Bel ağrısı belirtileri ve tedavi yöntemleri

14 Temmuz 2017 Cuma

sağlık blogu
Hemen herkesin mutlaka bir bel ağrısı tecrübesi olmuştur. Kimi okula, işe gidemeyecek kadar ağır; kimisi daha hafif ama sabit...
 
 
Peki  “Doktora görün” sinyali veren bel ağrısı belirtileri nelerdir ve nasıl tedavi edilir?

 
 
 
 
 
 
Bu belirtiler varsa DİKKAT!
  • Yeni bağırsak veya mesane problemlerine neden olduysa
  • Ateş yükseliyorsa
  • Düşme sonrası veya belinize direkt darbe varsa
  • Şiddetli ve dinlenme ile iyileşmiyorsa
  • Özellikle ağrı bacağınıza ve dizin altına yayılırsa
  • Bir veya iki bacakta güçsüzlük, uyuşma veya karıncalanmaya varsa
  • Açıklanamayan kilo kaybının eşlik ediyorsa

Peki ne zaman doktora gitmeli?

İki hafta içinde ev istirahati ve kişisel bakım ile kademeli olarak iyileşmeyen bel ağrısı mutaka bir hekim görüşü gerektirir.

Bel sağlığınız için küçük tüyolar, büyük fayda sağlar

Egzersiz : Düşük tempolu aerobik egzersizlerle, bel gücü ve dayanıklılığınızı artırarak kaslarınızın daha iyi çalışmasını sağlayabilirsiniz. Yürüyüş ve yüzme iyi seçimlerdir. Doktorunuz sizi en doğru egzersize yönlendirecektir.

Sağlıklı kilo : Fazladan her bir kilo, belinize 5 kiloymuş gibi yansır. Fazla kilo, bel ağrılarınızın düzelmesini engellediği gibi; ana sebebi de olabilir.

Doğru duruş : Uzun süre ayakta durmanız gerekirse, belinizi biraz rahatlatmak için bir ayağınızın altına 10-15 cm’lik tabla yerleştirin. Belli aralıklarla ayaklarınızın pozisyonunu değiştirin. İyi duruş, bel kaslarındaki stresi azaltabilir.

Doğru oturuş :  Bel desteği, kolçağı ve döner tabanı olan bir koltuk seçin. Belinize bir yastık veya havlu koyun. Dizlerinizi ve kalçalarınızı koruyun. Konumunuzu en az yarım saatte bir değiştirin.

Doğru kaldırma : Ağır kaldırmaktan kaçının. Mecbur kalırsanız, bacaklarınızdan destek alın. Belinizi dik tutun ve sadece dizlerinizi bükün. Yükü vücudunuza yakın tutun. Nesne ağır veya dengesiz ise mutlaka yardım isteyin.

Bel ağrısı tedavi yöntemleri nelerdir?

Ağrı kesiciler : Ağrı kesicileri mutlaka doktorunuzun yönlendirmesiyle kullanın. Aşırı ilaç kullanımı, ciddi yan etkilere neden olabilir.

Kas gevşeticiler : Hafif-orta bel ağrısı ağrı kesiciler ile düzelmezse, doktorunuz bir kas gevşetici de önerebilir. Baş dönmesi ve uyku yan etkileri görülebilir

Topikal ağrı kesiciler : Bu krem ve merhemleri ağrıyan bölgeye sürebilirsiniz.

Narkotik : Bu tür ilaçlar, kodein veya hidrokodon olarak, doktorunuzun yakın gözetimi altında kısa bir süre için kullanılabilir.

Antidepresanlar : Mutlaka doktor önerisiyle verilen düşük doz antidepresanlar, depresyon üzerindeki etkiden bağımsız olarak kronik bel ağrısının bazı türlerini de rahatlatır.

Enjeksiyonlar : Mevcut tedavi ile ağrı dinmiyor ve/veya bacağa yayılıyorsa kortizon enjeksiyonu kullanılabilir. Direkt kas içine yapılacağı gibi, ağrı kesici bir ilaç ile birlikte epidural boşluğa da uygulanabilir. Bu kortizon enjeksiyonu sinir kökleri çevresinde iltihabı azaltmaya yardımcı olur, ancak ağrı üzerindeki etkisi 6-12 ay sürer.

Fizik tedavi ve egzersiz : Fizik tedavi, bel ağrısı tedavisinin temel taşıdır. Fizyoterapist; acıyı azaltmak için ısı, ultrason, elektriksel uyarı ve kas gerdirme teknikleri gibi bel kasları ve yumuşak dokulara çeşitli tedaviler uygulayabilir. Ağrı iyileştikçe, terapist size esneklik kazandıracak, belinizi ve karın kaslarınızı güçlendirecek egzersizleri verir ve böylece duruşunuzu düzeltir. Bu teknikleri düzenli olarak kullanmak, ağrının geri gelmesini önlemeye yardımcı olabilir.

Ameliyat : Bel ağrısı için ameliyata nadiren ihtiyaç duyulur. Ağrı bacağa yayılıyorsa ve sinir basısı nedeniyle bacak kaslarında kuvvetsizlik geliştiyse ameliyattan faydalanabilirsiniz. Ameliyat, genellikle omurganın daralması (spinal stenoz) veya bel fıtığı gibi yapısal sorunlarla ilgili ağrının diğer tedavi yöntemlerine cevap vermediği durumlarda uygulanır.

Alternatif tıp : Bir takım alternatif tedaviler be ağrısı semptomlarını hafifletebilir. Herhangi bir yeni alternatif terapiye başlamadan önce yararları ve riskleri doktorunuzla tartışın.

Karyopraktik bakım : Bir terapist ağrınızı hafifletmek için omurganızın belli noktalarına tedavi uygular.

Akupunktur : Vücudun belli bölgelerine batırılan steril iğnelerle uygulanır.  Bel ağrısı olan hastalarda ağrıların hafiflemesine yardımcı olabilir.

Masaj : Yorgun ve gergin bel kaslarının rahatlatılmasında masajın faydası olacaktır.

Yoga :Yoga, belirli duruş veya pozlar, nefes egzersizleri ve gevşeme tekniklerini içeren geniş bir disiplindir. Yoga, kaslarınızı gerginleştirir ve güçlendirir ve duruşunuzu düzeltir. Ancak sizi zorlayan ve ağrıya sebep olan hareketlerden uzak durmak gerekir.

Bioenerji : Üzerinizdeki hem duygusal hem fiziksel yükler belinizde ve sırtınızda ağrıya sebep olur. Bioenerji uygulaması ile bu yükler hafifletilebilir.

Algı değişimi : Uzun süreli veya fiziksel olarak herhangi bir bozukluk saptanmayan (hatta bazen saptanan) durumlarda beyninize ve dolayısıyla bilinçaltınıza hükmederek vücudunuzdan ağrıyı uzaklaştırabilirsiniz.

Meme kanserinin belirtileri nelerdir?

13 Temmuz 2017 Perşembe

sağlık blogu
Her sekiz kadından biri meme kanseri ile karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser çeşidi olması, erken teşhisin ne kadar önem taşıdığını gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, erken tanı için hastalara 20 yaşından itibaren her ay kendilerini kontrol etmelerini, 40 yaş üzerindekilerin de her yıl mamografi ve klinik meme muayenesi yaptırmalarını önerdiklerini ifade ediyor.

Meme kanserinin gidişatını belirleyen faktörler

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Süheyla Bozkıran, hastalığın gidişatını belirleyen faktörleri söyle sırladı: “Yaş, menopoz durumu, ırk, tümör histolojisi, reseptör durumu, tümör evresi bunlardan bazılarıdır.”

Meme kanserinin belirtileri

1. Memede büyüme/asimetri, şekil bozukluğu, renginde değişiklik.
2. Koltuk altında ele gelen kitle
3. Meme başında içeri doğru çöküntü, çekinti, şekil bozukluğu.
4. Meme başından akıntı (özellikle tek kanaldan, kanlı veya şeffaf).
5. Meme başı derisinde kabuklanma, soyulma.
6. Meme cildinde ödem, portakal kabuğu görüntüsü, içeri doğru çekinti.
7. Meme cildinde kızarıklık, yara oluşması.

Evde diş taşı (tartar) nasıl temizlenir?

12 Temmuz 2017 Çarşamba

sağlık blogu
Ağız ve diş temizliği için gerekli önemi göstermiyor ve yeterli temizlenmediğinde diş taşı oluşumuna davetiye çıkarıyoruz. Bu nedenle diş eti çekilmesi gibi bir çok problem yaşıyoruz. Bu problemlerin önüne geçmek veya en aza indirebilmek için bir kaç yöntemle evde diş taşlarınızı temizleyebilirsiniz.

1. yöntem

-40 gram ceviz kabuğu
-1 su bardağı su

Hazırlanışı:

- Ceviz kabuklarını suyun içine atın ve 20 dakika boyunca kaynatın, suyunuz kaynamaya başladıktan sonra altını kapatın ve 10 dakika bu şekilde soğumaya bırakın. Daha sonra diş fırçamızı bu suya batırıp dişlerinizi iyice fırçalayın.

Kanayan diş etleri için de oldukça faydalı olan bu karışım, diş eti iltahapları içinde oldukça yararlıdır.

-Günde 3 kere tekrar edebilirsiniz

2. yöntem

-Karbonat

Uygulanışı:

Evde diş taşı temizliği için uygulanacak diğer  yöntemlerden biri de diş fırçasına karbonat eklemek ve bir dakika boyunca fırçayı dile ve damağa değdirmeden dişleri fırçalamaktır.

Zona hastalığı belirtileri nelerdir?

11 Temmuz 2017 Salı

sağlık blogu
Zona hastalığı halk arasında gece yanığı olarak isimlendirilmektedir. Bu hastalık çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Zona oluşmaya başladığında nasıl belirtiler verir, zona hastalığı belirtileri nelerdir, diyorsanız açıklayalım…

Zona hastalığı belirtileri

Zona hastalığında iltihap sinir köklerine yerleşir. Bu durumun sonucunda kıl köklerinde çeşitli yumurtalar birikir. Yumurtaların birikmesi sonucunda, kıl köklerinde yumurtlama meydana geldiği andan itibaren Ağrılı ve sancılı süreç başlar.  Bu durumun sonucunda deri köklerinde küçük kabarcıklar meydana gelir.

Zona hastalığı deride kızarıklık ve kabarıklık haricinde şu şekilde belirtiler verir;
 
  • Halsizlik
  • Ateşlenme
  • Sürekli yorgunluk
  • Deri üzerinde yanma veya ağrı

Bulunduğu bölgede oluşmaya çalışan zona yarası mide, safra kesesi,  kalp ve böbrek ağrılarıyla karıştırılabilir.

Zona hemen hemen her yaş gurubunda çıkabilen bir hastalıktır.  Fakat 50 ve ve üzeri kişilerde zona hatalığının görülme sıklığı daha fazladır.  Aynı zamanda zonanın ortaya çıkmasının da çeşitli nedenleri vardır.

İşte zona hastalığının nedenleri
  • Depresyon
  • Stres
  • Yoğun iş temposu
  • Üzüntü
  • Kanser ilaçları kullanımı
  • Radyasyon tedavisi
  • Dengesiz ve yetersiz beslenme
  • Besin zehirlenmesi  ve yaşanan bir takım kazalar sonucu ortaya çıkabilir.

Zona hastalığının günümüzde kesin bir tedavisi yoktur. Hastalığın genellikle tekrarlama olasılığı çok fazladır. zona hastalığı ortaya çıkmaya başladığı an ve belirtilerini hissetmeye başladığınız andan itibaren muhakkak doktor kontrolünde tedavisi yapılması gerekir.  Doktorun verdiği ilaçlar çok fazla yan etki gösteriyor ve ilaca karşı hassasiyetiniz olduğu doktor tarafından söylendiyse alternatif tıp yöntemlerine yine doktor kontrolünde başlayabilirsiniz.

Zona hastalığı doğal tedavi yöntemleri 
 
  • 6 adet lahana yaprağını robottan geçirin. Daha sonra lahana yapraklarını temiz bir tülbent içerisine koyun ve yara olan bölgeye uygulayın.
  • 4 Çorba kaşığı ezilmiş kuşburnu 4 su bardağı suyun içine atılarak yarım saat kaynatılır. Karışım nöbet şekeri ile tatlandırılarak günde 3 defa tüketilir.
  • 1 Çay kaşığı kurutulmuş oğul otu 2 su bardağı kaynamış suyun içine atılarak 10-15 dakika bekletilir. Elde edilen karışım lezyonların üzerine sürülür.

Zona tedavisi nasıl yapılmalıdır? 
 
Zona tedavisi muhakkak tıbbi bir yöntemle yapılmalıdır. Çünkü zona sinir uçlarını etkileyen bir hastalıktır. Doktorun vermiş olduğu ilaçlar ağrıları kısa sürede azaltır ve zonanın geçmesine yardımcı olur. Zonanın erken tedavisi oldukça önemlidir. Kabarcıklar ve kızarıklıklar ortaya çıkmadan önce hastalığın anlaşılıp tedavisinin yapılması ağrılı süreci bir nebze de olsa iyi geçirmenizi sağlayacaktır.  

Yanma ve ağrı hissinin duyulmaya başlamasıyla en geç 3 gün içerisinde ilaçlara başlanması gerekir. Ciltte oluşan kızarıklıklar meydana gelmeden zonanın tedavi edilmesi en iyisidir.

Zonanın tekrarlaması ve bir daha ortaya çıkmaması için çeşitli tedbirler alınması gerekir. vücut yorgun düştüğünden ve bağışıklık sisteminin zayıflamasından zona hastalığı meydana gelmektedir. bu nedenle hastalık süresince dinlenmek oldukça önemlidir.  Aynı zamanda yaraların iyileşmesi için doktorun önerdiği şekilde pansumanları ihmal etmemek gerekir.

Kıl dönmesinin nedenleri ve tedavisi

10 Temmuz 2017 Pazartesi

sağlık blogu
Kıl dönmesinin genellikle 30’lu yaşlardaki genç erkeklerde ve kuyruk sokumunda görülmesi nedeniyle, bu sorunun fazla ve sert kıllardan kaynaklanabileceği görüşü ağır basıyor. Oysa kuyruk sokumunun yapısından fazla kiloya kadar pek çok etkenin rahatsızlığa zemin hazırlayabileceğini söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Ancak günümüzde minimal invaziv yöntemler sayesinde kişi, daha kısa sürede bu rahatsızlıktan kurtulabiliyor ve günlük hayata hızlıca dönebiliyor” diyor.

Küçük bir sorun gibi görünmesine rağmen, kişinin yaşam kalitesini düşüren kıl dönmesi, kuyruk sokumunda Ağrılara, akıntı, şişlik, koku, kanama, iltihaplanma ve kaşıntı gibi şikayetlere yol açıyor. Kimilerinde uzun süre hiçbir belirti vermezken, çoğunlukla kuyruk sokumunda apse gelişimiyle kendini ele veriyor. Genellikle gençlerde ve erkek popülasyonda görülen kıl dönmesi sanıldığı gibi, sadece vücut kılları fazla ve sert olanlarda görülen bir sağlık sorunu değil.

Aynı sorunun bölgede tüy yoğunluğu olmayan genç kızlarda da görülebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hakan Yardımcı, “Aşırı terleme, kuyruk sokumu oluğunun dar ve derin olması, bölgede biriken tüylerin uzun süre kalması gibi nedenler de kıl dönmesine yol açabiliyor” diyor. Ayrıca, uzun süre oturarak çalışmak, şişmanlık ve bölge hijyeninin kötü olması da rahatsızlığa zemin hazırlıyor.

Köstebek yuvası gibi yayılıyor!

Kıl dönmesi tedavi edilmediğinde sorun daha da büyüyor. Uzun dönem devam eden ve tedavi edilmeyen vakalarda, kist boşluğunun iltihaplanması sonucunda cilt altında kronik enfeksiyon meydana gelebiliyor. Enfeksiyonun şiddetli olduğu dönemlerde ateş ve iltihabi akıntı birbirine eşlik ediyor. Dr. Hakan Yardımcı, rahatsızlığın farklı noktalara yayılabileceğine de işaret ediyor:

“Rahatsızlık, orta hattın yukarı aşağısına veya sağına soluna doğru fistüller oluşturarak, yeni sinüs ağızları oluşturabilir ve cilt altında köstebek yuvası gibi geniş alanlara yayılabilir.” Kıl dönmesinde, uzun süre (15-35 yıl) tedavi olmayan kişilerde çok nadir olarak epidermoid (deride) kanser gelişimi de var ancak bu durum, kronik enfeksiyon, kronik irritasyon sonucunda gelişiyor.

En kötü yanı nüks etmesi

Kıl dönmesinde oluşan kist cerrahi olarak çıkartılsa bile nüks etme ihtimali var. Ancak tekrar etmemesi için alınabilecek bazı önlemler de bulunuyor. Ameliyat öncesi iyi bir hazırlık yapılması, enfeksiyonun giderilmesi, hijyenik bakımın iyi olması, uygun ameliyat modeli ve ameliyatın titizlikle yapılması olası tekrarların önüne geçiyor. Ameliyat sonrası erken dönemde yaranın korunması ve doktorun önerilerine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Hakan Yardımcı, “İlerleyen zamanlarda ise, ameliyat bölgesinin tüylerden temizlenmesi ve bölge hijyeninin sağlanması çok önemli.

Kuyruk sokumunda ameliyat sonrasında tüylerin temizlenmesi, tek başına bile nüksleri engelleyebilir.” diyor. Tüylerin temizlenmesinde lazer epilasyon yöntemini öneren Dr. Hakan Yardımcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ameliyat sonrası erken dönemde cilt hassas olabileceğinden ilk aylarda önermiyoruz. Yerine jilet ile dikkatlice temizlemek daha uygun. Ayrıca lazer epilasyon, özellikle kuyruk sokumunda çok yoğun ve sert tüyleri olan kişiler veya ailesel olarak hastalığa yatkın olan kişiler için önleyici olması açısından faydalı.”

En etkin tedavi, cerrahi

Kıl dönmesinin etkin tedavisi, cerrahi yolla yapılıyor. Hastalığın cerrahi tedavisinde yıllar boyu kullanılan farklı yöntemler olmakla birlikte, günümüzde minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığından bahseden Dr. Hakan Yardımcı, bu yöntemlerden biri olarak son yıllarda öne çıkan diode lazeri örnek veriyor: “İnsanlar artık kıl dönmesinin cerrahi tedavisinde; ameliyatın kısa sürmesini, ameliyat sonrasında günlük aktivitelere ve işe erken dönebilmeyi istiyor.

Bunları mümkün kılan diode lazer yönteminde işlemin genel veya lokal anestezi ile yapılabiliyor olması, geniş yara olmaması ve dikişe gerek duyulmaması yeni yöntemin diğer avantajları... Kişi ameliyat sonrası daha az ağrı hissediyor ve kolayca poposunun üzerine oturup banyo yapabiliyor.”

Fistül lazerle kapatılıyor

Bir lazer teknolojisi olan diode lazer yönteminden, kıl dönmesinin yol açtığı fistülün (tünel) kapatılmasında faydalanılıyor. Diode lazer, verdiği enerji sayesinde dokunun kendi üzerine çökerek fistülün kapanmasını sağlıyor.

Ameliyat öncesinde bir kür oral antibiyotik tedavisi başlanarak, kist boşluğunun küçültülmesi amaçlanıyor. Ameliyat sırasında, diode lazer işlemine geçilmeden önce, küçük ve ince uçlu bir küret kullanılarak, kist boşluğu iyice temizleniyor. Ardından kıl dönmesinin olduğu sinüs ağzından girilerek lazer uygulanıyor. Yöntem sayesinde tüm boşluk kapatılıyor ve işlemin bu kısmı 10-15 dakika sürüyor.

Ayak burkulmasına iyi gelecek yöntemler

sağlık blogu
Hemen hemen her gün, özellikle topuklu veya rahatsız ayakkabılar giydiğimizde  ya da düzensiz, engebeli yollarda  burkulma tehlikesi yaşarız. Bazı burkulmalar şiddetli yaşanırken bazılarında ise rahatsız edecek hafif ağrılar veya sızlamalar hissedebiliriz. Bu durumda ağrıyı hafifletecek bir kaç yöntem kısa süre içinde ayaklanabilmenize yardımcı olacaktır.

 
 
Öncelikle burkulmanın boyutu önemlidir eğer ;

-Şiddetli ağrı
-Şişme
-Kızarıklık (birkaç gün sonra morarma)
-Dokununca hassasiyet
-Ağırlık verirken ağrı ve üzerine basamama

Bu belirtilerden herhangi biri varsa, mutlaka doktora başvurun.

Eğer sadece yumuşak doku ödemi veya az ağrılı bir durumsa, bu yöntemler ayak burkulma sorununuza iyi gelebilir.

Buz yöntemi

Buz, burkulmada kullanılan en basit ve en etkili çözümlerden biridir. Buz torbası ya da dondurulmuş sebze torbası etkilenen bölgeye doğru bir beze sarılarak 10 dakika boyunca uygulanabilir.3 gün boyunca her gün sık sık uygulanabilir. Buz, soğuk kan damarlarını daraltır ve böylece ağrı, şişlik ve kanamanın azalmasına yardımcı olur. Damar hastalıkları ve diyabet kişiler buz uygulaması yapmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Sıkıştırma yöntemi

Sıkıştırma ile şişlikler engellenebilir. Elastik bandajlar ile çok fazla sıkıştırmadan  burkulan bölge sarılır. Çok sıkı bandajlar kan akışını kısıtlar ve alanın şişmesine neden olabilir. Yatmadan önce bandaj çıkarılmalıdır.

Yüksekte tutmak

Yaralı bölge yüksekte tutularak olası şişlikler azaltılabilir. Ayak bileğindeki yaralanmalar için ayağın altına bir yastık konabilir. Yüksekte tutulduğunda bölgede kan birikimi az olacağı için burkulan yer daha az şişer.

Soğan yöntemi

1 adet kuru soğanı parçalayarak, 2 bardak zeytinyağının içine koyun. Soğanı yumuşayana kadar pişirin. Temiz bir bezin üzerine koyduğunuz karışımı burkulan yere sarın.Soğan uygulaması iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur.

Maydanoz yöntemi

Maydanoz ezilerek lapa haline getirilir. Buzdolabında bir süre bekletilir. Ardından soğuk kompres olarak burkulan alana uygulanır. Ağrının yanı sıra olası iltihabın azalmasına da yardımcı olur.

Sabun yöntemi

Kullanılmamış yarım kalıp sabunu 1 bardak alkolle karıştırın. Merhem kıvamına geldiğinde bir beze koyarak, burkulan ayağınıza sarın.

Zeytinyağı yöntemi

Unu ve zeytinyağını yoğurarak lapa kıvamına getiriyorsunuz ve burkulan bölgeye hazırladığınız lapa ile yavaş yavaş masaj yapıyorsunuzBu yöntem ağrılarınızın kısa sürede geçmesine yardımcı olur.

Zeytin yöntemi

Zeytin ile de ayak burkulmasına bitkisel tedavi uygulayabilirsiniz. Zeytin, tuz, soğan ve sarımsağı ezin, burkulan alana sarın. Kokudan rahatsız olma ihtimalinizden dolayı bu işlemi gece yatarken yapmanız daha iyi olacaktır.

İshal belirtileri ve ishal tedavisi

sağlık
Temmuz ayının ilk haftasının İshalli Hastalıklar ve Ağızdan Sıvı Tedavisi Haftası olması sebebiyle, Dr. Koray Akay, ülkemizde özellikle çocuklarda sıkça görülen ishalli hastalıklarla ilgili detaylı bilgi verdi:

İshal neden olur?

İshal sindirdiğimiz yiyecek ve içeceklerin kalın bağırsaklarınızdan hızlı ve büyük miktarda çıkmasıyla oluşur. Vücudumuz normalde, emer ve yarı katı dışkıyı dışarı atar. Fakat kalın bağırsağımız besinlerdeki sıvıyı ememezse, sulu dışkı ortaya çıkar.

Bazı hastalıklar, gıda zehirlenmeleri, ilaçlar ve benzeri unsurlar ishale sebep olabilir. Yaygın sebepleri arasında şunlar yer alır:

Virüsler: İshale neden olan virüsler arasında Norwalk virüsü, sitomegalovirüsü ve viral hepatit sayılabilir. Rotavirus yaygın bir akut çocukluk ishali nedenidir.

Bakteri ve parazitler: Kirlenmiş, ömrü geçmiş yiyeceklerden ve sudan bakteri ile parazitler vücudunuza geçebilir. Bakteri kaynaklı ishal gelişmekte olan ülkelerde seyahat eden gezginlerde yaygındır ve genellikle gezgin ishali olarak adlandırılır.

İlaçlar: Birçok ilaç ishale neden olabilir. En yaygınları ise antibiyotiklerdir. Antibiyotikler hem iyi hem de kötü bakterileri yok eder, bu da bağırsaklarınızdaki doğal bakteri dengesini bozabilir. 

Laktoz duyarlılığı: Laktoz, süt ve süt ürünlerinde bulunan bir tür şekerdir. Birçok insan laktozu sindirmede zorluk çeker ve süt ürünlerini yedikten sonra ishal olur. Vücudunuz laktozu sindirmeye yardımcı olan bir enzim üretir, ama birçok insanda bu enzimin seviyesi çocukluktan sonra hızla düşer. Bu da yaşlandıkça laktoz duyarlılığı geliştirme riskini artırır.

Fruktoz (meyve şekeri): Meyvelerde ve balda doğal olarak bulunan fruktoz sindirim sorunu yaşayan kişilerde ishale neden olabilir.

Diğer sindirim bozuklukları: Kronik ishalin Crohn hastalığı, ülseratif kolit, çölyak hastalığı, mikroskopik kolit ve hassas bağırsak sendromu gibi bir takım sebepleri olabilir.

Genellikle ishal belirtileri birkaç gün sürer. Ama bazı durumlarda, haftalarca sürebilir. Böyle bir durum yaşadığınızda enflamatuvar bağırsak hastalığı gibi ciddi bir hastalığın belirtisi veya huzursuz bağırsak sendromu gibi daha az ciddi bir hastalığa yakalanmış olabilirsiniz.

İshalin belirtileri nelerdir?

* Sık gelen, bol, sulu dışkı
* Mide krampları
* Karın ağrısı
* Ateş
* Dışkıda kan görülmesi
* Karın şişkinliği

Çocuklarda hangi durumda doktora gitmeli?

Çocuklarda ishal hızlı bir şekilde su kaybına yol açar. Eğer çocuğunuzun ishali 24 saat içinde iyileşmezse veya bebeğinizde aşağıdaki belirtiler varsa doktorunuzu arayın:

*Üç veya daha fazla saat içerisinde bezini ıslatmadıysa
* Bebeğinizin ateşi 39ºC’ın üstündeyse
* Dışkısı kanlı veya siyahsa
* Ağzı kuruysa veya gözyaşı dökmeden ağlıyorsa
* Olağandışı bir şekilde uykulu, uyuşuk, tepkisiz veya sinirliyse
* Karnı, gözleri ve yanaklarında çöküklük varsa
* Cildi sıkılıp bırakıldığında düzleşmiyorsa

Tedavisi nedir?

Birçok ishal vakası tedavi olmadan birkaç gün içerisinde geçer. Su içmek, kaybedilen sıvıyı kazanmak için doğru bir yoldur ancak, tuz ve sodyum potasyum gibi ihtiyacınız olan elektrolitleri içermez. Potasyum kazanmak için meyve suyu, sodyum için ise çorba içerek elektrolit seviyenizi dengeleyebilirsiniz.

* Her gün su, çorba, meyve suyu gibi bol miktarda temiz sıvı tüketin.
* Kafein ve alkol tüketiminden kaçının.
* Bağırsak hareketleriniz normale dönerken yarı katı ve düşük lifli gıdaları tercih edin. Tuzlu bisküvi, tost, yumurta, patates, pilav yemeye çalışın.
* Süt ürünleri, yağlı yiyecekler, lif miktarı yüksek yiyecekler veya çok baharatlı yiyeceklerden birkaç gün için kaçının.

Grip En Çok Elden Ele Geçiyor

15 Ekim 2016 Cumartesi

grip
Sağlıklı ortamın korunması amacıyla her türlü hastalık faktörünün ortadan uzaklaştırılması için hijyenin sağlanması birinci kural. Hijyen ise el yıkama alışkanlığının kazanılmasıyla başlıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, tüm dünyada el yıkamanın yeterince yaygın olan bir alışkanlık olmadığına vurgu yaparak, bu alışkanlığın aileden başladığına dikkat çekti. Prof. Arman, “Doğru el yıkamak günümüzde en önemli sağlık tedbirleri arasında başta gelir. Grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir” dedi.

Çocukları hijyen konusunda bilgilendirmek amacıyla Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu tarafından (UNICEF) belirlenen “Dünya El Yıkama Günü” nedeniyle açıklamalar yapan Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, el yıkama alışkanlığının çok küçük yaşlarda anne-babadan kopya çekerek edinildiğini söyledi.

Sağlık okur-yazarlığının artmasıyla doğru orantılı olarak günlük yaşamdaki doğru uygulamaların da artacağını anlatan Prof. Dr. Dilek Arman, “Alışkanlık geliştirilmesi ile ilgili adımların erken çocukluktan itibaren atılması gerekiyor. Çocuklarda doğru el yıkama alışkanlığı geliştirmek için iyi bir rol model çok önemli. Aile ortamında anne ve babasının, kreşte ve okulda öğretmeninin davranışlarını gözlemleyerek hayatına uygulayacak çocuk, bu yönde eğitilmiş olacaktır. Diğer yandan günümüzde medya ve sosyal medyanın etkisi yadsınamaz olduğundan konuya yer verilmesi tüm toplumun eğitimi için yararlı olacaktır” dedi.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman, doğru el yıkama, elden ele geçen virüsler ve el yıkama ile önlenebilecek hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:

DOĞRU EL YIKAMA NASIL OLMALI?

“Doğru el yıkama elin tüm kısımlarının ovulduğu, mikroptan arındırıldığı el yıkama olarak tanımlanabilir. Su ve sabunla ellerin yıkandığı durumda bu işlem mikroorganizmaların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu nedenle avuç içleri, her iki elin sırtı, parmak araları, parmak uçları, başparmak üstü havuz ve bilek kısmının ovularak mikroorganizmadan arındırılması gereklidir.

Eller yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken mutlaka yıkanmalıdır. Farklı yüzeylerle temastan sonra her defasında ellere mikropların bulaşacağını akılda tutarak yıkanması önerilebilir.

SICAK SU, TEMİZLİK DEĞİL TAHRİŞ NEDENİ

Ellerin sıcak veya ılık su ile yıkanması daha iyi mikrop öldüreceği yanılgısı ile yapılıyor. Oysa biz laboratuvarda mikropları 35-37 derecelik fırınlarda daha iyi üresinler diye bekletiyoruz. Bu bizim vücut ısımız ve elimizin dayanabileceği ısı bu kadar bile yüksek değil. Mikropların öldürülmesi için kullandığımız ısı ise 100-125°C. Dolayısı ile ellerin ılık ya da sıcak su ile yıkanması temizlik açısından bir katkı sağlamayacaktır. Aksine ellerin daha fazla tahrişine neden olacaktır. Bu nedenle yararı olmadığı gibi zararlı bir uygulamadır.

GRİP EN ÇOK ELDEN GEÇİYOR

Elden ele bulaşabilecek virüslerin başında solunum yolu enfeksiyon etkeni virüsler gelir ki grip virüsü en tehlikeli virüs olarak tanımlanabilir. Herhangi bir kişi ile tokalaşma sırasında ele bulaşabilecek tüm virüsler bu yolla vücuda giriş kapısı bulabilir. Aslında daha çok tokalaşma ile başka kişilerin ellerinden alınmasından söz etsek de çevre teması ile o alana bulaşmış tüm virüslerin de alınması söz konusu olabilir. Bu şekilde ele aldığımızda grip virüsü, soğuk algınlığı virüsleri, nezle virüsleri hatta elde minicik bir yara varlığında Hepatit B virüsü de bulaşabilir.

ENFEKSİYONLARI ELLERİNİZLE UZAKLAŞTIRIN

Eller, ağız ve solunum yoluna mikrop taşınması için çok uygun ve bu nedenle önemli aracılardır. Grip ve tüm solunum yolu virüs hastalıklarının yanı sıra, sindirim kanalına ulaşarak hastalık yapabilecek, mikrobik besin zehirlenmelerinden, tifo, paratifoya kadar çok sayıda hastalık önlenebilir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar mikropların kişinin kendi florası yani koruyucu mikrop yuvasına eklenmesinden sonra oluşur. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu veya ameliyat sonrası gelişen enfeksiyonlar hastanın kendinde zaten bulunan mikropların uygun ortam bularak hastalık oluşturması ile ilişkili durumlardır. Bu hastalıkları da dikkate aldığımızda bugün tedavi şansı bulmakta zorlandığımız enfeksiyonları oluşturan dirençli mikropların yayılımında da eller önemli aracılardır.

ISLAK MENDİL EL YIKAMANIN YERİNİ TUTAR MI?

Tam bir ovuşturma ile kısmen katkı sağlayabilirse de akan bir suyun etkisi ile uzaklaştırılan mikroplar kadar mikroptan arınmış olmayı beklememek gerekli. Ancak eğer alkollü mendil söz konusu ise mikroplara öldürücü etki gösterebilir. Bu nedenle temiz bir su ve sabun en önemli temizleyicidir. Bunun dışında alkol bazlı el dezenfektanları ovularak elde kurutulmak sureti ile işe yarayabilir. Bu kapsamda geleneğimiz kolonya da etkili olacaktır.”

Genç Yaşlarda Beyin Kanaması Riskine Dikkat!

4 Mayıs 2016 Çarşamba

beyin kanaması
Beyin kanamaları sadece yaşlılarda değil gençler arasında da sıklıkla yaşanabiliyor. Daha çok doğuştan gelen damar anomalileri ve aktif geçirilen gençlik döneminde meydana gelen travmalara bağlı olarak yaşanan beyin kanamalarında erken teşhis hayati önem taşıyor. Gençlik döneminde yaşanan şiddetli baş ağrıları ve aşırı dalgınlık belirtilerinin ihmal edilmemesi gerekiyor. Memorial Şişli / Ataşehir Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, gençlerde yaşanan beyin kanamaları hakkında bilgi verdi.

Gençler travma bakımından daha riskli gurupta

Beyin kanamaları, kafatası ve beyin zarının arasında ya da beyin zarının altında meydana gelmektedir. Kafatası ve beyin zarı arasında meydana gelen kanamalar daha çok travmalar, darp, yüksekten düşme veya trafik kazaları sonucu oluşan kırıklarla meydana gelmektedir. Kafatasında oluşan büyük, açık ya da çizgi şeklinde bir kırık, damarı yırtarak zarın üzerinde kan toplanmasına neden olmaktadır. Bu tür kanamalar, kişide giderek artan bir uyandırılma zorluğuna yol açmaktadır. Gerekli müdahale yapılmazsa kanama ölümle sonuçlanacak büyüklüğe ulaşabilmektedir. Diğer yaş guruplarına göre daha aktif bir yaşam süren, gezmeyi seven, kalabalık konserlere giden ya da ağır sporlarla uğraşan gençlerin travmaya maruz kalma riski daha fazladır.

Hastalığınız doğuştan gelebilir

Beyin zarının altındaki kanamalar ise çok çeşitli olabilmektedir. Bu kanamalar yine travmalardan kaynaklanabileceği gibi beyin içindeki bir damarın yırtılmasıyla da meydana gelebilmektedir. Özellikle gençlerde beyin dokusu içindeki kanamalar doğuştan gelen damar yumağı hastalığında görülmektedir. 15-40 yaş arasında damar yumağına bağlı kanama görülme sıklığı diğer yaş gruplarına göre daha fazladır.

Dalgınlığınız beyin kanaması belirtisi olabilir

Beyin kanamaları epileptik nöbetlerle ve tekrarlayıcı baş ağrılarıyla belirti verebilmektedir. Bununla birlikte sık sık geçirilen dalgınlıklar da geçirilen nöbet anlamına gelebilmektedir. Ayrıca;

  •     Kol ve bacaklarda istemsiz hareketler.
  •     Bilinç kaybıyla birlikte düşme, yığılma veya kasılma.
  •     İdrar kaçırma.
  •     Ağızdan köpük gelmesi
  •     Kulaktan gelen su şırıltısı, çınlama ya da çalışan saat sesi gelmesi.
  •     Sabah uyandığında bile görülen baş ağrısına bulantı, kusma atakları, bilinç kayıpları ve vücudun bir tarafında uyuşma yaşandığında beyin kanamasından şüphelenmek gerekmektedir.

Bu belirtiler devamlılık gösteriyorsa üzerinde durulması ve kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekmektedir.

Kafa basıncını arttıran danslardan kaçının

Genç yetişkinlerde yüksek tansiyon beyin kanaması açısından risk oluşturmaktadır. Baloncuk olarak bilinen anevrizma ya da damar yumağı bulunan hastalarda sigara ve madde bağımlılığı beyin kanaması riskini arttırmaktadır. Güneş altında çok kalma, aşırı yorgunluk, kafa basıncını arttırıcı danslar ve rock konserlerinde kafa sallama gibi aktiviteler var olan bir damar yumağının ya da anevrizmanın kanamasına neden olabilmektedir. Bu faktörler anevrizma veya damar yumaklarının oluşmasına neden olmamakla birlikte, var olan rahatsızlığın kanamasına yol açabilmektedir.

Tedavide cerrahi ön plana çıkıyor

Beyin kanamasına yol açan rahatsızların tedavisinde cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır. Cerrahinin riskli olabildiği durumlarda Cyber Knife, Gamma Knife ve True Beam gibi cihazlarla kanamaya neden olan rahatsızlığa müdahale edilebilmektedir. Ayrıca, kasıktan damara girilerek kanamaya neden olan anevrizma ya da damar yumağının içine, kan akışını durduracak dolgu maddelerinin yerleştirildiği, endavasküler yöntemler de mevcuttur. Bazı durumlarda üç yöntemin kombinasyonu uygulanmaktadır. Her vakanın özelinde, radyolojik bulguların da yardımıyla hastanın hangi tedaviye daha iyi cevap vereceği belirlenmektedir. Hastaların sosyal hayata kısa sürede dönmesini sağlayan cerrahi yöntemler nöronavigasyon gibi ileri teknolojiler sayesinde daha güvenli yapılmaktadır.

Beyin sağlığınızı korumak elinizde

Beyin kanaması açısından riske yol açan faktörleri en aza indirmek mümkündür. Bu noktada kişinin hem bireysel hem de sosyal çevreye ilişkin alabileceği birtakım önlemler bulunmaktadır;

  •     Günlük aktivitelerinizi iyi düzenleyin. İş saatinde iş yapmaya, uyku saatinde uyumaya özen gösterin. Biyoritminizi bozmayın.
  •     Sağlıklı ve dengeli beslenin. Kolalı içecekler ile organik olmayan, işlenmiş gıdalar tüketmeyin.
  •     Cep telefonu, bilgisayar gibi cihazlardan mümkün olduğunca uzak durup, çevrenizde oluşan elektromanyetik alanı azaltın.
  •     Kazalara karşı önleminizi alın, kafa travmalarından korunmaya çalışın.
  •     Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmayın.

Limonlu Su İçilmeli mi?

7 Nisan 2016 Perşembe

limonlu su
Limon turunçgiller ailesinden bir meyvedir. Bu nedenle C vitamini yönünden zengin bir meyvedir. 
 
Limon, diğer meyve ve sebzeler gibi birçok vitamin, mineral ve fitokimyasal adı verilen bileşikleri bol miktarda içermektedir. Kuvvetli aroması nedeniyle salatalara ve yiyeceklere güzel bir tat katar. Limon, magnezyum ve bakır yönünden zengin bir besindir. Limon tüketiminin kan damarlarını genişletici etkisiyle kan akımı hızlanır. Bu da kalp damar sağlığı açısından olumlu bir etki yaratır. Limon damar açıcı özelliğiyle karaciğerin sağlığı açısından önem taşır. Limon suyunu sabah uyandığımızda hemen içersek sindirim sistemimizi harekete geçirir. Sabah düzenli olarak içilen limonlu su barsak hareketlerinizin düzenli olmasına yardımcı olur.

Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür

İçeriğindeki sitrik asit nedeniyle enzim aktivitesini artırıp karaciğeri temizler dolayısıyla toksit maddelerin atımını hızlandırır. Toksit maddelerin vücutta birikimi cildinizde elastikiyet kaybına neden olur, kırışıklıkları artırır. Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür. C vitamininin vücuttaki yağın metabolize edilmesinde rol oynadığını düşündürecek bazı araştırmalar vardır. “Amerikan Klinik Beslenme Dergisinde” yayınlanan bir araştırma, yeterli miktarda C vitamini alan katılımcıların egzersiz sırasında yağ yakımını artırdığını belirtmektedir. Araştırmacılar yeterli miktarda C vitamini alanlarda daha düşük beden kitle indeksi seviyesi görülebildiğini söylemektedir. C vitamini tek başına zayıflatıcı etkide değildir ancak egzersiz sırasında yeterli C vitamini tüketenlerin yağ yakımı daha iyi olduğundan kiloları da daha azdır.

Diyetinize destek olan limonlu suyunuzun içerisine güzel bir koku ve lezzet katması için tarçın ekleyebilirsiniz. Araştırmalarla kanıtlanan kan şekeri kontrolüne yardımcı olan tarçın iştahınızı kontrol altına alırken zayıflamanıza da yardımcı olacaktır.

Tarçın ve limon eklediğimiz su alkali mi olmalı?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün yayımladığı içilebilir su rehberinde vurgulanan en önemli nokta suyun pH’sının insan sağlığına etkisinin olmadığıdır. Yapılan çalışmalara göre vücudumuz için önemli olan dengedir.Aşırı asidik ya da aşırı alkali su insan sağlığına olumsuz yönde etki etmektedir.
Limon, içeriğindeki zengin bileşikleriyle kilo kaybının ötesinde sağlık yararları sağlayabilmektedir. O yüzden limonu sofralarımızdan eksik etmeyelim

Anne estetiği ile form kazanın

estetik international
Annelik kadınlara bahşedilmiş en kutsal görev fakat doğum sürecinde alınan kilolar, çatlayan ve formunu kaybeden karın bölgesi, emzirme döneminden sonra sönen göğüsler ise modern kadını en çok düşündüren sorunlar arasında yer alıyor.

Doğum sonrası estetiği olarak da geçen annelere özel yapılan bu uygulama ile oluşan tüm bu problemler ortadan kaldırılabiliyor. Konu hakkında bilgi veren Op. Dr. Bülent Cihantimur şunları söyledi:” Doğum yapmak, anne olmak dünyanın en kutsal görevlerinden bir tanesi ama kadınların çoğu doğum sonrasında bedenlerinde oluşacak deformasyon için son derece fazla düşünüyor ve bunu problem haline getiriyorlar. Kadın bedeni için doğum bir travma olabilir, bunu olabildiğince rahat atlatabilmek için öncelikle kilo alımına dikkat edilmesini öneriyorum. Sonrasında anne estetiği dediğimiz uygulama ile bedenlerini tekrar toparlamak mümkün”.

Mummy make over, anne estetiği

“Anne estetiği- mommy makeover içerisinde birkaç estetik müdahalenin olduğu, adı üzerinde annelere yönelik, doğum sonrası deformasyonunu kapsayan bir uygulamadır. Doğumdan sonra karındaki çatlakların giderilmesinde en etkili çare olan ve karın bölgesini forma sokan karın estetiği, göğüs estetiği ve bir takım genital sorunlar bu uygulama içerisinde çözümlenir. Kadınlar artık bu tarz uygulamalara sıcak bakıyorlar çünkü artık herkes bedeninin kıymetini çok iyi biliyor ve doğumdan sonra hayatlarına kaldıkları yerden daha da form kazanarak devam etmek istiyorlar” ifadesinde bulunan Op. Dr. Bülent Cihantimur, anne estetiğinde kişiye özel cerrahi planlama yapıldığını da söyledi.

İyileşme dönemi daha çabuk

“Annelerin bebeklerini emzirmeleri ortalama 2 sene kadar sürüyor ve bedenin kendini toparlaması ise 1 seneyi buluyor çünkü 9 ayda şişen, gerginleşen karın yapısı anca yine 9 ayda toparlanır. Sonrasında anne estetiği düşünülebilir. Emzirme döneminiz 2 seneden az sürerse, 1. senin sonunda da anne estetiğini düşünebilirsiniz. Teknolojinin gelişmesi ve kullandığımız teknik ve materyaller artık eskiye nazaran çok daha çabuk bir şekilde iyileşme döneminin geçmesini ve toparlanılmasını sağlıyor” diyen Cihantimur, işlemin genel anestezi altında yapıldığını söyledi.

Yaza fit girmenin 10 kolay yolu

5 Mart 2016 Cumartesi

limonlu çay
Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu “İyi Yaşa” platformunda beslenme önerilerinde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kışın alınan kilolardan kurtularak yaza hafif girmeyi sağlayacak 10 kolay yöntemi paylaştı.

Şeber, “Soğuk havalarda iştahın açılması, evde geçen zamanın artması, uzun gecelerde can sıkıntısı ile bitmek bilmeyen atıştırmalar bahara “kilo aldım” stresi ile girmenize neden olmasın. Basit yöntemlerle iştahı dengelemek ve metabolizmayı hızlandırmak çok kolay” dedi.


Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin “İyi Yaşa” platformunda sağlıklı yaşam üzerine önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kış aylarında alınan kiloları kolayca vermenin yollarını sıraladı:


Bitki çaylarından destek alın

Şekersiz tüketilen bitki çaylarının iştahı azaltmada yardımcı olacağını belirten Şeber, yeşil çay ve beyaz çayın metabolizma hızlandırıcı etkisinden yararlanmak için günde 2-3 kupa kadar tüketilmesi gerektiğini vurguladı.


Yatmadan 2 saat önce yemeyi bırakın

Yatmadan hemen önce atıştırmanın daha fazla yağlanmaya yol açabileceğinin uzun zamandır bilinen bir gerçek olduğunun altını çizen Şeber, “Kan şekeriniz çok yüksek olursa uyku kalitenizde de azalma olur. Bu nedenle uykudan iki saat önce yemeyi bırakın” dedi.


Atıştırmak istediğinizde önce su için

Birçok kişinin açlık ve susuzluğu karıştırdığını dile getiren Gizem Şeber, “Bu nedenle de yetersiz su tüketen birçok kişi sürekli atıştırmalara yönelir. Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde önce su için ve en az 10 dakika bekleyin. Açlığınızın, ilk şiddetinde olmadığını göreceksiniz” dedi.


Baharat dünyasına girin

Kırmızı pul biber, karabiber, zerdeçal ve zencefil gibi birçok baharatın metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olduğunu belirten Seber, tarçının kan şekerini dengeleyerek tatlı isteğini azaltma konusunda sağladığı desteğin önemini ele alarak sofralarımızda baharatlara yer açmamız gerektiğini vurguladı.


Probiyotiklerin dost olduğunu unutmayın

Kabızlık sorunu olanların yılda ortalama 3 kg daha fazla almaya eğilimli olduklarının bilimsel çalışmalarca tespit edildiğini belirten Şeber, “Probiyotiklerin düzenli tüketimi kabızlıktan korur. Günde bir tane probiyotik yoğurt veya bir bardak kefir tüketerek metabolizmanıza yardımcı olabilirsiniz” dedi.


En az 5 saat uyuyun

Günde 5 saatten az uyuyanların, normal uyku süresini tamamlayanlara göre günde 300 kalori daha fazla almaya meyilli olduklarına dikkat çeken Şeber, uyku düzenine dikkat etmenin ve 5-8 saat arası uyumanın kışın kilo almaktan koruyacak başka bir metod olduğunu belirtti.


Tam tahılları tercih edin

Beyaz un ve beyaz şekerin kan şekerini hızlı yükseltip düşürdüğü için daha çabuk acıkmaya ve daha sık tatlı istenmesine neden olduğunu ifade eden Şeber, “Bu nedenle karbonhidrat kaynağı olarak tam tahıllı ekmekleri, bulgur, tam tahıl makarnası gibi kaliteli karbonhidratları tercih edin” diyerek önerilerini sonlandırdı.

Göbeğimizde asıl görmek istediğimiz baklava dilimleri; Six Pack!

4 Mart 2016 Cuma

six pack
Son yıllarda erkekler sixpack kelimesini ağızlarından düşürmüyorlar. Bir kısmı haklı; Sürekli spor yapmalarına karşın karın kasları istedikleri kadar maskülen olamıyor. Ama çoğunluğu ne spor yapıyor, ne de diyetine özen gösteriyorlar. Buna karşın ideal bir vücut özellikle de karın kası beklentisi içindeler.

İdeal düz bir karın, emek vermeden de olabiliyor, yani yapısal olarak kaslı ve yağsız yemeden ve içmeden etkilenmeyen bir karın görüntüsüne ender rastlanır. Güzel bir karına sahip olmak ya da var olanı korumak emek ister. Superplast Estetik ve Cerrahi Merkezi’nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Hüseyin Güner Bunun için egzersiz ve diyet konusunda gereken özenin gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Diyete Özen Gösterme

2 tip açlık durumu vardır. Sık sık acıkma ya da uzun sure tok kalabilme durumu. Yani günde 5-6 öğün yiyenler veya günde tek öğün yiyenler. Op.Dr.Hüseyin Güner, ne yediğimizin aslında sanıldığı kadar önemli olmadığını ancak ne zaman ve ne kadar yediğimizin önemli olduğunu kaydetti. Op.Dr. Güner güzel bir karına sahip olmayı isteyenlere şunları önerdi.

Diyetle ilgili en önemli tüyolar. Her defasında sofradan tam doymadan kalkmak, Yemekten hemen sonra tatlı veya meyve tüketmemek, akşam yemeğini saat 19:00’dan önce ve az miktarda tüketmek, alkol ve diyet ürünlerinden uzak durmak,, şekerli, unlu, nişastalı yerine sebzelerden ve gerçek tam buğdaylı ekmekten karbonhidrat ihtiyacını karşılamak. Sık acıkanlar için sürekli bir şeyler atıştırmaktansa ara öğünler oluşturup, çiğ kuruyemiş veya ekşi meyve tüketerek tokluğu sağlamaları gerekiyor.

Düzenli(Haftada 3 +) Egzersiz Yapmak

Her egzersiz karın kaslarını çalıştırmaz. Plates, Basketbol, Futbol, Boks, extreme sporlar ayrıca karın egzersizi gerektirmezken kardio, bodybuilding, düz koşu, gibi sporlar fazladan karın kası egzersizi gerektirebilir. Karın için en etkili çalışma düz ve sağ-sol tam dönülerek yapılan ve 45 dereceyi geçmeyen crunch hareketidir.Süre 30 dakika olmalı, bu sürede

1000-2000 arası bir rakama ulaşmayı hedeflemeliyiz. Sadece böyle crunch çalışıp ,haftada 5 kez, 30 dakika ile ideal bir karına sahip olabilirsiniz.

Ancak tüm bunları “ben yapamam!” diyet, egzersiz bana göre değil derseniz, biz estetik-plastik ve rekonsrüktif cerrahi uzmanlarına başvurmanız gerekir. Sixpack-baklava dilim görünümünde düz bir karın için yüzde yüz bir sonuç elde edilemese de, hastanın olduğundan çok daha ince bir bel ve karnı 1-2 saat içinde acısız oluşturulabilir. Slim Lipo3 cihazı veya Smart Lipo triplex yada yeni jenerasyon Vaser Lipo ile istenilen bu sonuçları elde etmek mümkün ve oldukça da kolay.

Vaser Lipo yönteminde herhangi bir hasar yaratmadan, yağ dokusu içine ses dalgaları gönderilerek yağlarda erime oluşturulur ve emme yolu ile dışarıya çıkartılır. Ancak fazla kilolu hastalarda bu yöntem kullanılmıyor. Bunun yanısıra kasları öne çıkarmak için karnın yan tarafından alınan alıp belli bölgelere yağ enjeksiyonu uygulanabilir. Böylece doğal ve fit bir görünüm elde edilebilir.Ancak burada dikkat edilecek nokta kişinin kilo almamasıdır.

Bu uygulamaların ardından 7-10 gün korse kullanımı yeterli gelmektedir.

Ayrıca protez kas sistemiyle baklava görünümlü karın yapılıyor. Baklava şeklindeki protezi karnın alt bölgesinden girerek yerleştiriyoruz. Operasyon takriben 1-2 sürüyor. Dikişler belli olmuyor. Çoğunlukla zayıf veya spor yaparak istediği görünümü elde edemeyen erkeklerin tercihi yapay kas operasyonları oluyor. Ancak bu uygulamaya herkes uygun olmayabiliyor. Ayda ortalama 5-10 civarında hasta başvuruyor. Uygun kişilere yapıldığı takdirde son derece başarılı bir yöntem. Aynı zamanda katı silikon kullanıldığı için herhangi bir kazaya maruz kalındığında risk oluşturmadığı gibi yapay kas olduğu da anlaşılmıyor. Elastik oldukları için şekil değiştirme riski de yok. Karın protezinde bir ay eğilip kalkmak, denize girmek, güneşlenmek, yüzmek, ağır hareket ve egzersiz yasak. Daha sonra kişinin sağlıklı beslenmesi ve spor yapması uygun olur. Yöntemin uzman hekim tarafından yapıldığı takdirde hiçbir yan etkisi yok.

Tüm bu uygulamaların başarılı olmasında ki tek şart ise , hastanın bunu gerçekten istemesi ve disiplinli bir şekilde çalışarak çaba göstermesi.

Sağlıklı bir çalışma masası nasıl olmalı?

3 Mart 2016 Perşembe

doktor
Mesailerinin büyük bir bölümünü masa başında geçiren ofis çalışanları sıklıkla nedeni belirsiz ağrılardan şikâyet ederler. Birçokları da nedenini bilmediği bu ağrıların tedavisini ertelerler. Günlük yaşamda yaptığımız ters hareketler, eski kırıklar, bilgisayar karşısında yanlış oturmak gibi birçok farklı neden ofis çalışanlarının yaşadığı bu ağrılara sebep olabilir.

Doktortakvimi.com üyelerinden Ortopedi ve Travmatoloji / El Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Gökçe masa başı hastalığı olarak tanımlanan bu problem hakkında görüşlerini paylaştı.


Özellikle ofis çalışanlarının hayatlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri çalışma masaları, zamanla iskelet ve kas sistemi üzerinde etkisini gösterebiliyor. Ofis çalışanlarının sıklıkla karşılaştığı boyun, ense, sırt ağrıları ise ortopedik açıdan fonksiyonel veya yapısal olarak iki ayrı grup altında değerlendirebiliyor. Zamanla kendini gösteren ağrılar, sağlıklı bir çalışma alanı yaratmanız için vücudun gönderdiği sinyaller olarak düşünülebilir. Ancak bu ağrıların süresi ve şiddeti giderek yükselebiliyor. Masa başı çalışmasının sağlığımız üzerindeki etkisini değerlendiren Prof. Dr. Alper Gökçe, “Ağrıların hastalık olarak adlandırılmasında, ağrının süresi, eşlik ettiği kollarda uyuşma yanma ve karıncalanma gibi diğer bulguların varlığı dikkate alınmalıdır. Boyun ağrıları romatizma, enfeksiyon, eğrilik ve fıtık gibi hastalıkların belirtisi olabilir. Kemik dokunun yanı sıra kaslarda gerilime bağlı ağrılar da görülebilmektedir. Kafa içinden kaynaklanan ve enseye yayılan nörolojik tablolar da bu sahada ağrı sebebi olarak karşımıza çıkar.” diyor.


Ağrının çoğu zaman hastayı hekime taşıyan ilk bulgu olduğunu belirten Gökçe, eğrilikler, başta düzleşme olmak üzere çeşitli şekil bozukluklarının da şikâyetlere eşlik ettiğine dikkat çekiyor. Ofis çalışanlarının en rahat, en üretken halde çalışabilmesi için, masa başı çalışmalarının ergonomik açıdan incelenmiş ve standartları belirlenmiş bir husus olduğunu belirten Prof. Dr. Alper Gökçe, bilgisayar monitörlerinin konumlanışından oturuş biçimlerine kadar masa başında geçirilen mesaide dikkat edilmesi gerekenlere yönelik şunları söylüyor;


Monitörü doğru bir şekilde yerleştirin

Sinir sistemi kafa içerisindeki merkezi ile vücudun diğer kesimleri arasındaki bağlantıyı omurilik aracılığıyla sağlar. Boyun yapısındaki şekil değişiklikleri sinirlerin konumu ve kan dolaşımı üzerine dolaylı etki yapmaktadırlar. Bu nedenle başta ekranlar olmak üzere ofiste çalışılan dokümanlara görsel erişimde boyna verilen pozisyon değerlidir.

Monitörler, tüm bilgisayarların ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen yanlış yerleştirildiği zamanlarda kullanıcısını alışılmışın dışında pozisyonlarda çalışmaya zorlayabilir. Kötü konumlanmalarda sıklıkla çenenin yukarıya doğru meylettiği, baş ve üst gövdenin ileriye uzandığı pozisyon karşımıza çıkar. Zorlu çalışma pozisyonlarında önemli ölçüde çalışanın rahatsızlık hissetmesi ve iş ile ilgili kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına potansiyel teşkil eder. Monitörün diğer olumsuz etkileri ise göz tahrişi, bulanık görme, gözlerde yorgunluk, kuruma, yanma ve baş ağrısı olarak sayılabilir.

Duruş bozukluklarından kaynaklanan rahatsızlık ve bunun sonucunda ortaya çıkan ağrıları sadece monitöre bağlamak doğru olmasa da ideal konumlamayı bir kez daha hatırlamalıyız.


Görüş mesafesi: Gözden hayali olarak yere paralel çizilen çizgi ile ekran üst yüzeyi arasında 40-70 cm mesafe olmalıdır.

Görüş açısı: Ekran, göz hizasının 15-30 derece alt kısmını kapsamalıdır. Kullanıcın başı ekranın tam ortasına denk gelmeli; gözler her iki yanda 30’ar toplamda 60 derecelik bir açıyı süpürüyor olmalıdır. Ekran konumu dışında, kişinin masa başındaki şahsi konumlanması da boyun ve ense ağrılarına neden olabilir.

İdeal konumlama: Öncelikle masada dik oturulmalıdır. Yazı yazarken kollar yere mümkün olduğunca paralel olmalıdır. Dirsekler gövdenin yan tarafında, gövde dik, bacaklar zemine paralel olan duran ayaklar üzerinde şekilde olmalıdır. Sürekli aynı tarafa boynu döndürmek veya her iki yana boynu sürekli hareket ettirmek kasların ve bağların esnekliği üzerindeki olumsuz etmenlerdir. Bazı hastalarda tekrarlayan olumsuz şartlar ve / veya yetersiz oturma alışkanlıkları sayesinde baş, boyun ve omuzlarda şekil bozukluğu gelişebilir.


Kısa molalar vermeyi ve egzersizleri ihmal etmeyin

Boynun geriye doğru olan eğimi lordoz kavsinin kaybolarak ensede düzleşme ile başlayan süreç zamanla omurların arasındaki disk yapılarına sirayet eder. Bu durum boyun fıtığına kadar uzanabilir. Öte yandan ensede yer alan ve faset eklem adı verilen eklemlerde de dejeneratif değişiklikler ofiste yapılan basit hataların meslek rahatsızlığı olarak karşımıza çıkmasına neden olur.

Ağrı ve kişinin ense civarında yaşadığı gerginliklerde, hekime başvurarak tanı konması sağlanarak tedavi planlanmalıdır. Fonksiyonel bozukluklarda ise ortam düzenlenmesinin yansıra belli zaman dilimlerinde kişi ara vererek boyun egzersizleri yaparak boyun ve omuzun hareketlerine izin vermelidir.

3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü

3-dunya-kulak-ve-isitme-gunu
Dünya İşitme Günü, 3 Mart tarihinde ele alınan bir koruyuculuk etkinliğidir. 2007 yılında Pekin' de yapılan, Birinci Uluslararası İşitme Bozukluklarının Önlenmesi ve Rehabilitasyonu Konferansında gündeme alınmıştır. Günün amacı, dünya çapında, kulak ve işitme sağlığı üzerinde farkındalık yaratılmasının sağlanması ve bu konu üzerinde toplumun bilinçlendirilmesidir. Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz “Kulak ve İşitme Sağlığı” konusunda detayları aktardı.
 
Toplumda sağlıklı bir iletişimin temelini işitme ve konuşma fonksiyonumuz oluşturur. Konuşma gelişiminin sağlıklı bir işitme ile sağlanabildiği düşünülürse işitmenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. İşitme kaybına bağlı olarak gelişen sorunların çözümü, bireyin toplumsal yaşama güçlü bir şekilde katılmasını sağlamakta ve yaşam kalitesini artırmaktadır. Bu sorunun çözümünde, bireyin sahip olduğu işitme kaybı düzeyine bağlı olarak çeşitli seçenekler karşımıza çıkmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, işitme kaybının erken teşhisi büyük önem taşımaktadır. Özellikle ilk 2 yaşta gelişmesinin büyük ölçüde tamamlandığı işitme ve konuşma fonksiyonumuzun değerlendirilmesi ve varsa işitme kaybının bu dönemde belirlenip müdahale edilmesi, çocuğun işitme ve konuşma engelli bir birey olmaktan çıkıp topluma normal bir birey olarak kazandırılmasını sağlamaktadır. Son yıllarda ülkemizde de oldukça yaygın ve başarılı bir şekilde uygulanan “yeni doğan işitme taraması programı” ile yeni doğan döneminde bu sorun gelişmiş odyolojik testler ile belirlenebilmekte ve sorunu olan bireylerde klasik işitme cihazı veya gelişmiş koklear implant uygulamaları ile işitmenin düzeltilmesi sağlanabilmektedir.

Yine yenidoğan döneminde olduğu gibi çocukluk, genç, erişkin veya ileri yaşlarda sonradan gelişen işitme kayıpları bireyin konuşmasında bozulmalara veya toplum içerisinde yalnızlaşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, bu dönemlerde yapılacak yıllık rutin kulak burun boğaz muayeneleri sorunun erken teşhis edilmesini sağlayabilmekte ve çözüm yolları bireyin toplum içerisinde daha katılımcı, kendine güvenli bireyler olmasını sağlayacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü işitme kaybına yol açan faktörlerin % 60′si önlenebilir olduğunu bildirmektedir. Önleyici tedbirler arasında; çocukların yenidoğan döneminde işitme taramalarından geçmesi, özellikle kızamık, menenjit, kabakulak ve kızamıkçık aşılarının olunması, tüm yaş dönemlerinde ototoksik (iç kulağa zarar verici) ilaç kullanımından kaçınılması veya doktor kontrolünde uygulaması, özellikle çocukluk çağında karşılaşılan orta kulak iltihabı için erken ve etkin tedavilerin yapılması ile yüksek sese maruz kalınan ortamlardan kaçınılması sayılabilir. Özellikle tüm çocukların yenidoğan ve okul öncesi dönemde, işitme testi ile değerlendirilmesi önemlidir. İşitme kaybı, kulak tıkacı (serumen) veya kulakta sıvı birikmesi gibi rahatsızlıklarda basit medikal veya cerrahi uygulamalar ile düzeltilebilir sorunlardan kaynaklanabilir. Bu sorunların çözümü ile ileride gelişebilecek kalıcı işitme kaybı ve konuşma bozukluklarının önüne geçebilir. Bu tip basit sorun ve çözümlerine rağmen, söylenilenleri sıklıkla tekrar ettirmek, televizyon sesini çok açmak, telefon konuşmalarının anlaşılmasında zorlanmak, ortam gürültüsü varlığında işitmede güçlük çekmek, karşısındakinin söylediğini yanlış anlamak, kulaklarda çınlama ve uğultu gibi şikayetlerin varlığı mutlak kulak burun boğaz hekimine başvurulması gerekliliğini gündeme getirir.

Diş çürükleri için en basit yöntem

25 Şubat 2016 Perşembe

diş
Ksilitol, ağza alındığı zaman ağızda ferahlık hissinin oluşmasına neden olan ve tadı şekere çok benzeyen bir maddedir. Görüntüsü de şekere benzer ancak kan şekerini ani şekilde yükseltmediği gibi kalorili de değildir. Diyetlerde de sıklıkla karşımıza çıkan bu madde, diş sağlığı açısından da son derece faydalıdır.

Günümüzde sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilen ksilitolün dişler, diş eti ve çene kemikleri üzerindeki pozitif etkisini Diş Hekimi Pertev Kökdemir anlattı…

“Ksilitolün düzenli bir şekilde şeker yerine kullanımının etkisi bazı yönlerden pozitiftir. Ağızda çözünürken tükürük salgılanmasını uyarmaktadır. Bu durum, tükürüğün mine oluşumu ve sertleşmesi için gerekli olan çok miktarda kalsiyum fosfat içermesi açısından avantaj sağlamaktadır. Ksilitol minenin içinde minerallerin depolanmasını destekler. Ayrıca ağız içindeki asit içeriklerinin etkisini azaltır. Diş çürüklerine neden olan bakterilerin dişlerin üzerine yapışması ve orada kümelenmesi için düşük seviyede pH'a ihtiyaçları vardır. Çürük oluşturan bu bakteriler (s. mutans) sadece asit ortamda (pH seviyesi 4-5) zarar verici plak oluşturabilir. Ksilitol ağız içindeki pH seviyesini arttırarak dişlerin çürük oluşumuna karşı korunmasında önemli derecede katkı sağlar.”

KSİLİTOL SAYESİNDE ÇÜRÜK POTANSİYELİNDE AZALMA

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Ağız ortamında ksilitolün bulunması, şeker ya da nişasta gibi karbonhidratları laktik aside dönüştürerek dişte hasara sebep olan bakterilerden etkili bir biçimde korunma sağlar. Günlük olarak düzenli kullanıldığında, ağız florasının olumlu yönde değişmesine yardım eder. Bu yönden ksilitol, streptococcus bakterisi popülasyonunu etkileyerek çarpıcı biçimde çürük oluşma potansiyelini azaltır. Ksilitol, bakterileri öldürmez ama zarar verici içeriklerinin üretimine engel olur. Finlilerin yaptığı çalışmalara göre ksilitolün gün boyunca katkı sağlaması için kullanılması gereken optimal günlük miktar 9-12 gram arasındadır. Günümüzde ksilitol; sakız, pastil ve ksilitol tozlarından sağlanabilir” diyor.

KEMİK KAYBINA SEBEP OLABİLİR

Almanya'da tüm yetişkinlerin sadece yüzde 1’inin çürüğü yoktur diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir sözlerine şöyle devam ediyor; “Çürük, bakteriler tarafından üretilen asitlerin dişleri etkilemesi sonucu oluşur. Bu durum şeker ya da nişastanın metabolize edilmesinden kaynaklanır. Bakterilerin dişlerin yüzeyine yapışması için asidik ortam (pH 4-5) gereklidir. Eğer bakteriler dişlerin boyun kısımlarında birikir ve plak üretmeye başlarsa; periodontal hastalıklar görülebilir. Bu süreç boyunca yayılmış bakteri artıkları dişeti iltihabına (gingivitis) neden olur. Bu hastalığın ileri safhası periodontitis olarak adlandırılır ve sadece dişeti çekilmesi değil, dişler etrafında kemik kaybı da görülür.”

ÖNLEYİCİ TEDAVİNİN ÖNEMİ BÜYÜK

Diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının önlenmesindeki en etkili yöntem, diş fırçalama ve diş ipi kullanımından oluşan ağız bakımını kapsayan mükemmel bir önleyici tedavidir diyen Kökdemir, “Aynı zamanda beslenme de önemli rol oynamaktadır. Sağlıklı ve mümkün olduğunca az şeker kullanımı olmalıdır. Özellikle bunlara ek olarak düzenli ksilitol kullanıldığında çürük oluşturan bakterilerin hiç şansı olmayacaktır” dedi.

BİR DAKİKA BOYUNCA AĞZINIZDA TUTUN AMA YEMEYİN

Her yemekten sonra yarım çay kaşığı ksilitolün ağza alınması tavsiye edilir diyen Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Ksilitol yenmemelidir” diyerek de özellikle uyarıyor. “Çünkü bu madde en iyi ağız boşluğunda çözündüğünde yarar sağlar. Bu süreçte pH seviyesinin yükselmesinde istenilen etkinin sağlanması için tükürük üretimi hızlanır. Dişlere yararı için bir dakika boyunca ağızda kalmalıdır. Ksilitol antibiyotik gibi çürük yapan bakterileri direkt olarak öldürerek etkilemez. Ama şeker ve nişastanın laktik asite dönüşmesini önler. Bunun ötesinde pH seviyesini yükselterek bakterilerin diş yüzeyine yapışmak amacıyla bir araya toplanmasına engel olur.”

DİŞ YÜZEYİ PÜRÜZSÜZ BİR HAL ALIR

“Ağzın ksilitol ile çalkalanması sonucu tükürük içeriğinde bulunan kalsiyum fosfat sayesinde meydana gelen remineralizasyonla (yeniden mine oluşumu) diş yüzeyinin daha pürüzsüz, kaygan bir hal alması dikkat çekici bir etkidir. Her gargaradan sonra diş yüzeyi daha da pürüzsüz bir hal alır ve bu da bakterilerin dişlere yapışmasını zorlaştırır. Birçok çalışma düzenli gargara yapma, sakız çiğneme ya da pastillerin kullanımının çürük oluşumunda bilinen en etkili önleyici tedavi yöntemleri olduğunu ifade etmektedir.”

Yarıyıl tatilinde bu estetik uygulaması favori oldu

2 Şubat 2016 Salı

kulak
Kepçe kulak sorunu genellikle doğuştan, genetik kaynaklı bir kulak açı sorunu. İple Kepçe Kulak estetiği ise pratik, neştersiz uygulamasıyla yarıyıl tatilinin favori estetik uygulaması oldu


Estetik International Sağlık Grubu kurucusu Op. Dr. Bülent Cihantimur, klasik kepçe kulak ameliyatlarından çok daha konforlu olan İple Kepçe Kulak estetiği hakkında açıklamalarda bulundu:” Salt bir estetik sorunu olan kepçe kulak, kişiyi rahatsız eden bir estetik yapıya sahipse, sorunun çözüm yollarına gidebilir. İple kepçe kulak estetiği ise klasik kepçe kulak ameliyatından farkı, kulağın geniş açılı kepçe yapısına iplerle yapılan, acısız, sargısız ve kısa süre içerisinde uygulanabilen bir estetik operasyondur. İş hayatından kopmak istemeyen yetişkinler ve okulundan ger kalmak istemeyen çocuklar İple Kepçe Kulak estetiğini özellikle tercih ediyorlar. Yarıyıl tatilinde bu sorunu ortadan kaldırmak isteyen pek çok çocuk hastamızla görüştük ve uygulama yaptık”


Özgüveni pekiştiriyor


“İple Kepçe Kulak estetiği cerrahi bir uygulamanın olası risklerini taşımadığı, neştersiz bir şekilde uygulama yapıldığı için, daha kolay ve hasta açısından çok daha konforlu bir uygulamadır. Kulağında kepçe kulak sorunu yaşayan ve durumdan rahatsızlık hisseden, 4 yaşından büyük herkese yapılabilir çünkü kulak ortalama bu yaşlarda gelişimini durduran bir organdır. Bu yüzden 4-5 yaşından sonra herhangi bir zaman İple Kepçe Kulak estetiği yapılabilir” diyen Op.Dr. Bülent Cihantimur ayrıca şunları söyledi: “Özellikle okul öncesi dönem olan 4 ila 6 yaş arasında iple kepçe kulak estetiğinin yapılması, çocuğun öz benlik ve özgüveninin yıpranmamasına vesile olur. Okul arkadaşları tarafından alay konusu olabilme ihtimali ve kendi bedenini tanıma ve farklılıklarını gözlemleme yaşlarında bunu sorun etme olasılığına karşı önlem olarak alınabilir”


İple kepçe kulak estetiği nasıl yapılıyor?


Cihantimur İple Kepçe Kulak estetiğinin nasıl yapıldığını anlattı: “Hastanın kulak kıkırdağını törpülemek ve kesi yaparak, kulak arkasından müdahale etmek yerine, ince ipler ve iğneler vasıtasıyla, yanlış açı yapan kulağı kafatasına yaklaştırmak suretiyle yapılır. Noktasal girişlerle yapılan bu işlem, herhangi bir iz ya da yara oluşturmaz, kullanılan iplerse, medikal, bedene herhangi bir zararı olmayan tıbbı malzemelerdir. Bir nevi iple tutturmak da diyebileceğimiz bu yöntemle, kulaklardaki geniş açı sorunu yani kepçe kulak deformitesi kaybolur”.

Gözünüze Kış Değmesin! 5 Adımda Gözlerinizi Koruyun

8 Ocak 2016 Cuma

göz resmi
Her geçen gün kendisini daha da hissettiren kış mevsimi vücut sağlığının yanı sıra göz sağlığını da yakından etkiliyor. Cilt sağlığından saç bakımına kadar birçok alanda farkındalık olmasına karşın toplumumuzda göz sağlığına yeteri kadar önem verilmediğine dikkat çeken Dünyagöz Etiler’den Op. Dr. Alp Kayıran kış mevsiminde göz sağlığını korumanın ipuçlarını veriyor.

Vücut direncinizi korumaya dikkat edin

Soğuk havalarda düşen vücut direnci virüslerin organizmalara yerleşmesini daha da kolaylaştırıyor. Özellikle kış mevsiminde halk arasından göz nezlesi olarak bilinen konjonktivit, gözlerde kızarıklık, sulanma, ışıktan rahatsız olma, çapaklanma ve beyaz akıntı şikâyetleriyle ortaya çıkarak hızla salgına dönüşebiliyor. Bu nedenle kış aylarında hem beden, hem de göz sağlığı açıcından vücut direncini korumak ayrıca önem taşıyor.

Ellerinizi sık sık yıkamayı ihmal etmeyin

Viral enfeksiyonlar gözün kornea tabakasına etki ederek görme bozuklukları riskini artırabiliyor. Gözlerde enfeksiyonlara bağlı oluşabilecek sorunları önlemek için öncelikle hijyene önem vermek gerekiyor. Gözleri mümkün olduğunca kaşımamak, sürekli tokalaşmaktan kaçınmak ve en önemlisi de elleri sık sık yıkamak enfeksiyondan korunmaya büyük oranda yardımcı oluyor.

Kalabalık ve havasız ortamlar enfeksiyon sebebi

Kış aylarında virüslere bağlı artan hastalıklardan en çok etkilenen organların başında göz geliyor. Özellikle soğuk algınlığına ve boğaz enfeksiyonlarına neden olan adenovirüsler; okul, kreş, iş yerleri ve alışveriş merkezleri gibi havasız kalabalık ortamlarda asılı kalarak kolaylıkla salgına dönüşebilen konjonktivite neden olabiliyor.

Sürekli yanan kaloriferlere ve çalışan klimalara dikkat

Kış mevsimi boyunca sürekli yanan kaloriferler, çalışan klimalar ve yeterli miktarda havalandırılmayan ofisler göz sağlığını en çok tehdit eden etkenlerin başında geliyor. Özellikle bu alanlarda yoğun kullanılan bilgisayarlar, göz kuruluğu şikâyetlerini de artırıyor. Göz sağlığını korumak için ortamın havalandırılması, nemlendirilmesi ve doktor önerisine göre suni gözyaşı damlalarının kullanılması, göz kuruluğunu gidermek için alınması gereken önlemler arasında yer alıyor.

Makyaj malzemelerinizi paylaşmayın

Konjoktivitli hastaların dokunduğu yerlere temas etmek bile hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Yüksek bulaşma riski taşıyan viral göz enfeksiyonları özellikle makyaj malzemelerinin ortak kullanımıyla salgın haline dönüşebiliyor. Sadece kişisel malzemelerin kullanımı değil, taşıdığı riskin farkına varmadan kozmetik reyonlarında denenen ortak kullanıma açık demo ve tester ürünler de göz sağlığını açışından ciddi anlamda tehdit oluşturabilir.

Yatmadan Önce Nelere Dikkat Etmeliyiz

7 Ocak 2016 Perşembe

sağlık
Kaliteli uyku sağlığımız için en az su içmek kadar kaliteli büyük önem taşıyor. Özellikle uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu, vücudumuz için oldukça faydalı. İyi bir uykunun başlıca ölçüsü ise sabah dinç uyanmak ve gün içinde zinde hissetmek. Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferah Ece kaliteli bir uyku için gece yatmadan önce dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

>  Solunumun ve kalp üstünde basınç oluşmasını azaltmak için yemeğinizi yatmadan en az 3 saat önce yiyin.

> Akşam yemeklerinde yenilen yağlı, kızartmalı ve baharatlı yiyecekler reflüye de yol açabildiklerinden uykuya dalmayı güçleştirip uyku kalitesini bozacaktır. Yağlı, kızartmalı ve baharatlı yemeklerden kaçının.

> Yatmadan en az 4 saat önce alkol alımını kesin. Aşırı alkol solunumu baskılar ve uykuda solunum durmalarının sıklığını ve ağırlığını artırır. Alkol ve uyku ilaçları, kas gevşetici, anksiyete önleyici, ağrı kesici gibi ilaçlar, üst solunum yolu kaslarında gevşemeye yol açıp hava yolu tıkanmasına neden olabilirler.

>  Sigaranın neden olduğu tahrişin, horlama ve apne ağırlığını arttırdığı düşünülür. Sigaranın bırakılması uykuda solunumun düzelmesinde çok yardımcıdır. Uyarıcı madde içeren kahve, kola, çikolata gibi gıdalardan özellikle saat 17:00’den sonra uzak durun.

>  Sadece uykulu hissettiğinizde yatağa gidin.

>  Sırt üstü yatma boyun ve boğazdaki yumuşak dokuların arkaya doğru kaymasına ve bunun sonucu olarak hava yolunun daralmasına ya da tam tıkanmasına yol açar. Sırta yerleştirilecek yastıkçıklar ya da pijamanın arkasına dikilecek bir cebe yerleştirilen tenis topu hastanın sırt üstü yatmasını engelleyebilir.

>  Sıcağa hassas kişilerin genel kanının aksine yatak odalarında dikkatli kullanılan klimalar uyku kalitesini artırır ve hastalıklara yol açmaz. Ancak filtrelerin sık temizlenmesi veya değiştirilmesi ve nem oranının çok düşürülmemesine dikkat edilmelidir.

>  Kitap okumak, gevşeme sağlayacağı için uykunun gelmesine yardımcı olur.

> Özellikle yaşlılar eklem problemleri olanlar, artrozu bulunanlar kalp ve akciğer hastalığı olanların vücuda destek sağlayan rahat yatak ve yastıklarla yatmaları uyku kalitesini artırır. Kemik, kas ve eklem hastalığı olanların ortopedik yatak ve yastık kullanması gerekir.

>  Pamuklu kumaş hava akımına izin verdiği için çarşaf, nevresim kılıfı ve yastık kılıflarınız pamuklu olsun.

>  Yatmadan 1 saat kadar önce duş alabilirsiniz.

>  Yatmadan önce bir bardak süt içmek fayda sağlayacaktır.

Kış Mevsimi Leke Tedavisi İçin En İdeali

25 Aralık 2015 Cuma

tedavi
Çoğu kadın ve erkek yüzündeki lekelerden şikayetçi. Yaz güneşinin etkisiyle daha da koyulaşan leke tedavisi için en ideali kış mevsimi. Gebelik dönemi, bazı ilaçlar, solaryum, bazı hormonal hastalıklar ve genetik faktörlere de bağlı olarak cilt lekelenmeleri görüldüğünü söyleyen Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir “Güneş lekeye neden olan en önemli faktör olduğu için ve leke tedavi yöntemlerinde güneşten korunma gerekir. Bu yüzden leke tedavileri mutlaka kış aylarında yapılmalıdır” diyor.

Leke tedavisi nasıl yapılır?

Leke tedavisinde tek bir tedavi yöntemi mevcut değildir. Kişinin cilt yapısı ve lekenin derinliğine bağlı olarak bir ya da birden fazla yöntem leke tedavisinde kullanılabilir.

Kimyasal peeling yöntemi: Kimyasal peeling (soyma) yönteminde özel geliştirilmiş kimyasal ajanlar kullanılır. Leke tedavisinde en sık kullanılan kimyasal ajan glikolik asit denilen meyve asitleridir. Bu tedavi hafif leke sorunu olan ciltlerde uygulanabilir. Seanslar 2-4 hafta arayla 4-6 uygulama olarak yapılabilir.

Enzim peeling (leke maskesi): Enzim peeling leke tedavisinde son yıllarda kullanılmaya başlanan özel bir soyma yöntemidir. Cilde özel bir karışım olan maske uygulanır ve 8-10 saat kadar bekletilir. Bu süre sonunda maske ılık bir suyla çıkarılır ve ardında 4-6 ay süre ile özel bir devam kremi sürülür.

Mezoterapi: Leke giderici özel ilaçlardan oluşan karışımların cilt altına enjekte edilmesi ile lekeler tedavi edilebilir. Bu tedavi yöntemi kimyasal ya da enzim peeling tedavileri ya da lazer tedavileri ile kombine edilebilir.

Lazer tedavileri: Leke tedavisinde farklı lazerler kullanılabilir. Cildin en üst tabakasını soyan fraksiyonel lazerler, renk hücresini hedef alan Q anahtarlı lazerler ve yoğunlaştırılmış ışık kaynakları olan IPL cihazları en sık kullanılan ışık sistemleridir. Lekenin tonuna ve yaygınlığına göre lazer uygulamaları yapılır.

Renk açıcı kremler: Kremler leke tedavisinde tek başına ya da yukarıda sıralanmış olan işlemlerle birlikte kullanılabilir. Leke tedavisinde en sık hidrokinon, C vitamini, arbutin, kojik asit, glikolik asit içeren kremler kullanılır. Ayrıca retinol içeren kremlerde ciltte soyulma etkisi gösterir ve leke tedavisinde yardımcı olarak kullanılabilir.

Güneş koruyucu kremler: Leke tedavisi sırasında mutlaka güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Bu kremler cildi kış aylarındaki güneşin etkilerinden korur ve lekenin koyulaşmasını engeller. Kış aylarında güneş çok etkili olmadığı için düşük koruma faktörlü (15-20) güneş koruyucuların kullanımı yeterlidir.
 
Support : Blogger | Giresunspor
Copyright © 2012 - 2017. Sağlık Blogu - Tüm Hakları Saklıdır.
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger