi veya az ağrılı bir durumsa, bu yöntemler ayak burkulma sorununuza iyi gelebilir.

Buz yöntemi

Buz, burkulmada kullanılan en basit ve en etkili çözümlerden biridir. Buz torbası ya da dondurulmuş sebze torbası etkilenen bölgeye doğru bir beze sarılarak 10 dakika boyunca uygulanabilir.3 gün boyunca her gün sık sık uygulanabilir. Buz, soğuk kan damarlarını daraltır ve böylece ağrı, şişlik ve kanamanın azalmasına yardımcı olur. Damar hastalıkları ve diyabet kişiler buz uygulaması yapmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Sıkıştırma yöntemi

Sıkıştırma ile şişlikler engellenebilir. Elastik bandajlar ile çok fazla sıkıştırmadan  burkulan bölge sarılır. Çok sıkı bandajlar kan akışını kısıtlar ve alanın şişmesine neden olabilir. Yatmadan önce bandaj çıkarılmalıdır.

Yüksekte tutmak

Yaralı bölge yüksekte tutularak olası şişlikler azaltılabilir. Ayak bileğindeki yaralanmalar için ayağın altına bir yastık konabilir. Yüksekte tutulduğunda bölgede kan birikimi az olacağı için burkulan yer daha az şişer.

Soğan yöntemi

1 adet kuru soğanı parçalayarak, 2 bardak zeytinyağının içine koyun. Soğanı yumuşayana kadar pişirin. Temiz bir bezin üzerine koyduğunuz karışımı burkulan yere sarın.Soğan uygulaması iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur.

Maydanoz yöntemi

Maydanoz ezilerek lapa haline getirilir. Buzdolabında bir süre bekletilir. Ardından soğuk kompres olarak burkulan alana uygulanır. Ağrının yanı sıra olası iltihabın azalmasına da yardımcı olur.

Sabun yöntemi

Kullanılmamış yarım kalıp sabunu 1 bardak alkolle karıştırın. Merhem kıvamına geldiğinde bir beze koyarak, burkulan ayağınıza sarın.

Zeytinyağı yöntemi

Unu ve zeytinyağını yoğurarak lapa kıvamına getiriyorsunuz ve burkulan bölgeye hazırladığınız lapa ile yavaş yavaş masaj yapıyorsunuzBu yöntem ağrılarınızın kısa sürede geçmesine yardımcı olur.

Zeytin yöntemi

Zeytin ile de ayak burkulmasına bitkisel tedavi uygulayabilirsiniz. Zeytin, tuz, soğan ve sarımsağı ezin, burkulan alana sarın. Kokudan rahatsız olma ihtimalinizden dolayı bu işlemi gece yatarken yapmanız daha iyi olacaktır.

İshal belirtileri ve ishal tedavisi

sağlık
Temmuz ayının ilk haftasının İshalli Hastalıklar ve Ağızdan Sıvı Tedavisi Haftası olması sebebiyle, Dr. Koray Akay, ülkemizde özellikle çocuklarda sıkça görülen ishalli hastalıklarla ilgili detaylı bilgi verdi:

İshal neden olur?

İshal sindirdiğimiz yiyecek ve içeceklerin kalın bağırsaklarınızdan hızlı ve büyük miktarda çıkmasıyla oluşur. Vücudumuz normalde, emer ve yarı katı dışkıyı dışarı atar. Fakat kalın bağırsağımız besinlerdeki sıvıyı ememezse, sulu dışkı ortaya çıkar.

Bazı hastalıklar, gıda zehirlenmeleri, ilaçlar ve benzeri unsurlar ishale sebep olabilir. Yaygın sebepleri arasında şunlar yer alır:

Virüsler: İshale neden olan virüsler arasında Norwalk virüsü, sitomegalovirüsü ve viral hepatit sayılabilir. Rotavirus yaygın bir akut çocukluk ishali nedenidir.

Bakteri ve parazitler: Kirlenmiş, ömrü geçmiş yiyeceklerden ve sudan bakteri ile parazitler vücudunuza geçebilir. Bakteri kaynaklı ishal gelişmekte olan ülkelerde seyahat eden gezginlerde yaygındır ve genellikle gezgin ishali olarak adlandırılır.

İlaçlar: Birçok ilaç ishale neden olabilir. En yaygınları ise antibiyotiklerdir. Antibiyotikler hem iyi hem de kötü bakterileri yok eder, bu da bağırsaklarınızdaki doğal bakteri dengesini bozabilir. 

Laktoz duyarlılığı: Laktoz, süt ve süt ürünlerinde bulunan bir tür şekerdir. Birçok insan laktozu sindirmede zorluk çeker ve süt ürünlerini yedikten sonra ishal olur. Vücudunuz laktozu sindirmeye yardımcı olan bir enzim üretir, ama birçok insanda bu enzimin seviyesi çocukluktan sonra hızla düşer. Bu da yaşlandıkça laktoz duyarlılığı geliştirme riskini artırır.

Fruktoz (meyve şekeri): Meyvelerde ve balda doğal olarak bulunan fruktoz sindirim sorunu yaşayan kişilerde ishale neden olabilir.

Diğer sindirim bozuklukları: Kronik ishalin Crohn hastalığı, ülseratif kolit, çölyak hastalığı, mikroskopik kolit ve hassas bağırsak sendromu gibi bir takım sebepleri olabilir.

Genellikle ishal belirtileri birkaç gün sürer. Ama bazı durumlarda, haftalarca sürebilir. Böyle bir durum yaşadığınızda enflamatuvar bağırsak hastalığı gibi ciddi bir hastalığın belirtisi veya huzursuz bağırsak sendromu gibi daha az ciddi bir hastalığa yakalanmış olabilirsiniz.

İshalin belirtileri nelerdir?

* Sık gelen, bol, sulu dışkı
* Mide krampları
* Karın ağrısı
* Ateş
* Dışkıda kan görülmesi
* Karın şişkinliği

Çocuklarda hangi durumda doktora gitmeli?

Çocuklarda ishal hızlı bir şekilde su kaybına yol açar. Eğer çocuğunuzun ishali 24 saat içinde iyileşmezse veya bebeğinizde aşağıdaki belirtiler varsa doktorunuzu arayın:

*Üç veya daha fazla saat içerisinde bezini ıslatmadıysa
* Bebeğinizin ateşi 39ºC’ın üstündeyse
* Dışkısı kanlı veya siyahsa
* Ağzı kuruysa veya gözyaşı dökmeden ağlıyorsa
* Olağandışı bir şekilde uykulu, uyuşuk, tepkisiz veya sinirliyse
* Karnı, gözleri ve yanaklarında çöküklük varsa
* Cildi sıkılıp bırakıldığında düzleşmiyorsa

Tedavisi nedir?

Birçok ishal vakası tedavi olmadan birkaç gün içerisinde geçer. Su içmek, kaybedilen sıvıyı kazanmak için doğru bir yoldur ancak, tuz ve sodyum potasyum gibi ihtiyacınız olan elektrolitleri içermez. Potasyum kazanmak için meyve suyu, sodyum için ise çorba içerek elektrolit seviyenizi dengeleyebilirsiniz.

* Her gün su, çorba, meyve suyu gibi bol miktarda temiz sıvı tüketin.
* Kafein ve alkol tüketiminden kaçının.
* Bağırsak hareketleriniz normale dönerken yarı katı ve düşük lifli gıdaları tercih edin. Tuzlu bisküvi, tost, yumurta, patates, pilav yemeye çalışın.
* Süt ürünleri, yağlı yiyecekler, lif miktarı yüksek yiyecekler veya çok baharatlı yiyeceklerden birkaç gün için kaçının.

Kuru meyvelerin faydaları

6 Haziran 2017 Salı

kuru meyvelerin faydaları
Bizi şeker rahatsızlığından, insülin direncinden, kabızlıktan, gripten ve böbrek rahatsızlıklarından koruyan kuru meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor. İşte yararları:

Kuru kayısı: A vitamini ve potasyum bakımından zengindir.

Kuru erik: Bol miktarda B vitamini, A vitamini ve E vitamini içerir. Bağırsakları çalıştırır, içerdiği zengin potasyum ve magnezyum sayesinde metabolizmayı hızlandırma özelliğine sahiptir.

Kuru elma: Nefes darlığı, astım ve kalp rahatsızlıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. İçerdiği zengin lif sayesinde bağırsakları temizler.

Kuru üzüm: Demir açısından zengindir. Kan şekerini iyi dengeler, yaşlanmaya karşı korur.

Burun Ameliyatı Hakkında En Çok Merak Edilenler!

5 Mayıs 2017 Cuma

burun estetigi
Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.

Okan Üniversitesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü burun estetiği hakkında sık sorulan soruları cevapladı!

Burun yüz estetiğinin önemli bir bileşenidir. Estetik burun ameliyatı ya da rinoplasti, burnun, yüz yapısıyla uyumlu olarak yeniden şekillendirilmesidir. Burnun boyutları üç boyutlu olarak (uzunluk/kısalık, genişlik/darlık, yükseklik/düşüklük) değiştirilerek asimetri ve eğrilikler giderilebilir, kemer ya da girintiler düzeltilebilir, burun ucu ve delikleri şekillendirilebilir. Hastanın istekleri de göz önüne alınarak yüz hatları ile uyumlu, dengeli ve işlevsel sonuçlar elde edilir.

Günümüzün estetik anlayışı, yüzün bütünsel güzelliğini ortaya çıkaran, orantılı ve doğal görünümlü burunlar elde etme yönündedir. Güzellik algısının dönemsel gelişimi ve işlevsel bütünlüğün önemi ile uyumlu olarak ameliyat teknikleri de değişmektedir. Estetik/plastik cerrahinin ince ve zarif teknik yaklaşımları ile ameliyat sonrası dönem daha az şişlik/morluk ile atlatılarak, gündelik yaşama hızlı bir dönüş mümkün olabilmektedir.
Burun estetiği sonrası ile yüze düşen ışığın değişimi/yayılımı ile yüzün kendi doğal güzelliği ön plana çıkmakta, bu durum tüm estetik ameliyatlar sonrasında olduğu gibi kişinin iç dünyasına ve dünyaya bakışına da yansımaktadır.

Kimlere yapılmalı?

Burun şekli kalıtsaldır, ancak geçirilmiş kaza ya da ameliyat/lar sonrası değişikliğe uğrayabilir. Bazı özel durumlar (dudak/damak yarığı vb) dışında 17 yaş beklenmelidir. Kişi ameliyata başkalarının etkisi altında kalmadan kendisi karar vermelidir. Gerçekçi olmayan beklentilerin yerine getirilemeyeceği unutulmamalıdır.

Ameliyat öncesinde yapmam gerekenler?

Görüşme sırasında, burnunuzla ilgili düşüncelerinizi, yapılmasını istediğiniz değişiklikleri ve varsa benzemek istediğiniz kişi ile ilgili resimleri doktorunuzla paylaşınız. Olası düzeltme ve değişiklikler konusunda doktorunuz sizi ayrıntılı olarak bilgilendirecektir. Size bilgisayar üzerinde gösterilen ameliyat sonrası görüntülerinizin yalnızca bilgilendirme amaçlı canlandırmalar olduğunu unutmamalısınız. Ameliyat sonrası değişiklikler, özellikle erken dönemde, birebir örtüşmeyebilir.

Solunum ile ilgili yakınmanız olup olmadığını, geçirmiş olduğunuz tedavi ve girişimleri, kullanmakta olduğunuz ilaç ve bitkisel ürünleri belirtiniz. Aspirin ve benzeri ilaçlar ile bitkisel ürünler, ameliyat sonrası kanamayı artırıcı etkileri nedeniyle en az 2 hafta öncesinden kesilmelidir. Sigaradan da ameliyat sırası ve sonrasındaki olumsuz etkileri nedeniyle kaçınmalısınız.

Ameliyatım nasıl yapılacak?

Ameliyatınız hastanede, genel anestezi altında estetik/plastik cerrahi uzmanı tarafından yapılacaktır. Öncesinde anestezi uzman hekimi tarafından muayene edilecek ve gerekli kan testleriniz yapılacaktır. Ameliyatınız ortalama 1-2 saat sürecektir. Burun deformitenizin durumuna göre açık ya da kapalı teknik kullanılabilir burun ucunuza yönelik bir girişim planlanıyorsa açık teknik tercih edilir. Açık ameliyat sonrası burun direkçiğinde ince birkaç dikiş bulunacaktır.

Ameliyat sonrası uymam gerekenler?

Ameliyat sonrası burnun yeni şekli silikon tabaka ve bantlar ile iki hafta süreyle korunur. İlk geceyi hastanede geçireceksiniz ve yüzünüze soğuk (buz) uygulaması yapılacaktır. Tampon kullanıldıysa 2 gün sonra alınır. 
Günümüzde bu amaçla delikli silikon stentler kullanıldığından nefes almayı sürdürürsünüz, ve çıkarma işlemi sanıldığının tersine ağrısızdır. Burun ateli 1 hafta sonra alınarak, ince bantlar uygulanır. Açık teknik ile ameliyat olanların burun direkçiğindeki dikişleri de bu sırada alınır. 1 ay süresince zorlayıcı hareketler ve ağır egzersizlerden kaçınmalısınız.

Ameliyat sonucunu ne zaman görebilirim?

Atel alındıktan sonra burnun yeni görüntüsü kabaca ortadadır, ancak şişliklerin çözülmesi zaman alır. Son şeklini alması 6 ay-1 yılı bulabilmektedir. Bu süre içinde travmadan korunma önem taşır.

İstenmeyen durumlar (komplikasyonlar) nelerdir?

Her ameliyat için sözkonusu olabilecek istenmeyen durumların yanı sıra solunum bozukluğu ya da küçük şekil bozukluklarına bağlı olarak ikincil girişimler nadir de olsa gerekebilir.

Yüz Estetiği İle Zamanın Yıkıcı Etkisi Sizi Teğet Geçsin

28 Nisan 2017 Cuma

yaşlı kadın
Geçip giden yıllar ile birlikte stres, yer çekimi, sigara kullanımı ve güneş ışınları gibi bir takım iç ve dış etkenler nedeniyle, cilt eski görünümünü kaybeder. Özellikle orta yaş sınırına gelinmesiyle birlikte, yaşlanma belirtilerinin en çok görüldüğü vücut bölgesi olan yüzde; izler, kırışıklıklar ve sarkmalar meydana gelir, yüzdeki kemikler ve yağ dokusu zayıflar, deri kırışır ve cilt yaşlı görünmeye başlar. Yaşlanma belirtileri olarak da tarif edilebilecek bu değişimler, kişiyi psikolojik olarak olumsuz yönde etkiler.

Cilde yeni bir görünüm kazandırmak üzere yapılan estetik operasyonların genel ismi olan yüz estetiği ile, yaşlanmaya bağlı bozulmaların azaltılması ve daha genç görünümlü bir cilt elde edilmesi amaçlanmaktadır. Zamanın yıkıcı etkisine yenik düşen cilt; yüz estetiği ile genç ve güzel bir görünüm kazanabilir. Kazandıkları yeni görünüm ile kişiler; bedenen yenilendikleri gibi psikolojik olarak da kendilerini çok daha iyi hissetmektedirler.

Yılların yüzde oluşturduğu etkileri silmek amacıyla kişilerin sıklıkla başvurduğu yüz estetiği ameliyatları, günümüzün yeni ameliyat teknikleri ve yardımcı tedavi seçenekleri ile birlikte çok doğal sonuçlar vermektedir. Alın germe ve kaş kaldırma estetiği, dudak estetiği, göz kapağı estetiği, kulak estetiği, yüz gençleştirme ve germe estetiği, gıdı estetiği, badem göz estetiği, çene ve elmacık kemiği estetiği gibi operasyonlar ile yaşlılık belirtileri giderilmektedir.

Eğer siz de yüzünüze dair estetik kaygılar taşıyorsanız bir estetik cerraha danışarak konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
https://www.estecenter.com/medikal-estetik

Diş Ağrısı için 6 Altın Öneri

6 Aralık 2016 Salı


doktor
Diş ağrılarının; 20 yaş diş ağrıları, diş sinirinden kaynaklanan ağrılar, diş ve diş eti iltihabı ağrıları, eklem ağrıları gibi pek çok nedenden kaynaklandığını söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Diş Hekimi Recep Eşkar, “Öncelikle diş ağrısının neden kaynaklandığı tespit edilmeli ve buna uygun bir tedavi uygulanmalıdır. Çoğu kişi diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmek adına kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyor ve dişe aspirin, kolonya, alkol yerleştiriyor. Bunlar kesinlikle doğru değildir. Diş ağrısı tespiti ve tedavisinin sadece diş hekimi tarafından yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Ancak diş hekimine gidinceye kadar ağrıyı hafifletmek için bazı çözüm önerileri de bulunmaktadır.” diye konuştu.

Hospitadent Diş Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Dt. Recep Eşkar, diş ağrısı sırasında ağrıyı hafifletmede uygulanabilecek doğal çözümleri şöyle sıraladı.

1- Diş fırçalamak çürüğe sıkışmış ve ağrıya neden olan besinleri uzaklaştırmaya yardımcı olur. Dişlerin diş ipi ile temizlenmesi ve fırçalama ağrının azalmasına neden olur.

2- Sirkeli su ve tuzlu su gargarası diş ağrılarını kısmen uyuşturur. Dişi bakterilerden temizler ve şişlikleri azaltır. Diş eti ve açık diş çürüklerine dezenfektan etkisi vardır.

3- Diş hekiminizin önerisiyle ve kullanım şartlarına uyarak ağrı kesici almanız ağrınızı belirli bir süre için geçirecektir.

4- Dişe kesinlikle aspirin, kolonya, alkol konulmamalı bunların yerine karanfil yağı tercih edilmelidir. Karanfil yağı veya kuru karanfil yüzyıllardır enfeksiyonu tedavi etmede kullanılır. Diş ağrısına iyi gelen karanfil yağı anestezik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Eugenol denilen güçlü bir madde içerir. Bakteri öldürmeye yarayan bu madde diş macunlarında da vardır. Kuru karanfil ağrıyan bölgeye konup bekletilirse o bölgeyi uyuşturarak ağrı hissini azaltır.

Ayrıca antibakteriyel özelliğinden dolayı çürük dişin çevresindeki zararlı bakterilere etki eder.

5- Buz uygulaması; ağrıyan diş bölgesine soğuk kompres uygulaması ya da soğuk su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir. Bu durumun tam tersi olarak ağrıyan diş bölgesine sıcak kompres uygulaması ya da sıcak su ile ağzı çalkalama geçici olarak ağrıyı hafifletebilir.

6- Gece diş ağrısı oluşmuşsa, yatar durumda olmak ağrıyı artıracağından yastık yükseltilebilir.

Bez Çantanın Çevreye Faydaları

15 Kasım 2016 Salı


Plastik poşetler

Plastik poşetler 1980li yılların ortalarına doğru hayatımıza girmiş ve alışverişlerde kullanılmaya başlamıştır. 1990lı yılların başlarında da hızlı bir şekilde yaygınlaşan bu ürünler alışveriş dünyasının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bu yaygınlaşma o kadar hızlı olmuştur ki fileler ve pazar çantalarının yerini kısa bir süre içerisinde plastik poşetler almıştır.

Plastik poşetlerin tüketiciye ücretsiz olarak ve sınırsız sayıda veriliyor olması doğaya ve insan hayatına ciddi zarar veren plastik poşetlerden meydana gelen dağların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. 2000li yılların başından itibaren de pek çok ülkede yapılan araştırmalar ile plastik poşetlerin 400 ila 1000 yıl gibi son derece uzun bir süre içerisinde toprağa karışabildiği ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak da ciddi çevre kirlilikleri ve pek çok sağlık problemi baş göstermiştir.

Hatta ABD’de yapılan bir araştırma çerçevesinde dünya üzerinde her bir dakika içinde 1 milyon, her yıl da ortalama 500 milyar plastik poşetin çevreye atıldığı ortaya çıkmıştır. Bu noktada plastik poşetlerin doğaya ve insana zarar veren ürünler olduğunu göz önünde bulundurursak bu durum tüm dünyanın büyük bir tehlike altında olduğunu göstermektedir.

Günden güne bu araştırmaların gerçek hayatı yansıttığı ortaya çıkmış ve artık insanlar plastik poşetlere alternatif çözümler üretmek amacı ile harekete geçmiştir. İşte bu noktada bez çantaların keşfi gerçekleşmiştir. Bundan 25 – 30 yıl öncesinde bez çantalar farklı model ve tasarımlar ile hayatımıza girmeyi başarmıştır. Hatta bu ürünlerin hayatımızdaki yeri kalıcı hale gelmiştir.

Avustralya, İrlanda, Çin, Almanya, Kanada, İngiltere ve Güney Afrika gibi bazı ülkelerin plastik poşetler içni sınırlama getirmiş olması ya da kullanımı tamamen yasaklaması, ülkemizde de bu duruma karşı önlem alınması adına çalışmaları başlatmıştır. Bu çalışmalar sonrasında da son zamanların en gözde taşıma ürünleri olan bez çantalar ülkemizde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Peki, bez çantanın çevreye faydaları nelerdir?

Öncelikle bez çantaların çevreye ve insan sağlığına hiçbir zararı olmadığını belirtelim. % 100 ham pamuktan üretilen ve aynı zamanda ham bez çanta olarak da adlandırılan bu alışveriş torbalarının üzerine yapılan baskılar, çantanın doğa dostu özelliğine zarar vermemesi adına zararı en aza indirilmiş ekolojik boyalar ile yapılmaktadır. Yani bez çantalar hem doğaya kolay bir şekilde karışabilmekte hem de bunu çevreye ya da insanlara içbir zarar vermeden yapmaktadır.

Bez çantalar pek çok çanta modeline göre çok daha maliyetsiz şekilde üretilmektedir. Son derece dayanıklı olan bu ürünler aynı zamanda kullanışlıdır ve kişiler bu ürünleri uzunca bir süre keyifle kullanabilmektedir. 
Tüm bunların yanı sıra günümüzde bez çantalar mükemmel birer reklam aracı da olabilmektedir. Birçok firma ya da markanın ürünleri için tercihlerini bez çantalardan yana kullandığını görmek mümkündür.

Ramazan'da Sağlıklı Beslenin

3 Haziran 2016 Cuma

sağlıklı beslenme
On bir ayın sultanı ramazan geliyor, bir ay boyunca oruç tutulacak. Peki oruç tutarken sağlıklı olabilmek için nelere dikkat etmek gerekiyor? Liv Hospital Ankara’dan Uzman Diyetisyen Müge Özturna sağlıklı oruç tutmanın püf noktalarını anlattı. Oruç tutacakların mutlaka sahura kalkması gerektiğini söyleyen Müge Özturna “Sahura kalkmadan oruç tutulması aç kalma süresini artırır. Bu da halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk, tansiyon ve düşük kan şekeri depresyon, konsantrasyon güçlüğü ve dikkatte azalmaya neden olur“diyor. İftarda boş mideye bir anda yüklenme yapılmaması gerektiğini de belirten Özturna mideye birdenbire yüklenmenin, çok hızlı yemenin, midede ağırlık, bulantı, gaz, yanma ve kabızlık gibi sorunlara yol açabileceğini söylüyor.

Ramazan’da kilo bile verilebilir

Bir günde alınması gereken besinler; iftar, sahur ve gece öğünlerine eşit ve dengeli bir biçimde paylaştırılırsa Ramazan’da çok sağlıklı beslenilebilir, hatta kilo bile verilebilir. Özellikle yaz aylarında daha da fazla süren uzun açlık ve susuzluk sahura kalkılmadığı zaman daha da uzar. Açlık süresinin bu kadar uzaması ile metabolizma hızı yavaşlar ve normalden daha az enerji harcar. Metabolizma ile beraber beden hareketleri de yavaşlar. Bu, vücudun açlığa karşı bir savunma şeklidir. Enerji verilmediği zamanlarda vücut ve metabolizma, harcamalarını kısmazsa kısa süre içinde yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı sağlık sorunları oluşabilir. Aç kalınan sürede vücut bütün harcamalarını azaltır, enerjiyi ve besin öğelerini tam anlamıyla tasarruflu bir şekilde kullanmaya başlar.

Günde 10-12 bardak su tüketerek karaciğerdeki yükü azaltın

Oruç tutarken sağlıklı beslenme kurallarına dikkat edilirse bir ay boyunca sindirim sistemi kendini yeniler. Normalde çok fazla tüketilen alkol, sigara gibi maddelerin daha az alınması bunu hızlandırır ve bu sayede kanın da temizlenmesi sağlanır. Mide bağırsak ve karaciğere kendini yenileme fırsatı verir. Oruç tutanlarda gün boyu su içilememesi nedeniyle vücut suyunda azalma olur. Vücudun sıvı dengesini koruyabilmek için iftardan sahura kadar bol sıvı almak çok önemlidir. Günlük 10 -12 bardak su tüketilmesi bağırsak ve böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlayarak hem kabızlık problemini engeller hem de karaciğere binen yükü azaltır.

Sahura mutlaka kalkın

Sahurda kahvaltılık besin tüketimi sağlık açısından çok önemlidir. Genelde, midenin geç boşalmasını sağlayacak, bağırsakların çalışmasını hızlandıracak ve bağırsak düzenini bozmayacak, kan şekerinin ani yükselmesini engelleyecek kepekli, bol posalı ve proteinli besinler tüketilmelidir.

Sahurda neler tüketilmeli?

Kepekli ekmek, yumurta, süt, peynir kaliteli protein kaynağı olup, tok tutucu özellikleri vardır. Susuzluk hissini azaltması için şekersiz çay içilebilir.

İftara çorba ile başlamak metabolizmayı çalıştırır

İftar ve sahurda besinleri azar azar ama sık sık tüketerek beslenmek çok önemlidir. İftara çorba gibi sindirimi kolay ve mideyi rahatlatan bir besin ile başlanmalıdır. Çorba, kahvaltılık ürünler ve salata ile oruç açıldıktan yarım saat sonra ana öğün tüketmek hem metabolizmayı çalıştırır hem de boş mideye birden yemek yemenin yol açabileceği sağlık sorunlarını engeller.

İftarda neler tüketilmeli?

Lifli ve kana geçiş hızı düşük olan esmer tahıl ürünleri, sebzeler, kuru baklagiller, salata gibi besinleri tercih etmek, iftar sonrası yaşanabilecek sağlık sorunlarını engeller. İftardan birkaç saat sonra ana öğünde etli veya etsiz, az yağlı sebze yemeği ile az miktarda pilav, makarna veya börek yenebilir. Bunun yanında yoğurt, ayran veya süt tüketimine özen gösterilmelidir. Günde en az 2 porsiyon meyve veya şekersiz hoşaf tüketilebilir. Ramazan denilince akla tatlılar gelir. İftarın ardından tatlılar hemen tüketilmemelidir. Şerbetli hamur tatlıları ya da kızartılan tatlılar yerine sütlaç, güllaç gibi sütlü tatlılar veya meyve yenmelidir.

Sıcak günlerde sağlıklı oruç tutmanın püf noktaları

su ve hurma
Ramazan ayında normal beslenme düzeni bozuluyor, iftar ve sahur ile öğün sayısı sınırlanıyor. Sıcak ve uzun günlere denk gelen Ramazan ayında oruç tutanların sağlıklarına da dikkat etmesi gerekiyor. Bunaltan sıcaklarla beraber açlık ve susuzluk insan dengesini sarsıyor. Özellikle kırmızı et, ekmek, makarna, pilav, tatlı, hamur işleri tüketimlerinde artış olduğunu ve başta su olmak üzere, sebze ve meyve tüketiminin de azaldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu “Hâlbuki bu dönemde günlük alınması gereken enerji ve besin öğelerinin oranları değişiyor. O nedenle Ramazan ayında oruç tutacak bireyler, diğer zamanlarda olduğu gibi sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstermeliler” dedi.


Ramazan’ın yaz aylarına denk gelmesi, oruç tutanlar için uzun süreli açlık dönemlerini de beraberinde getiriyor. Bu durumda vücutta metabolizma hızı yavaşlıyor ve enerji tasarruflu bir şeklide kullanılıyor. Kronik hastalıkları olan kişilerin oruç tutma konusunda mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, Ramazan’da Acil Servis’e müracaat eden hastalarda en sık ülser ve mide kanamalarına rastlandığını belirterek önemli uyarı ve açıklamalarda bulundu.


Sahur atlanmamalı

Oruç tutan kişinin sahur yemeğini yemeden oruç tutarsa, vücudu için gereken glukozun sağlanmasında rol alan depoların hızla tükendiğini ve organların fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde yerine getiremediğini anlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Orucun ilk saatlerinde kan şekeri (glukoz) önce düşüş eğilimi gösterir. Ardından vücutta koruyucu mekanizmalar devreye girer ve ilk önce “glikojen” adı verilen karaciğerde depolanmış olan şeker parçalanarak dolaşıma geçer. 5-6 saat süre ile kan glukoz düzeyini normal sınırlarda tutar. Orucun ilerleyen saatlerinde glikojen tükenir ve glukoz düzeyini normal sınırda tutmak için bu kez “glukoneojenezis” olarak tanımlanan glukoz dışı moleküllerden (aminoasid, laktik asid, piruvik asid gibi) glukoz üretimi başlar. Böylece başta beyin olmak üzere tüm organ ve dokuların sağlıklı çalışması için gereken glukoz temin edilmeye çalışılır” açıklamasında bulundu.


Kronik hastalıkları olanlar Ramazan’dan önce doktor kontrollerini yaptırmalı

Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, beyin damar hastalığı, diyabet, kan yağlarında yükseklik (hiperlipidemi), obezite, kronik böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıkları olan hastaların oruç tutma konusunda Ramazan ayından önce kendilerini takip ve tedavi eden hekimlerin tavsiyelerini mutlaka almaları gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Hastalar kendilerine özgü düzenlenmiş olan diyet programlarına uymalı, sigaradan uzak durmalı, tuz kısıtlaması yapmalı, günde 1.5 litre kadar su tüketmeleri yararlı olacaktır. Ayrıca düzenli almaları gereken ilaçların kullanımında herhangi bir aksaklığa yer verilmemesi, ilaçların kullanım periyodlarının mümkünse sahur ve iftara göre ayarlanması konusunda da hekimlerinin görüş ve onayını almaları gerekir” dedi.


Kalp, diyabet, böbrek hastaları dikkatli olmalı

Kalp, diyabet ve böbrek hastalarının Ramazan ayı öncesinde hekimleri ve diyetisyenlerinin beslenme ve hastalıklarının tedavisi ile ilgili önerilerini almaları gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Atasoyu ”Oruç döneminde hastaların yağlı, karbonhidrattan zengin (hamur işi, tatlı gibi), tuzlu besinlerden uzak durmaları önemlidir. Kalp hastalığı hafif düzeyde olan koroner arter hastaları ve kalp kapak hastaları oruçtan fazla etkilenmese de, kalp hastalığının derecesi ile ilgili olarak kan basıncı düşüklüğü (hipotansiyon), kalp ritm bozuklukları görülebiliyor. Özellikle tip I diyabetikler (insüline bağımlı) başta olmak üzere tüm diyabetik hastalarda oruç gibi uzun süre aç kalmayı gerektiren durumlarda, kan şekeri düşebilir. Kronik böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastalar sahur ve iftar yemeklerinde aşırı miktarda ve tuzlu yemeleri, çok su içmeleri durumunda vücutlarında sıvı birikimi ve kanda potasyum düzeyinde yükselme gibi hayati risk taşıyan durumlar ortaya çıkabilir. Kronik böbrek yetmezliği olan fakat diyaliz tedavisi görmeyen hastalar da kullanmak durumunda oldukları tansiyon ilaçları, idrar söktürücü ilaçlar nedeni ile tansiyon düzeninde anormallikler, elektrolit dengesinde bozulmalar görülebilir” dedi.


Hamileler ve mide rahatsızlığı olanlar oruç tutmamalı

Diyabetik hastalarda tedaviye uyumu zayıf, kan şeker düzeyi kontrolsüz, hamile, daha önce diyabetik koma geçirmiş, diyabete bağlı kalp, böbrek hastalıkları olanların oruç gibi uzun süre aç kalmayı gerektiren aktivitelerde bulunmalarının sakıncalarını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bu hastalıklara sahip olanların ve hamile olanların oruç tutmaları konusunda ilgili hekimlerin görüşünü kesinlikle almaları gerekir. Ayrıca Ramazan ayında Acil Servis’e müracaat eden hastalarda en sık görülen hastalık mide-duodenum ülseri ve buna bağlı gelişen kanama veya mide-duodenum duvar yırtılması tablolarıdır. O nedenle aktif ülseri olduğu bilinen, yakın zamanda mide kanaması geçirmiş hastaların oruç tutmamaları gerekir. Daha önce ülser tedavisi görmüş, halen yakınması olmayan, fakat mide asidi salgısı fazla olan hastalar oruç konusunda hekimlerine danışmalılar ve uygun görülürse asit salgısını düzenleyici ilaçlar kullanarak oruç tutmalarına izin verilebilir” dedi.


Migreni olan ve psikolojik ilaç kullanan hastalar doktorlarına danışmalı

Baş ağrısının, uzun süre aç kalan kişilerin yaklaşık % 40’ında görüldüğünü söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Açlık süresi uzadıkça baş ağrısı gelişme riski de artar. Migren gibi baş ağrısı gelişmeye eğilimli kimseler oruç tutma kararı vermeden önce hekimlerine danışmalılar. Ayrıca Ramazan ayında oruç tutmak için sahura kalkılması nedeni ile uyku düzeninde değişiklikler olabilir. O nedenle genellikle uyku sorunları da olan psikiyatrik hastalar için bu durum önemli olabilir. Ayrıca uzun süreli açlığın kişinin mizacı ve duygusal duyarlılığı üzerinde de etkileri olabilmektedir. Psikiyatrik sorunları nedeni ile ilaç tedavisi görmekte olan hastaların oruç tutma kararı verirken, hastalığın derecesini belirleyerek izlenecek yolu ortaya koyacak olan psikiyatri uzmanına danışmaları gerekir” açıklamasında bulundu.

Genç Yaşlarda Beyin Kanaması Riskine Dikkat!

4 Mayıs 2016 Çarşamba

beyin kanaması
Beyin kanamaları sadece yaşlılarda değil gençler arasında da sıklıkla yaşanabiliyor. Daha çok doğuştan gelen damar anomalileri ve aktif geçirilen gençlik döneminde meydana gelen travmalara bağlı olarak yaşanan beyin kanamalarında erken teşhis hayati önem taşıyor. Gençlik döneminde yaşanan şiddetli baş ağrıları ve aşırı dalgınlık belirtilerinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Şişli / Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, gençlerde yaşanan beyin kanamaları hakkında bilgi verdi.

Gençler travma bakımından daha riskli gurupta

Beyin kanamaları, kafatası ve beyin zarının arasında ya da beyin zarının altında meydana gelmektedir. Kafatası ve beyin zarı arasında meydana gelen kanamalar daha çok travmalar, darp, yüksekten düşme veya trafik kazaları sonucu oluşan kırıklarla meydana gelmektedir. Kafatasında oluşan büyük, açık ya da çizgi şeklinde bir kırık, damarı yırtarak zarın üzerinde kan toplanmasına neden olmaktadır. Bu tür kanamalar, kişide giderek artan bir uyandırılma zorluğuna yol açmaktadır. Gerekli müdahale yapılmazsa kanama ölümle sonuçlanacak büyüklüğe ulaşabilmektedir. Diğer yaş guruplarına göre daha aktif bir yaşam süren, gezmeyi seven, kalabalık konserlere giden ya da ağır sporlarla uğraşan gençlerin travmaya maruz kalma riski daha fazladır.

Hastalığınız doğuştan gelebilir

Beyin zarının altındaki kanamalar ise çok çeşitli olabilmektedir. Bu kanamalar yine travmalardan kaynaklanabileceği gibi beyin içindeki bir damarın yırtılmasıyla da meydana gelebilmektedir. Özellikle gençlerde beyin dokusu içindeki kanamalar doğuştan gelen damar yumağı hastalığında görülmektedir. 15-40 yaş arasında damar yumağına bağlı kanama görülme sıklığı diğer yaş gruplarına göre daha fazladır.

Dalgınlığınız beyin kanaması belirtisi olabilir

Beyin kanamaları epileptik nöbetlerle ve tekrarlayıcı baş ağrılarıyla belirti verebilmektedir. Bununla birlikte sık sık geçirilen dalgınlıklar da geçirilen nöbet anlamına gelebilmektedir. Ayrıca;

  •     Kol ve bacaklarda istemsiz hareketler.
  •     Bilinç kaybıyla birlikte düşme, yığılma veya kasılma.
  •     İdrar kaçırma.
  •     Ağızdan köpük gelmesi
  •     Kulaktan gelen su şırıltısı, çınlama ya da çalışan saat sesi gelmesi.
  •     Sabah uyandığında bile görülen baş ağrısına bulantı, kusma atakları, bilinç kayıpları ve vücudun bir tarafında uyuşma yaşandığında beyin kanamasından şüphelenmek gerekmektedir.

Bu belirtiler devamlılık gösteriyorsa üzerinde durulması ve kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

Kafa basıncını arttıran danslardan kaçının

Genç yetişkinlerde yüksek tansiyon beyin kanaması açısından risk oluşturmaktadır. Baloncuk olarak bilinen anevrizma ya da damar yumağı bulunan hastalarda sigara ve madde bağımlılığı beyin kanaması riskini arttırmaktadır. Güneş altında çok kalma, aşırı yorgunluk, kafa basıncını arttırıcı danslar ve rock konserlerinde kafa sallama gibi aktiviteler var olan bir damar yumağının ya da anevrizmanın kanamasına neden olabilmektedir. Bu faktörler anevrizma veya damar yumaklarının oluşmasına neden olmamakla birlikte, var olan rahatsızlığın kanamasına yol açabilmektedir.

Tedavide cerrahi ön plana çıkıyor

Beyin kanamasına yol açan rahatsızların tedavisinde cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır. Cerrahinin riskli olabildiği durumlarda Cyber Knife, Gamma Knife ve True Beam gibi cihazlarla kanamaya neden olan rahatsızlığa müdahale edilebilmektedir. Ayrıca, kasıktan damara girilerek kanamaya neden olan anevrizma ya da damar yumağının içine, kan akışını durduracak dolgu maddelerinin yerleştirildiği, endavasküler yöntemler de mevcuttur. Bazı durumlarda üç yöntemin kombinasyonu uygulanmaktadır. Her vakanın özelinde, radyolojik bulguların da yardımıyla hastanın hangi tedaviye daha iyi cevap vereceği belirlenmektedir. Hastaların sosyal hayata kısa sürede dönmesini sağlayan cerrahi yöntemler nöronavigasyon gibi ileri teknolojiler sayesinde daha güvenli yapılmaktadır.

Beyin sağlığınızı korumak elinizde

Beyin kanaması açısından riske yol açan faktörleri en aza indirmek mümkündür. Bu noktada kişinin hem bireysel hem de sosyal çevreye ilişkin alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır;

  •     Günlük aktivitelerinizi iyi düzenleyin. İş saatinde iş yapmaya, uyku saatinde uyumaya özen gösterin. Biyoritminizi bozmayın.
  •     Sağlıklı ve dengeli beslenin. Kolalı içecekler ile organik olmayan, işlenmiş gıdalar tüketmeyin.
  •     Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazlardan mümkün olduğunca uzak durup, çevrenizde oluşan elektromanyetik alanı azaltın.
  •     Kazalara karşı önleminizi alın, kafa travmalarından korunmaya çalışın.
  •     Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmayın.

Limonlu Su İçilmeli mi?

7 Nisan 2016 Perşembe

limonlu su
Limon turunçgiller ailesinden bir meyvedir. Bu nedenle C vitamini yönünden zengin bir meyvedir. 
 
Limon, diğer meyve ve sebzeler gibi birçok vitamin, mineral ve fitokimyasal adı verilen bileşikleri bol miktarda içermektedir. Kuvvetli aroması nedeniyle salatalara ve yiyeceklere güzel bir tat katar. Limon, magnezyum ve bakır yönünden zengin bir besindir. Limon tüketiminin kan damarlarını genişletici etkisiyle kan akımı hızlanır. Bu da kalp damar sağlığı açısından olumlu bir etki yaratır. Limon damar açıcı özelliğiyle karaciğerin sağlığı açısından önem taşır. Limon suyunu sabah uyandığımızda hemen içersek sindirim sistemimizi harekete geçirir. Sabah düzenli olarak içilen limonlu su barsak hareketlerinizin düzenli olmasına yardımcı olur.

Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür

İçeriğindeki sitrik asit nedeniyle enzim aktivitesini artırıp karaciğeri temizler dolayısıyla toksit maddelerin atımını hızlandırır. Toksit maddelerin vücutta birikimi cildinizde elastikiyet kaybına neden olur, kırışıklıkları artırır. Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür. C vitamininin vücuttaki yağın metabolize edilmesinde rol oynadığını düşündürecek bazı araştırmalar vardır. “Amerikan Klinik Beslenme Dergisinde” yayınlanan bir araştırma, yeterli miktarda C vitamini alan katılımcıların egzersiz sırasında yağ yakımını artırdığını belirtmektedir. Araştırmacılar yeterli miktarda C vitamini alanlarda daha düşük beden kitle indeksi seviyesi görülebildiğini söylemektedir. C vitamini tek başına zayıflatıcı etkide değildir ancak egzersiz sırasında yeterli C vitamini tüketenlerin yağ yakımı daha iyi olduğundan kiloları da daha azdır.

Diyetinize destek olan limonlu suyunuzun içerisine güzel bir koku ve lezzet katması için tarçın ekleyebilirsiniz. Araştırmalarla kanıtlanan kan şekeri kontrolüne yardımcı olan tarçın iştahınızı kontrol altına alırken zayıflamanıza da yardımcı olacaktır.

Tarçın ve limon eklediğimiz su alkali mi olmalı?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün yayımladığı içilebilir su rehberinde vurgulanan en önemli nokta suyun pH’sının insan sağlığına etkisinin olmadığıdır. Yapılan çalışmalara göre vücudumuz için önemli olan dengedir.Aşırı asidik ya da aşırı alkali su insan sağlığına olumsuz yönde etki etmektedir.
Limon, içeriğindeki zengin bileşikleriyle kilo kaybının ötesinde sağlık yararları sağlayabilmektedir. O yüzden limonu sofralarımızdan eksik etmeyelim

Anne estetiği ile form kazanın

estetik international
Annelik kadınlara bahşedilmiş en kutsal görev fakat doğum sürecinde alınan kilolar, çatlayan ve formunu kaybeden karın bölgesi, emzirme döneminden sonra sönen göğüsler ise modern kadını en çok düşündüren sorunlar arasında yer alıyor.

Doğum sonrası estetiği olarak da geçen annelere özel yapılan bu uygulama ile oluşan tüm bu problemler ortadan kaldırılabiliyor. Konu hakkında bilgi veren Op. Dr. Bülent Cihantimur şunları söyledi:” Doğum yapmak, anne olmak dünyanın en kutsal görevlerinden bir tanesi ama kadınların çoğu doğum sonrasında bedenlerinde oluşacak deformasyon için son derece fazla düşünüyor ve bunu problem haline getiriyorlar. Kadın bedeni için doğum bir travma olabilir, bunu olabildiğince rahat atlatabilmek için öncelikle kilo alımına dikkat edilmesini öneriyorum. Sonrasında anne estetiği dediğimiz uygulama ile bedenlerini tekrar toparlamak mümkün”.

Mummy make over, anne estetiği

“Anne estetiği- mommy makeover içerisinde birkaç estetik müdahalenin olduğu, adı üzerinde annelere yönelik, doğum sonrası deformasyonunu kapsayan bir uygulamadır. Doğumdan sonra karındaki çatlakların giderilmesinde en etkili çare olan ve karın bölgesini forma sokan karın estetiği, göğüs estetiği ve bir takım genital sorunlar bu uygulama içerisinde çözümlenir. Kadınlar artık bu tarz uygulamalara sıcak bakıyorlar çünkü artık herkes bedeninin kıymetini çok iyi biliyor ve doğumdan sonra hayatlarına kaldıkları yerden daha da form kazanarak devam etmek istiyorlar” ifadesinde bulunan Op. Dr. Bülent Cihantimur, anne estetiğinde kişiye özel cerrahi planlama yapıldığını da söyledi.

İyileşme dönemi daha çabuk

“Annelerin bebeklerini emzirmeleri ortalama 2 sene kadar sürüyor ve bedenin kendini toparlaması ise 1 seneyi buluyor çünkü 9 ayda şişen, gerginleşen karın yapısı anca yine 9 ayda toparlanır. Sonrasında anne estetiği düşünülebilir. Emzirme döneminiz 2 seneden az sürerse, 1. senin sonunda da anne estetiğini düşünebilirsiniz. Teknolojinin gelişmesi ve kullandığımız teknik ve materyaller artık eskiye nazaran çok daha çabuk bir şekilde iyileşme döneminin geçmesini ve toparlanılmasını sağlıyor” diyen Cihantimur, işlemin genel anestezi altında yapıldığını söyledi.

Yaza fit girmenin 10 kolay yolu

5 Mart 2016 Cumartesi

limonlu çay
Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu “İyi Yaşa” platformunda beslenme önerilerinde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kışın alınan kilolardan kurtularak yaza hafif girmeyi sağlayacak 10 kolay yöntemi paylaştı.

Şeber, “Soğuk havalarda iştahın açılması, evde geçen zamanın artması, uzun gecelerde can sıkıntısı ile bitmek bilmeyen atıştırmalar bahara “kilo aldım” stresi ile girmenize neden olmasın. Basit yöntemlerle iştahı dengelemek ve metabolizmayı hızlandırmak çok kolay” dedi.


Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin “İyi Yaşa” platformunda sağlıklı yaşam üzerine önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kış aylarında alınan kiloları kolayca vermenin yollarını sıraladı:


Bitki çaylarından destek alın

Şekersiz tüketilen bitki çaylarının iştahı azaltmada yardımcı olacağını belirten Şeber, yeşil çay ve beyaz çayın metabolizma hızlandırıcı etkisinden yararlanmak için günde 2-3 kupa kadar tüketilmesi gerektiğini vurguladı.


Yatmadan 2 saat önce yemeyi bırakın

Yatmadan hemen önce atıştırmanın daha fazla yağlanmaya yol açabileceğinin uzun zamandır bilinen bir gerçek olduğunun altını çizen Şeber, “Kan şekeriniz çok yüksek olursa uyku kalitenizde de azalma olur. Bu nedenle uykudan iki saat önce yemeyi bırakın” dedi.


Atıştırmak istediğinizde önce su için

Birçok kişinin açlık ve susuzluğu karıştırdığını dile getiren Gizem Şeber, “Bu nedenle de yetersiz su tüketen birçok kişi sürekli atıştırmalara yönelir. Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde önce su için ve en az 10 dakika bekleyin. Açlığınızın, ilk şiddetinde olmadığını göreceksiniz” dedi.


Baharat dünyasına girin

Kırmızı pul biber, karabiber, zerdeçal ve zencefil gibi birçok baharatın metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olduğunu belirten Seber, tarçının kan şekerini dengeleyerek tatlı isteğini azaltma konusunda sağladığı desteğin önemini ele alarak sofralarımızda baharatlara yer açmamız gerektiğini vurguladı.


Probiyotiklerin dost olduğunu unutmayın

Kabızlık sorunu olanların yılda ortalama 3 kg daha fazla almaya eğilimli olduklarının bilimsel çalışmalarca tespit edildiğini belirten Şeber, “Probiyotiklerin düzenli tüketimi kabızlıktan korur. Günde bir tane probiyotik yoğurt veya bir bardak kefir tüketerek metabolizmanıza yardımcı olabilirsiniz” dedi.


En az 5 saat uyuyun

Günde 5 saatten az uyuyanların, normal uyku süresini tamamlayanlara göre günde 300 kalori daha fazla almaya meyilli olduklarına dikkat çeken Şeber, uyku düzenine dikkat etmenin ve 5-8 saat arası uyumanın kışın kilo almaktan koruyacak başka bir metod olduğunu belirtti.


Tam tahılları tercih edin

Beyaz un ve beyaz şekerin kan şekerini hızlı yükseltip düşürdüğü için daha çabuk acıkmaya ve daha sık tatlı istenmesine neden olduğunu ifade eden Şeber, “Bu nedenle karbonhidrat kaynağı olarak tam tahıllı ekmekleri, bulgur, tam tahıl makarnası gibi kaliteli karbonhidratları tercih edin” diyerek önerilerini sonlandırdı.

Göbeğimizde asıl görmek istediğimiz baklava dilimleri; Six Pack!

4 Mart 2016 Cuma

six pack
Son yıllarda erkekler sixpack kelimesini ağızlarından düşürmüyorlar. Bir kısmı haklı; Sürekli spor yapmalarına karşın karın kasları istedikleri kadar maskülen olamıyor. Ama çoğunluğu ne spor yapıyor, ne de diyetine özen gösteriyorlar. Buna karşın ideal bir vücut özellikle de karın kası beklentisi içindeler.

İdeal düz bir karın, emek vermeden de olabiliyor, yani yapısal olarak kaslı ve yağsız yemeden ve içmeden etkilenmeyen bir karın görüntüsüne ender rastlanır. Güzel bir karına sahip olmak ya da var olanı korumak emek ister. Superplast Estetik ve Cerrahi Merkezi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Hüseyin Güner Bunun için egzersiz ve diyet konusunda gereken özenin gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Diyete Özen Gösterme

2 tip açlık durumu vardır. Sık sık acıkma ya da uzun sure tok kalabilme durumu. Yani günde 5-6 öğün yiyenler veya günde tek öğün yiyenler. Op.Dr.Hüseyin Güner, ne yediğimizin aslında sanıldığı kadar önemli olmadığını ancak ne zaman ve ne kadar yediğimizin önemli olduğunu kaydetti. Op.Dr. Güner güzel bir karına sahip olmayı isteyenlere şunları önerdi.

Diyetle ilgili en önemli tüyolar. Her defasında sofradan tam doymadan kalkmak, Yemekten hemen sonra tatlı veya meyve tüketmemek, akşam yemeğini saat 19:00’dan önce ve az miktarda tüketmek, alkol ve diyet ürünlerinden uzak durmak,, şekerli, unlu, nişastalı yerine sebzelerden ve gerçek tam buğdaylı ekmekten karbonhidrat ihtiyacını karşılamak. Sık acıkanlar için sürekli bir şeyler atıştırmaktansa ara öğünler oluşturup, çiğ kuruyemiş veya ekşi meyve tüketerek tokluğu sağlamaları gerekiyor.

Düzenli(Haftada 3 +) Egzersiz Yapmak

Her egzersiz karın kaslarını çalıştırmaz. Plates, Basketbol, Futbol, Boks, extreme sporlar ayrıca karın egzersizi gerektirmezken kardio, bodybuilding, düz koşu, gibi sporlar fazladan karın kası egzersizi gerektirebilir. Karın için en etkili çalışma düz ve sağ-sol tam dönülerek yapılan ve 45 dereceyi geçmeyen crunch hareketidir.Süre 30 dakika olmalı, bu sürede

1000-2000 arası bir rakama ulaşmayı hedeflemeliyiz. Sadece böyle crunch çalışıp ,haftada 5 kez, 30 dakika ile ideal bir karına sahip olabilirsiniz.

Ancak tüm bunları “ben yapamam!” diyet, egzersiz bana göre değil derseniz, biz estetik-plastik ve rekonsrüktif cerrahi uzmanlarına başvurmanız gerekir. Sixpack-baklava dilim görünümünde düz bir karın için yüzde yüz bir sonuç elde edilemese de, hastanın olduğundan çok daha ince bir bel ve karnı 1-2 saat içinde acısız oluşturulabilir. Slim Lipo3 cihazı veya Smart Lipo triplex yada yeni jenerasyon Vaser Lipo ile istenilen bu sonuçları elde etmek mümkün ve oldukça da kolay.

Vaser Lipo yönteminde herhangi bir hasar yaratmadan, yağ dokusu içine ses dalgaları gönderilerek yağlarda erime oluşturulur ve emme yolu ile dışarıya çıkartılır. Ancak fazla kilolu hastalarda bu yöntem kullanılmıyor. Bunun yanısıra kasları öne çıkarmak için karnın yan tarafından alınan alıp belli bölgelere yağ enjeksiyonu uygulanabilir. Böylece doğal ve fit bir görünüm elde edilebilir.Ancak burada dikkat edilecek nokta kişinin kilo almamasıdır.

Bu uygulamaların ardından 7-10 gün korse kullanımı yeterli gelmektedir.

Ayrıca protez kas sistemiyle baklava görünümlü karın yapılıyor. Baklava şeklindeki protezi karnın alt bölgesinden girerek yerleştiriyoruz. Operasyon takriben 1-2 sürüyor. Dikişler belli olmuyor. Çoğunlukla zayıf veya spor yaparak istediği görünümü elde edemeyen erkeklerin tercihi yapay kas operasyonları oluyor. Ancak bu uygulamaya herkes uygun olmayabiliyor. Ayda ortalama 5-10 civarında hasta başvuruyor. Uygun kişilere yapıldığı takdirde son derece başarılı bir yöntem. Aynı zamanda katı silikon kullanıldığı için herhangi bir kazaya maruz kalındığında risk oluşturmadığı gibi yapay kas olduğu da anlaşılmıyor. Elastik oldukları için şekil değiştirme riski de yok. Karın protezinde bir ay eğilip kalkmak, denize girmek, güneşlenmek, yüzmek, ağır hareket ve egzersiz yasak. Daha sonra kişinin sağlıklı beslenmesi ve spor yapması uygun olur. Yöntemin uzman hekim tarafından yapıldığı takdirde hiçbir yan etkisi yok.

Tüm bu uygulamaların başarılı olmasında ki tek şart ise , hastanın bunu gerçekten istemesi ve disiplinli bir şekilde çalışarak çaba göstermesi.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger